30 Aralık 2024 Pazartesi

2025’te Dünya Ekonomisi

 

2024 yılı dünya ekonomisinde Rusya’nın işgal girişimi ile başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı ve İsrail hükümetinin saldırgan ve canice kıyım yaptığı Gazze Savaşı ve ardından Lübnan Saldırıları nedeniyle Savaş korkuları içinde geçen bir yıl oldu. Uluslararası sistemde en iyi haber 2024 yılının sonunda Suriye’de zalim Beşar Esad rejiminin çökmesiyle geldi. Dünyada, Tayvan gerginliği, İran İsrail Gerginliği, Kuzey Kore-Güney Kore gerginliği gibi hiç tansiyonu azalmayan bölgeler de savaş tehdidi altında. ABD seçim belirsizliği ise Trump’ın seçilmesiyle son erdi. Fakat küresel ekonomide korumacılık ve pazarlığa dayalı ekonomi yönetiminin sonuçlarının nereye kadar sıkıntı yaratacağı da hala belirsizliğini koruyor. Trump 2.0 döneminde ekonomide Panama Kanalı tehdidi ve Göçmen politikasının da yeni gerginlere neden olup olmayacağı da merak edilenlerden. Fakat Panama tehdidinin arka planında Çin’e gümrük vergilerinden sonra küresel ekonomide Çin’in kazandığı ekonomik cephelerin boşaltılması gerginliklerinin de artacağı beklenebilir. Biraz astrolog gibi tahmin edersek, Çin’in Amerika ve Kutup politikasından vazgeçmesi için ABD’nin baskı yapacağı da anlaşılmaktadır. 2025 yılı jeopolitik gerginliklerin gölgesinde başlayacaktır. Bu durumda en çok merak edilen emtia fiyatlarının seyri olacaktır. Rusya’nın Avrupa ile olan gerginliği nedeniyle doğalgaz fiyatlarındaki yükseliş devam ediyor. Ayrıca bakır gibi emtiaları fiyatları da yükseliş eğilimindedir. Dünyada çip savaşları şiddetini yitirmekle birlikte halen talebin yüksekliği nedeniyle ve bilgi teknolojilerin siber savaşlardaki rolü nedeniyle halen önemini koruyor. Dünyada yeni yükselen teknoloji şirketleri ise yapay zekâ şirketleri. Sıradan işlerin yapay zekâ ile ucuz ve insansız yapılabileceği yönündeki beklentiler bu şirketlere yatırımcıların ve devletlerin yatırımlarını tetikliyor. Dünyada yasal ekonomiye ve formel para birimlerine ilgi azalırken yatırımlar, kripto para ve vergi cenneti ülkelere doğru kayıyor.

2024 yılının yıldız endüstrisi savunma sanayii oldu. Ülkeler özelikle Rusya’ya komşu olan Avrupa devletleri ile İsrail’e komşu olan Ortadoğu devletlerinde silahlanma yarışı dört nala devam ediyor. 2025 yılında ülkelerin en çok yatırım yaptığı alanların arasında savunma harcamaları olmaya devam edecektir. ABD kongreye sunulan bütçe teklifinde ortalama 700 milyar dolar seviyesindeki savunma harcamalarını 850 milyar dolar seviyesine çıkarmayı planlıyor. Japonya ise 2025yılı bütçesinde savunma harcamalarını %9 artırarak 56 milyar dolar seviyesine çıkarıyor. Çin için ise, RAND düşünce kuruluşuna göre 2025 Çin 185 milyar dolar savunmaya pay ayırıyor. Rusya’nın savunma ayırdığı pay roket hızıyla artacak %24 oranıyla 145 milyar dolar seviyesinde tahmin ediliyor. Fransa ise 55 milyar dolar seviyesinde bir parayı savunmaya harcayacak. Rakamlar bize gösteriyor ki, dünyada büyük bir silahlanma ve savunma yatırımları yapılacak. Bu kadar yatırım sonucunda küresel veya bölgesel değişik savaş ihtimallerinin dünyanın her yerinde artabileceğini gösteriyor. Bu kadar gergin bir dünyada Türkiye’de savunmaya yaklaşık 27 milyar dolar harcayacak. Ümit edelim ki, zor geçen bir yıldan sonra Türkiye ve dünyada ekonomik zorlukların hafiflediği, İsrail hükümetinin adalet önünde hesap verdiği, Gazze’deki çocukların yaşama ümitlerinin artığı ve bölgemizde istikrarsızlıkların azaldığı bir yıl olsun. Türkiye ekonomisi ile ilgili beklentileri ise haftaya yorumlamak üzere, herkese mutlu ve sağlıklı bir yıla kavuşmalarını dilerim. İyi yıllar.

24 Aralık 2024 Salı

Asgari Ücret Ne Olmalı?

 


Asgari ücret tartışması, Türkiye’de son üç yıldır yaşanan hiper enflasyon sürecinin en çok tartışılan başlığıdır. Asgari ücretin çok tartışılması Türkiye için normal kabul edilmesi gerekir. Çünkü çalışanların yaklaşık %42’si asgari ücretle çalışıyor ve ekonomik hesaplamalarda en önemli kriterlerden birisi.

Asgari ücretin tespiti, kamu kesiminin yanı sıra TÜRK İŞ (İşçi sendikalarını temsilen), TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) ve doğrudan işçi temsilcileri katılmaktadır. Genelde 3 toplantı ile sonuçlandırılan süreç bu yıl dördüncü toplantıya da gidecek. Toplantıda üçüncü toplantıya kadar herhangi bir ücret miktarı açıklanmadı. Fakat 19 Aralık 2024 toplantısından sonra 2025 yılı için TÜRK İŞ ve işçiler toplanarak asgari ücret talebini 29583 TL olarak açıkladı. Bu talebin hesaplanmasında %45 ücret artışı ve %20’lik refah payı unsurlarının bulunduğu açıklanmıştır. Asgari ücret tartışmalarının bu kadar rekabete açık devam etmesinin temel sebebi, çalışanlar için hayatta kalmak ve geçinme için işveren açısından da işletmelerin sürekliliği açısından bakılmaktadır.

Aslında asgari ücret dünyada refah devleti ve sosyal devlet anlayışının gelişmesi ile çalışanların korunması için gelişmiş en önemli regülasyonlardan birisidir. Uluslararası Çalışma Örgütüne üye olan ülkelerin %90’ı asgari ücret veya minimum ücret uygulaması vardır. Artık asgari ücret düzenlemesi kapitalist dünyada en yaygın ekonomik düzenlemeler arasındadır.

Türkiye’deki asgari ücretle ilgili diğer tartışmalarda iki farklı konu öne çıkmaktadır. Birincisi bölgesel asgari ücretin uygulanması, ikincisi de asgari ücrettin ortalama ücret olması sorunu. Bölgesel asgari ücret, Türkiye’de özellikle İstanbul ve çevresi için daha yüksek bir asgari ücret uygulaması yapılırken diğer bölgelerde daha düşük uygulamaların yapılması. Bu konu Türkiye açısından uygulanması yanlıştır. Çünkü asgari ücret Anadolu’da geçinmeyi güçlükle yapanlar için temel ücret seviyesindedir. İstanbul ve çevresinde ise asgari ücreti en düşük ücret olarak düşünmek gerekir. Zaten işletmeler nitelikli işgücü çalıştırmak için asgari ücretin üzerinde bir teklifte bulunması gerekir. Asgari ücretin ortalama ücret haline dönüşmesi ise, İşverenlerin pazarlıksız ve iş güvencesi olmayan kesime karşı pazarlık gücünü lehine kullanmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin İSO 500 işletmelerin kar artışı 2021 ve 2023 yılları arasında reel olarak işgücünden çok yüksektir. Bu durumda işgücünün pazarlık gücünün sadece asgari ücretle sınırlı kalması asgari ücretin temel ücret olarak kalmasına neden olmaktadır. Genelde yapılan kıyaslamalardan birisi de, AB ülkeleri ile Türkiye’deki asgari ücretin düşüklüğü meselesidir.

Kamu açısından asgari ücret kayıtlı ekonominin önemli göstergelerinden birisidir. Özellikle Sosyal güvenlik kurumuna olan işgücü, işveren ve işsizlik primleri kesintileri asgari ücret üzerinden yapılmaktadır. Dolaysıyla kamunun sosyal güvenlik finansmanına katılım için asgari ücretin seviyesine önem vermesi gereklidir. Asgari ücretle ilgili işveren kesiminin en önemli beklentisi de kamunun asgari ücret katkısını artırmasıdır. Kamunun bu oranı artırmak yerine işveren payında %2 seviyesinde indirim yapması da düşünülebilir. Asgari ücretin yetersizliği veya yüksekliği doğrudan cari kur çevrimleri ile anlaşılmayabilir. Bunun yerine ülkelerin satın alma gücüne göre hesaplanmış kişi başına satın alma gücüne göre hesaplanmış gelirleri üzerinden yapmak daha rasyonel olacaktır.

İşin en can yakıcı kısmi ise, asgari ücretle geçinen kesimin bu ücrete olan bağımlılığı nedeniyle yüksek beklentilerin oluşmasıdır. Bu durumda kamunun sadece 2025 yılındaki beklenen enflasyona göre bir düzenleme yapması mümkün olmayacaktır. Özelikle asgari ücretin oluşan beklentilere göre %45 seviyesinin altında gerçeklemesi çalışanlar için hayal kırıklığı olarak yorumlanabilir. Aslında asgari ücret tartışmalarını sonlandırmanın en iyi yöntemi her yıl gerçekleşen enflasyon artı milli gelir büyüme oranı eklenmiş tutara göre oluşacak katsayı oranında rutin olarak artırılması mümkün olabilir. Ümit ederim ki, ham çalışanları koruyan hem de işverenleri yıpratmayacak optimal ücret seviyesi bulunabilir.

11 Aralık 2024 Çarşamba

Ekonomistler Barışı Sever!

 

Ya da savaş zamanında ekonomistler sevilmez. Çünkü askeri harcamaları artıralım diyen bir politikacıya veya generale bunun ekonomi için iyi olmayacağını açıklayan bir ekonomist veya maliyeci sevimsizdir. Bunun en iyi ispatlayan örnek de Meşhur İngiliz John Maynard Keynes’tir. Keynes’i meşhur eden olay, birinci dünya savaşı üzerindeki eleştirileridir. Keynes birinci dünya savaşına vicdani retçi olduğu için katılmadı. 1918 yılında barış görüşmelerinde İngiliz heyetinde görev aldı. Burada yeni bir savaşa yol açmayacak çözüm bulunması gerektiğini söyledi Daha sonra görüşlerini ‘barışın ekonomik sonuçları’ kitabında Fransa ve İngiltere’nin Almanya’nın maden ve demir ocaklarını ele geçirmesinin yanlış olduğunu ve Almanya’ya uygulanan ağır savaş tazminatlarının ödenmeyeceğini iddia etmiştir. Bu öngörüsü doğru çıkıp, Almanya’da Nazi dönemi ve İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması Keynes’i haklı çıkarmıştır. Bu nedenle, ikinci dünya savaşından sonra Bretton Woods’da IMF ve IBRD (Dünya Bankası) kuruluşu toplantılarında Keynes çok etkili olmuştur. Avrupa’da uzun süren barış ve refah döneminde Keynes’in önemli katkılarının olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bugünlerde yeniden savaş tamtamları dünyanın her yerinden duyulmaktadır. Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün verilerine göre, dünyanın her yerinde askeri harcamalar artıyor. 2023 yılında askeri harcamalar, 2,4 trilyon dolar arttı. Bu artış tüm zamanların en büyük artışıdır. Rusya’nın yıllık askeri bütçesinin büyümesi 109 milyar dolar artarak %24 seviyesinde artmıştır. Ukrayna ise, %50 seviyesinde artışla 64 milyar dolar artmıştır. Askeri harcamaları 2023 yılında aynı kalan iki NATO ülkesi, Kanada ve Türkiye’dir. Çin dünyada 296 milyar dolar ile en çok ikinci askeri harcamasını yapan ülkesidir.




Ortadoğu’da Gazze’de büyük bir kıyım ve canilik yapan İsrail Devleti de askeri harcamalarını %24 seviyesinde 27,5 milyar dolar artırmıştır. Dünyada şu anda, Suriye coğrafyasının tamamında Esad’a karşı bir ayaklanma ile Suriye’nin rejim ordusunu mağlup ederek yönetimi devraldılar. Ukrayna’da Rusya, Kuzey Kore ile ABD, AB ülkeleri ve İngiltere’nin desteğini alan Ukrayna arasında iki yıldır devam eden savaşlar vardır. Ayrıca Afrika’da değişik ülkelerde iç çatışmalar, Türkiye’ye karşı PKK/PYD terör örgütünün Irak ve Suriye’den saldırılar da devam etmektedir. Pakistan ile Hindistan arasında Keşmir gerginliği, Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki gerginlik ve Uygurlara Çin Baskısı gibi potansiyel kırılma noktaları da vardır. Ayrıca Putin çılgınlığı ve Çin’in Tayvan işgali gibi potansiyel sorunlar da savaş tehdidi taşıyor.

Ekonomistler savaşı sevmemelerinin temel sebebi, piyasaların durması her şeyin devletin (özellikle askeri ve sivil bürokrasinin) elinde karneye, regülasyona ve ağır vergilere dönüşmesi tehlikesi ve refahın yerine fakirlik/yolsuzluk/yoksunluk ekonomisinin gelmesine ve savaş derebeylerinin halkı yönetmesine neden olmasındandır. Diyelim ki, Ukrayna savaşın başında Rusya’ya Donetsk bölgesini teslim etseydi. Bugün şehirleri ayakta, insanları ülkesinde, fabrikaları çalışmakta ve insanları özgür olabilirdi. Veya Putin, petrol gelirlerini ülkesinin refahına yatırım yapıp, Kırım’ın işgalinin ötesine geçmeseydi ve ABD’nin kışkırtmasına kapılıp Ukrayna’yı işgale girişmeseydi. Ülkesi hem refah içinde yaşardı hem de Suriye’deki pozisyonunu koruyabilirdi.  Ya da Esad modern ve demokratik hakları verip ülkesini hiçbir şey olmadan Londra’ya gidip yerleşseydi. Milyonlarca insan yerinden ayrılmaz Suriye insanları mağdur olmadan ülkenin bütünlüğü korunabilirdi. İsrail ise dünyayı dini ideolojisinin verdiği Siyonizm güdüsüyle, on binlerce Filistinlinin katliamına neden olmasının yanında unutulmayacak intikam hisleri yetişen düşmanlarının ileride bir gün mutlaka intikam alacağını ve yok olacağını düşünmek zorunda kalmayacaktı.

Ülkelerdeki askeri lobi ve uluslararası güç odakları savaşlar için kurban istiyor. Türkiye caydırıcı gücünün sürdürülebilirliğini sağlamak ve bölgesinde güçlü kalmak için askeri harcamalarını stratejik olarak artırmalı ve kendisini/barış ortamını koruyacak askeri güce sahip olmalıdır. 2025 yılı bütçesi yapılırken unutulmaması gereken hususlardan birisi de budur.

 Velhasıl kelam, ekonomistler, mağdurlar, çocuklar, kadınlar, ticaretle uğraşanlar ve normal insanlar savaş istemez. Unutmamak gerekir ki, savaşı askeri-sanayi kompleksine sahip büyük güçler isterler. Buna direnmek gerekir.

 

6 Aralık 2024 Cuma

Devlet Yapısı Ekonomik İhtiyaçlardan Çıkar!

Devletin İktisattan Doğuşu

Yumurta-tavuk meselesinin ekonomi devlet ilişkileri karşılığındaki temsili soruları, Devlet mi ekonomiden doğdu? Ekonomi mi devleti doğurdu? Şeklindedir. Devletlerin kurulduğu coğrafyalar üzerinde yaşadığımız topraklar, mesela iktisat tarihçisi Cipollo’ya göre, zirai devrimin ve ziraatın başladığı yer Burdur Hacılar bölgesindedir. Bazı tarihçiler ise, Fırat ve Dicle bölgesinde olduğunu iddia eder. O zaman devlet dediğimiz yapıların kökenlerini ve sorularımızın cevaplarını da burada aramalıyız. Bizim gibi düşünen Heldring, L., Allen, R. C., & Bertazzini, M. (2020) iktisatçıların ‘devletin ekonomik kökenleri’ ‘The Economic Origins of Government’ başlıklı makalesinde bu fikri dönemin tabletlerinden Fırat ve Dicle nehir yataklarındaki devlet yapılarının oluşumu üzerinden açıklamaktadırlar. Yazarlara göre suların yer değiştirmesi ile devlet yapılarının oluştuğu ve kamu malları(sulama sistemi gibi) yönetiminin ekonomik yapının oluşturduğu sonuçlara şekillendiğini iddia etmektedirler. Su yataklarının değişmesi, şehirlerin, yönetim yapılarının ve yönetici elitlerin değişimini beraberinde getirmektedir. Yani ekonomi devlet yapılarını meydana getirmektedir. Dolayısıyla ekonomi devleti ortaya çıkardığı iddia edilen güvenlik ihtiyacı ve sosyal sistem kurulması ile ilgili yaklaşımlardan önce devletin kuruluşunu açıklamaktadır.


Kaynak: Heldring, L., Allen, R. C., & Bertazzini, M. (2020). The Economic Origins of Government.“. https://pubs.aeaweb.org/doi/pdfplus/10.1257/aer.20201919








Yazarların anlatımıyla,

 Nehirlerin kaydığı yerlerde devletler oluşur, kamu malları ve özellikle kanallar sağlanır ve haraç ödenir. Daha sonra bu ilk devletlerin iç örgütlenmesine ilişkin yorumumuzu desteklemek için çivi yazılı tabletlerden kanıtlar kullanırız.


Kaynak: Heldring, L., Allen, R. C., & Bertazzini, M. (2020). The Economic Origins of Government.“. https://pubs.aeaweb.org/doi/pdfplus/10.1257/aer.20201919

İktisadi Büyüme Nasıl Olmalı?

 

Ekonomiyi yönetenlerin en çok arzuladığı ekonomik gelişme, sürekli büyümenin sağlamasıdır. Bilindiği gibi iktisadi büyüme gayri safi milli gelirin bir dönemden diğerine artışı ile mümkündür. Son açıklanan iktisadi büyüme oranlarına göre, Türk ekonomisi 2024 yılının üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %2,1 arttı. Bu artışın nasıl değerlendirileceği ve ekonominin geleceği için ne kadar faydalı olduğu ise analiz edilmelidir.





Büyümenin kaynakları incelendiğinde, %9,2 seviyesinde inşaat sektörü, %6,2 ile mali sektör ve %4,6 ile tarım sektörü en çok katkı sağlayan iktisadi faaliyetlerdir. Rakamlarda sevindirici olan ise, kamu tüketiminin küçülmüş olmasıdır. Yani devletin harcama yaparak ekonomiyi büyütmediği söylenebilir. Türkiye’de yıllardır tartışılan önemli bir sorun olarak inşaata dayanan büyümenin sağlıklı olmadığıdır. Fakat bu tartışmanın diğer tarafında inşaat sektöründeki büyümenin durması ekonominin sağlıklı olmadığını göstermektedir. Çünkü inşaat sektörü, demir çelik sanayi, makine ve soğutma cihazları ile ilgili sektörleri harekete geçirmesi ve istihdam açısından önemli katkılar sağlamasının ötesinde sürekli nüfusu artan ülkelerde inşaat sektörünün gerilemesi, kiraların yükselmesi ve konut fiyatlarında sıçramaları neden olması açısından da önemli bir sorundur. 2019 yılından bu yana bu sorunun büyük şehirlerde yaşamayı zorlaştırıcı bir ekonomik fenomene dönüşmesi ile anlaşılmıştır. Ayrıca depreme dayanıklı konut stokunun artırılması da ulusal güvenliği dahi ilgilendiren boyutları olan hususlardadır. Özellikle Kahramanmaraş ve çevresindeki 6 Şubat depreminin etkisinin ortadan kaldırılması için yapılan konut yatırımları inşaat sektörünün büyümesine katkı sağlamaktadır. Türkiye’de inşaat sektörünün büyümesinin devam etmesi yanında, sanayi sektörünün de büyümeye katkı sağlaması ile istikrarlı büyümenin sağlanmasında önemli rol oynayacaktır. Türkiye’de sanayi sektörünün ihracata ve krediye bağımlı yapısı nedeniyle sıkı para politikasının sonuçlarının tezahürü olarak büyümesinde durgunluk vardır. Muhtemelen 2025 yılının ikinci yarısına kadar sanayi büyümesinin bu şekilde devam edecektir.

Büyüme istatistiklerinde ekonomik sorunların çözümlenmesi safhasında istenmeyen büyüme kalemi, kamu harcamaları ve kamu tüketiminin artmasıdır. Ekonomide bu kalemlerdeki büyüme, fiktif(kurgusal) büyüme göstergesi olarak yorumlanabilir. Türkiye’nin bundan sonraki büyüme istatistiklerinden de kamu tüketiminin artışını kontrol etmesi gerekir. Böylece enflasyon ile ilgili sorunlardan birisi de daha çözümlenmiş olacaktır. Büyüme rakamlarında yer almayan fakat enflasyonu tetikleyen unsur ise kayıt dışı ekonomik faaliyetlerdir. Türkiye’nin enflasyon sorununu çözebilmesinin eksik kalan unsurlarından birisi, kayıt dışı ekonomideki yüksek talebin kontrol edilmemesidir.  Bu nedenle, ekonomide kredi kartı kullanımı le ilgili kısıtlamaların tedrici olarak kaldırılması ve vergi denetimlerinin artışı enflasyonun kontrolünü sağlayabileceği gibi kaliteli büyümeyi de destekleyecektir.

2024 yılında %2,5 ile %3 arasında bir büyümenin gerçekleşeceği tahmin edilebilir. Bu durumda depremin maliyetlerinin ekonomik büyümeye doğru bir geçişi sağlayabilir. Ayrıca kamu tüketime dayanmayan bir büyüme modelinin sanayiden gelecek destekle gelecek yılda ekonominin daha hızlı büyümesinin yolunu açabileceğini düşünmek gerekir. Ekonomide enflasyonun kontrol edilmesindeki zorluklar ve yakın çevremizdeki jeopolitik sorunlar büyümeyi tehdit eden unsurlardandır. Tarımın ekonomik büyümeyi desteklemesi iklim ve su krizlerinin oluşturabileceği risklerin azaltılması ile mümkün olacaktır. Türkiye’de ekonomik büyüme her zaman ekonomik geleceği pozitif etkilemektedir. Fakat elde edilen büyümenin reel olması ve eşit dağılması da sorgulanması gereken hususlardandır. İşgücünün tüm ekonomik faaliyetlerden aldığı payın %37’lere yakın seviyesinden %40’ların üzerine çıkması ile çalışanların iktisadi zorlukları yenebilmesini sağlayabilecektir. Nüfusu bu kadar yüksek olan bir ülkede çalışanların ekonomiden aldığı payın artışı ile ekonomik dengesizliklerin çözümlenmesine katkı sağlayabilir.

 

23 Kasım 2024 Cumartesi

ABD doları, Trump döneminde nasıl performans gösterir?

 Döviz kurlarının ne olacağı konusu bütün ülkenin en çok merak ettiği konulardan birisi. Döviz kurlarının 2024 yılında merkez bankasının ‘faiz ve ‘sıkı’ para politikasının sonucunda nispi olarak istikrar kazanınca dövizin değeri üzerindeki beklentiler daha fazla önem kazandı. 2025 yılında hem astrologlar hem de ekonomistler için dövizin izleyeceği trend önemli muammalardan birisi.

Döviz kavramını bütün yabancı para birimlerini ifade ettiği halde özellikle ABD doları ve Avro ile sınırlı düşünmek gerekir. Döviz piyasasındaki işlemler küresel bankacılığın işlemleri üzerinden hesaplanmaktadır. Halen dünyanın en önemli ve büyük işlem hacmine sahip parası ABD dolarıdır. Ülkemizde ideolojik saplantı olarak doların hakimiyetini Çin Yuan’ın bitireceğine dair bir inanç olsa da, yakın zamanda bunun gerçekleşmeyeceğini söylemek mümkündür. Çünkü mali piyasalardaki rakamlar bu saplantıyı desteklemiyor. Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) istatistiklerine göre, 1989 yılında ABD doları üzerinden yapılan finansal işlemler tüm finansal işlemlerin %90’ını oluştururken, 2022 yılında bu oran %88 olarak devam etmektedir. Çin Yuan’ı ise tüm mali işlemlerdeki payı %7 seviyesindedir. Bu oran Çin’in dünya ekonomisindeki payının yarısı bile değildir. Yani Çin’de yapılan mali işlemlerin de halen yarısından fazlası ABD doları ve diğer para birimleri ile yapılmaktadır. Yani dünyada günlük yapılan yaklaşık 7,2  trilyon dolarlık finansal işlemin  6,6 trilyon dolarlık bölümü ABD doları olarak yapılmaktadır. Bu nedenle, döviz denildiğinde ABD doları ve Avro ile ilgilenmek daha doğru olacaktır.



Beklentilerinden sonra Trump’ın seçim konuşmalarının etkisiyle ABD doların değerleneceğine dair beklentiler güçlendi. Fakat bu beklentinin tam tersi bir gelişme olması mümkün. Doların değerini gösteren dolar endeksi verileri üzerinden değerlendirebiliriz. Dolar endeksi, 100’ün üzerindeyken ne kadar yüksekse dolar o kadar değerli, 100 altındayken ne kadar düşükse de dolar o kadar değersizdir.

Birinci Trump döneminde iktidarı devraldığında dolar endeksi, 109 seviyesindeydi. Biden’a tacını devrederken dolar endeksi 103’e geriledi. Yani doların değeri düştü. Biden döneminde ise, 103 olan dolar endeksi 117’ye kadar çıktı. Biden döneminde Trump döneminde kötüleşen ekonomiyi, enflasyonla mücadele edilerek düzeltilmesi ve sıkı para politikası ile Biden dolara yeniden itibar kazandırmış görünüyor. Yani dolar Trump döneminde faizlerin indirilmesi ve muhtemel çılgın ekonomi yönetimi ile yeniden itibar kaybedecek gibi 

19 Kasım 2024 Salı

Bakü’de iklim anlaşmazlığı: Dünyayı kirletenlerin Yüzsüzlüğü

Bakü’de iklim anlaşmazlığı: Dünyayı kirletenlerin Yüzsüzlüğü

Azerbaycan’ın başkenti Bakü dünyanın önemli başkentlerinden birisi. Bakü, ülkesi olduğu kadar, Türk dünyasının ve uluslararası toplantıların organize edildiği küresel bir şehir olma yolunda hızla ilerliyor. Bugünlerde Bakü, 11-22 Kasım 2024 tarihlerinde organize edilen ‘Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Müzakereleri ‘ne ev sahipliği yapıyor.

İklim değişikliği müzakereleri beklenen verimi sağlayamıyor. Bunun temel sebebi de sanayileşme ve sömürge cağında dünyayı kirleterek zenginleşen ülkelerin vurdumduymazlığı ve yüzsüzlüğünden kaynaklanmaktadır. Bakü toplantısından önce, en büyük umut ‘kayıp ve zarar fonu’ isimli bir fonun kurulması ile bugüne kadar iklim değişikliğinden kaynaklanan sorunlarını çözmesi için gelişen ekonomilere finansman sağlanması konusunda gelişme sağlanmasıydı. Ayrıca iklimle ilgili karbon sınırlarına uyulması konusunda ilerlemeler beklenmekteydi. Fakat zengin ülkeler elini taşın altına koymadığı gibi, sorumluluklarının gereğini yerine getirmediğinden muhtemelen toplantı beklenen sonuçları veremeyecek.

Zengin batılı ülkeler, sanayileşme ile dünyadaki doğal kaynakları hızlı tüketilmesi ve çevrenin kirletilmesinde başlıca sorumludur. 1950’lerde 5,93 milyar tonluk karbon emisyonunun yaklaşık %75’ini Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Ülkeleri ve İngiltere tarafından çevreye yayılmaktaydı. Yani dünyanın dörtte üçünü bu ülkeler kirletti ve tükettiler. 2000 yılında bu oran %40’a gerilemiş fakat, Çin, Kore gibi ülkelerdeki doğrudan yatırımlarla çevre kirliliğini ve atıklarını gelişmekte olan ülkelere transfer ederek yine kirletmeye devam etmekteydiler. Çin 2023 yılında batılı sermayeden devraldığı çevre kirliliği mirasını dünyadaki kirliliğe %31 katkı sağlamaya başlamıştır. ABD, AB, İngiltere, Japonya ve Çin küresel çevre kirliliğinin maliyetini ödemediği gibi ihraç ettiği ürünlerle ve elde ettikleri mali transfer ile dünyada finansal emperyalizme devam etmektedir. Bunun karşılığında Bakü’de kayıp ve zarar fonuna küçük bir destek vermeyi dahi kabul etmemeye çalışmaktadırlar. Dünyayı kirletenlerin yüzsüzlüğü dışında dünyadaki savaş ve askeri endüstrileri destekleyerek büyük yıkımlara ve çevre felaketlerine de neden olmaktadırlar. Dünyadaki diğer ülkeler ise çevre anlaşmalarını ağır şartlarına eşit olmayan şartlarda katılmaya zorlanırken, Çin ve Trump’ın ABD’si muhtemelen Bakü’de ve sonrasında çevreye duyarlı olmadıkları gibi maliyeti de diğer ülkelere ödeteceklerdir, diye tahmin ediyorum. 



17 Kasım 2024 Pazar

Enflasyon kontrol edilebilecek mi?

 


Türkiye’de 2020 yılında uzun yılllardır uyuyan enflasyon canavarı uyandı. Yeniden dizginlenmesi için zorlu bir mücadele verilmektedir. 2023 yılını yaklaşık %65’le tamamlayan tüketici enflasyonu, 2024 yılında merkez bankasının güncellenen hedefine göre %44 ile tamamlanması beklenmektedir. 2025 yılının sonundaki tahmin de % 21 seviyesindedir. Bu demektir ki, en az iki yıl daha yüksek enflasyon ile yola devam edeceğiz. Toplumun enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde, hayat pahalılığının artması, ekonomik dengenin kaybedilmesi ve fiyatlardaki belirsizlik nedeniyle oluşturduğu tedirginlik nedeniyle ekonomiye olan duyarlılığı ortamından artmaktadır. Aslında sosyal ve ekonomik olaylarla ilgili temel bir gerçeklik var, nerede bir anomali (ortalamadan fark) varsa ilgi de oraya doğru artar. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün Toplum 2024 başlıklı raporu kapsamında 1514 kişi ile yapılan Eylül 2024 ayında yapılan araştırmasında, ‘Türkiye’nin en acil çözülmesi gereken iki sorunu nedir?’ sorusunun cevaplarında en yüksek seviyede  %54 ile ekonomi ve %27,9 ile enflasyon yer almaktadır. Yine Koç Üniversitesi ile Konda Araştırma şirketinin Eylül ayında yaptığı beklenti anketine göre hane halkının enflasyon beklentisi %96 seviyesinde görünmektedir. Sonuçlar göstermektedir ki, enflasyonun düşüşüne karşı piyasada direnç ve toplumda ise ‘güven’ sorunu vardır. Dolayısıyla Merkez Bankasının enflasyonla mücadele için yüksek faiz politikasının getirdiği sıkı para politikası ortamında düşüş de yavaş olmaktadır. Yani toplumun enflasyona olan duyarlılığı azalmadan devam etmektedir.

Türkiye’nin enflasyonu kontrol edebileceğine olan güven ve beklentinin istenen seviyede olmaması dışında başka sorunların varlığı da önemlidir. Özellikle Ekim ayında başlayan gıda ve giyim gibi temel tüketim ürünlerindeki hızlı fiyat artışları enflasyonun düşüşünü geciktiren faktörler arasındadır. Burada en önemli gelişme yılbaşından sonra ‘kamu kaynaklı fiyat artışları’ beklentisinin ne kadar olacağı da önemlidir. Özellikle yeniden değerleme oranındaki vergi, gecikme zammı ve harçlar gibi kamusal mal ve hizmetlerin fiyat artışları enflasyonun düşmesinde yeni bir direnç unsuru olacaktır. Enerji fiyatlarının Ocak ayına kadar artmayacağı bilinmekte, fakat Ocaktan sonra burada muhtemel bir artış da enflasyonun düşüş direncini etkileyecektir.  Bu nedenle, yeniden değerleme oranın da ‘beklenen enflasyon’ oranı olan %21’e yakın yapılması enflasyonun düşürülmesinde önemli rol oynayabilir. Diğer önemli bir husus da asgari ücret ve memur zamlarının ne kadar olacağı da enflasyon beklentileri açısından önemlidir. Emekliler ve asgari ücretliler hayat pahalılığı karşısında yüksek bir zam oranı beklerken, beklenen enflasyona göre düzenleme yapılması arasında önemli bir görüş farkı olacaktır. Enflasyonla mücadelede önemli bir gösterge de kamunun verimsiz kabul edilen harcamalarının azaltılması beklentisidir. Bu beklentinin bütçenin kabulü sırasında harcama birimlerinin somut tasarruf göstergeleri üzerinden değerlendirilmesi yapılacaktır. Türkiye’nin rezerv politikasını düzeltmesi, kur korumalı mevduatın oluşturduğu risklerin azaltılması ve Türk lirasına olan güvenin artması ile finansal iyileşmeyi destekleyecek yeni düzenlemelerin de beklentileri olumlu etkileyebilir. Fakat enflasyonla mücadele de harcama vergilerinin fiyat artışına neden olmayacak şekilde kullanılması da önemlidir. Ülkenin reel sektörün finansman darlığı nedeniyle artan faiz maliyetlerinin ilerleyen dönemlerde mal ve hizmet fiyatlarına yansıtılacaktır. Dolayısıyla enflasyonla mücadele daha geniş perspektiften düşünülmesi gereken ve mutlaka toplumun güveninin arkasına alınması ile sağlanabilecek bir mücadeledir.

7 Kasım 2024 Perşembe

TRUMP 2.0 YÖNETİMİNDE KÜRESEL EKONOMİ

 

4 Kasım 2024 seçimlerinden eski ABD Başkanı Donald Trump yeniden ezici bir üstünlükle zaferle çıktı. Trump, seçim sonuçlarına göre hem senato hem de temsilciler meclisinde çoğunluğu elde etti. ABD tarihinde nadir görülebilecek bir geri dönüşe ve zafere ulaşan Trump, dünya ekonomisinin de yeniden kaderini tayin elde etme gücünü elde etmiş oldu.

ABD ekonomisi cari fiyatlarla 2023 yılında yaklaşık 27,4 trilyon dolarlık gayri safi milli hasıla ile dünyanın en büyük ekonomisidir. Dünya ekonomisi ile bütünleşmesi en yüksek olan ABD birinci Trump döneminde dünyada korumacı politikalarla ‘yeniden büyük Amerika’ yaratmayı hedeflemişti. Fakat Trump’ın ilk iktidara geldiği yılda net ticaret açığı 480 milyar dolar seviyesindeyken, teslim ettiği 2020 yılında bu rakam 654 milyar dolar seviyesine çıktı. Yine ABD’nin en büyük mali problemi olan bütçe açığı Trump iktidara geldiğinde 585 milyar dolar seviyesindeyken, 3,2 trilyon dolar seviyesinde teslim etmiştir. Dünyanın en borçlu ülkesi olan ABD’yi 18,4 trilyon dolarla aldığı borçları, 26,6 trilyon dolar borçla teslim etmiştir. Trump’ın döneminde İşsizlik oranı %4,7’den %11 seviyesine çıkmıştır. Bu göstergelerin tamamında kötü bir performans gösterdiğini göstermektedir. Yani Trump’ın ABD ekonomisini iyileştirdiği iddiası çok doğru olmasa da borsa endeksinin artış olması ve ücretlerdeki artış nedeniyle ABD ekonomisinde pandemi olmasaydı, her şey iyiydi propagandasını tutturmuş oldu. Çin’e ticaret savaşı, AB ülkelerine uyguladığı korumacı politikalar ve pahalıya mal olduğunu iddia ettiği uluslararası kuruluşlardan ayrılması gibi konular üzerinden konuşulan ekonomi politikasının çok da başarılı olmadığını söylemek mümkündür. Biden döneminde hızla yükselen enflasyonun sebepleri arasında Trump’ın uyguladığı mali politikanın sonuçları da bulunmaktadır.

Trump 2.0 döneminde, FED faiz oranlarının hızlı bir şekilde düşeceği ve genişletici mali politikalar ile ‘piyasa dostu’(!) bir ekonomik modele geçiş yapacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca Çin’e karşı rekabeti kısıtlayıcı politikalara da devem edeceği anlaşılmaktadır. ABD açısından küresel ekonomideki en önemli ulusal güç, ABD dolarıdır. Uluslararası Ödeme Kurumu (BIS) verilerine göre ortalama finansal piyasalarda 7,5 trilyon dolar seviyesindeki finansal işlemlerin yaklaşık %90’ı ABD doları üzerinden yapılmaktadır. Bu güç nedeniyle, ABD dünya ekonomisinin belirleyici gücüdür. Eğer Trump Çin ile korumacılık ve ticareti kısıtlayıcı politikalara devam ederse, dolarla yapılan ticari ve finansal işlemlerin hacminde daralma olabilir. Bu gelişme ABD ekonomisinin geleceği açısından faydalı olmayabilir. Yine ABD dış ticaret açıkları ile dolar ile mal alarak doların dünyaya yayılmasını kolaylaştırmaktadır. Bu politikanın bırakılması da kolay olmayacaktır. Trump’ın ilk yıllarında Biden döneminde uygulanan sıkı para ve mali politikanın terk edilmesi ile ABD ekonomisinin hızlı büyümesi sağlanacaktır. Popülist Trump ekonomisi, hızlı büyüme ile hızlı borç artışı ve mali açıkların büyümesine de neden olabilir.  Böylece Trump döneminin sonuna kadar enflasyon sorununun önemsenmeyeceğini de söyleyebiliriz. Dünyanın en güçlü askeri sınai kompleksinin de Trump’ı desteklediğini göz önüne alırsak Ortadoğu ve Avrupa’nın silahlanma yarışı da teşvik edilecektir. ABD borç piyasalarının risk seviyesinin artmaya devam edeceği gelecekteki mali krizlere yatkınlığının da artacağı söylenebilir. ABD ekonomisinde Trump’ın son yıllarına doğru yeni mali krizlerin de oluşacağı bir ekonomik ortamın oluşması muhtemeldir.  Trump’ın ekonomi politikasında siyasette olduğu gibi yaptıklarındaki çelişkiler nedeniyle uygulamaların dikkate alınması daha öncelikli olması gerekir.  Ya Amerika ilk(first) ya da ilelebet aşağı doğru bir gidiş başlayacağı bir dönem olacaktır. Bu dört yılda Çin ve Hindistan ekonomisinin ABD’ye yakınlaşması da artacaktır. Özetle, Trump 2.0 döneminde ABD ve dünyada ekonomi de siyasette olduğu gibi popülist ekonomik politikalarının yeniden yaygınlaşacağını söylemek zor değildir.


3 Kasım 2024 Pazar

Ekonomik Program Üzerine

 


Ekonomi programlar, piyasa ekonomisine müdahale için kullanılan hükümet politikası araçlarıdır. Özelikle 60’lı yıllardan sonra tüm dünyada ekonomik belirsizlikleri azaltmak ve kamu ekonomisinin hedeflerini ortaya koymak amacıyla planlı ekonominin araçları olarak kullanılmıştır. Ekonomik plan ve programların başarısı tartışılmakla beraber artık tüm gelişmiş ekonomilerde üç yıllık veya daha uzun süreli planlar yaygınlaştı. Cumhuriyet tarihimizde az sayıda plan veya program başarıya ulaşmıştır. Bunlardan en bilineni Atatürk döneminde hazırlanan Birinci sanayi planıdır. Bu plan sanayinin hedefleri üzerinden beş yıllık hazırlanmasına rağmen, üç yılda hedeflerine ulaşmayı başarmıştır.

Ekonomi programları ve planlarının aslında ekonomi politikasının temel amaçları olan fiyat istikrarının ve tam istihdamın sağlanmasını gerçekleştirilmeye çalışılır. 1960’lı yıllardan sonra ekonomik refah artırılması ve gelir dağılımının iyileştirilmesi de ekonomik hedeflerin arasına girmiştir. Aslında ekonomide planlama ve program anlayışının yerleşmesi 1930’lu yıllarda batı ekonomilerini etkileyen büyük buhran sırasında yaşanan başarısızlıklar, Sovyet tipi ekonomi politikasının kullandığı bir araç olan planların yaygınlaşmasını etkileyen bir faktörlerden birisidir. Türkiye’de ekonomi planlama 1960’lı yıllarda darbeyle gelen bir anlayış olarak karşımıza çıkar. 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kurulur. Kalkınma hedefleri ve kamu yatırım programları DPT tarafından kamu için emredici, özel sektör için ise yönlendirici veya yol gösterici rol oynar. Bu gelişme 1960 ile 1971’e kadar ekonomide başarılı sonuçlar verir.  Fakat 1970’li yıllarda dünyada petrol fiyatlarının yükselmesi, Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle uygulanan ambargolar ve içerideki terör ortamı Türkiye’nin ekonomik planların başarısız olmasına neden olmuştur. Yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeniyle Uluslararası Para Fonu(IMF) yardımıyla hazırlanan ekonomik programlar  da başarısız olur. Türkiye’de 1980 sonrasında ekonomik planlama geleneğinden gelen Turgut Özal gibi bürokratın başbakan olması ile yeni ekonomik programların uygulanmasını getirmiştir. Fakat uzun süreli olarak hem enflasyonla mücadele hem de ekonomik istikrarın sağlanması çabaları başarısız olur. Ortalama üç yıllık dönemlerde borç veya döviz krizleri şeklinde ekonomik istikrarsızlıklara maruz kalınmıştır. Her seferinde IMF tarafından tasarlanan ekonomik istikrar programlarının çoğunluğu tamamlanmadan yeni bir krizle karşılaşılmıştır. 2001 yılında ise, hem 90’lı yılların oluşturduğu, yüksek kamu borçları, görev zararları, bütçe açıkları ve bankacılık sorunları nedeniyle 2001 yılında son büyük kriz yaşandı. Uluslararası kurumlar hem ekonomik önlemler programı hem de programın yöneticisini gönderdi.

Güçlü ekonomiye geçiş başlıklı ekonomik program Kemal Derviş’in önderliğinde uygulamaya konuldu. Programın temel amaçları;

·         Ekonomik istikrarın sağlanması,

·         Kamu borçlarının sürdürülebilirliğinin sağlanması,

·         Bankacılık sisteminin regülasyonu,

·         Tarım kesiminin küçültülmesi,

·         Kamu kesiminin performans temelli kriterlerle denetimi ve hesap verebilir bir mali sistemin oluşturulması,

·         Uluslararası kurumların sağladığı kredilerin geriye ödenmesini güvencelerinin sağlanması esaslarına dayanmaktadır.

 Güçlü ekonomiye geçiş programı, Kemal Derviş’le başlamış, fakat 2003 yılından sonra AK Parti hükümetleri tarafından devam ettirilmiştir. Bu program bankacılığın regülasyonu, kamu kesiminin mali disiplininin sağlanması ve fiyat istikrarının sağlanması gibi amaçların yerine getirilmesini sağlamıştır. Buna rağmen, tarım kesiminde daha sonraları da daha büyük dengesizliklere sebep olacak bir yapı meydana gelmiştir.

Türkiye 2018 yılana kadar ekonomik dengelerin muhafaza edildiği bir ekonomik yapıda yoluna devam edebilmiştir. Fakat hesap verebilir kamu kesimi ve mali yapının aşınması nedeniyle başlayan politika değişiklikleri ardından gelen kovid döneminde aşırı mali genişleme politikaları nedeniyle yeniden hiper enflasyon sürecine girilmiştir. Başlayan bu sürecin yol açtığı ekonomik sorunlar, 2023 yılındaki seçimlerden sonra uygulamaya konulan ‘sıkı para politikası ve enflasyonla mücadele programı Mehmet Şimşek öncülüğünde uygulanmaya başladı. Program MB politika faizinin enflasyonun üzerine çıkarılarak Türk lirasına olan güveni yeniden tesis etmek ve fiyat istikrarının sağlamaya dönüktür. Programın ulaşmak istediği hedefler ise, 2005 yılından bu yana uygulanan Orta Vadeli Program ve yıllık ekonomik programlara göre belirlenmektedir.

2024 ile 2026 yılları arasındaki OVP’ye göre Türkiye’nin ekonomik hedeflerine ulaşabilmesi ile ekonomik istikrar sorunlarının çözümlenmesi hedeflenmektedir. Buna göre, Türk ekonomisinde enflasyon 2026 yılında tek haneli bir seviyeye indirilmesi planlanmaktadır. Yine ekonomik büyüme hızının %3’ten %5’e doğru çıkarılması planlanmaktadır. fakat sıkı para politikası ile büyüme oranlarının nasıl sağlanacağı tam olarak açığa kavuşturulmamıştır. 

2024 ile 2026 arasındaki OVP hedefleri

Seçilen Hedefler

2024(T)

2025(T)

2026(T)

2027(T)

GSYİH (milyar dolar)

1,331

1,465

1,642

1,774

Büyüme Oranı (%)

3,5

4,0

4,5

5,0

İşsizlik Oranı(%)

9,3

9,6

9,2

8,8

TÜFE(Enflasyon)

41,0

17,5

9,7

7,0

Cari İşlemler Dengesi/GSYİH Oranı(%)

-1,7

-2,0

-1,6

-1,3

Bütçe Dengesi/GSYİH Oranı(%)

-4,9

-3,1

-2,8

-2,5

 

Uygulanan ekonomik program kamudaki dengesizlikleri ve mali yapıdaki finansal sorunlara çözümler sağlamakla birlikte; toplumdaki gelir dengesizlikleri ve özel sektördeki finansal sıkıntılar ekonomik programın henüz çözemediği sorunlardır. Türkiye’nin çevresindeki savaşlar nedeniyle artan jeopolitik riskler ve Türkiye’nin hane halkı ile özel sektör sorunları programın hedeflere ulaşmasındaki ciddi engeller olarak düşünülmelidir. Türkiye için krize girdikçe ekonomik programlar uygulayan bir ülke olmaktan istikrarlı büyüme ve güven veren bir piyasa ekonomisi olmak için ekonomik programları uygulaması daha faydalı olacaktır. Ümit ederiz ki, ekonomik programdaki hedeflere ulaşılır. 

16 Ekim 2024 Çarşamba

İKİNCİ ASRINDA TÜRK EKONOMİSİ: KADİM SORUNLARA ÖZGÜN ÇÖZÜMLER (Türk Ocağı 100. yıl Raporu)

 


Bu rapor, Türk ekonomisinin yeni yüzyılda kateteceği zorlu patikanın aşılması için yeni bir ekonomi stratejisi sunma çabasındadır. Raporun temel iddiası, Türk ekonomisi sahip olduğu potansiyel, yetenek ve ekonomik güç nedeniyle küresel veya ülke çapındaki tüm tehditleri, belirsizlikleri üstesinden gelebilecek ekonomi politikası oluşturma kapasitesine sahip olduğudur. Bu raporundan elde edilen bulgu ve yorumların sonuçları aşağıdaki gibidir:

·       Türk ekonomisi yüzüncü yılında dünya ekonomisinde ilk yirmi ekonomi arasında yer almaktadır. Ülkenin yurtiçi gayri safi mili geliri 1 trilyon dolar sınırının altındadır. Türk ekonomisi 1960 ile 2022 yılları arasında ortalama %4,8 seviyesinde büyümüştür. Fakat bu büyümenin en büyük sorunu istikrarsız olmasıdır. Aynı dönemde pozitif ve negatif olarak %17 aralığında büyüme oranları söz konusudur. Diğer ekonomiler karşısında Türk ekonomisini ayırt eden temel unsur, istikrarsız büyümesidir.

·       Dünya ekonomisinde ABD başta olmak üzere küresel salgın, Çin rekabeti, gıda milliyetçiliği ve yeniden yükselen korumacılık politikaları ülkeleri iktisadi milliyetçiliğe yönelmelerine neden olmaktadır. Türkiye’nin de dünyadaki ekonomik pozisyonu açısından bölgesel bütünleşmeye engel olmayacak şekilde iktisadi milliyetçiliğe bağlı kendine özgü ekonomik yaklaşım oluşturması gerekir. İktisadi milliyetçiliğin esas alınmasını gerektirecek dünya ekonomisinde dört eğilim vardır. Birincisi, 1996 ve 2008 mali krizlerinde milli devletlerin sorunlarının çözümlemek için kendi halkıyla baş başa kalması ile ekonomik krizlerin maliyetinin ancak milli sınırda yaşayan millet tarafından yükleneceğinin anlaşılmasıdır; ikincisi, küresel salgın ve savaş durumlarında küresel tedarik süreçlerinin tıkanması ülkelerin gıda ve enflasyon sorunlarını çözümlemek için ulusal kaynakları dışındaki alternatiflerinin azalması ile milli ekonominin güçlendirilmesinin gerekliliğinin ortaya çıkmasıdır; üçüncüsü; Dünya ekonomisinde ABD’nin yeniden mili sanayisini canlandırma politikası ve İngiltere’nin Brexit kararları da ülkelerde iktisadi milliyetçiliğe yönelimi tetikleyen unsurlardandır; dördüncüsü de, yüksek teknolojinin korumacılıkla geliştirilmesi çabası da ülkeleri iktisadi milliyetçiliğe yönelmektedir.

·       Yeniden yükselen İktisadi milliyetçiliğin tam olarak sınırı çizmek mümkün değildir. Çünkü, ticari korumacılık uygulayan ülkeler, liberal finansal sisteme sahip olmaktadır. Veya sermaye kontrolü uygulayan bir ülke ticari liberalizm açısından esnek bir siteme sahiptir. Yine ülkeye doğrudan yatırım girişlerine izin veren bir ülkenin ihracat yasağı mümkün olmaktadır. Dolayısıyla yeni jenerasyon iktisadi milliyetçilik ülkenin kendi tarzına göre geliştirdiği ekonomik politik sistem olacaktır. Fakat kaynak ve gelir dağılımında piyasa ekonomisinin etkinliğini bozmadan uygulamalar geliştirilmelidir.

·       Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci asrında odaklanacağı nokta, yeni yükselen ekonomiler ve pazarlar olmak zorundadır. Özellikle Türkiye’nin doğu ve güneyinde yer alan ülkelerdeki doğal kaynak zenginliği ile gelişme hızının yüksekliği nedeniyle yeni yönelimlerin bu bölgelere doğru olması gerekecektir. Türk devletleri Teşkilatı sahip olduğu ekonomik potansiyel nedeniyle yükselen Asya’ya doğru Türkiye’nin stratejik açılım koridoru olacaktır. Özelikle Macaristan’dan Kore’ye kadar bütün Avrasya coğrafyası Türkiye için ekonomik fırsatların en yüksek olduğu, Türkçe’nin hâkim dil olduğu Brzezinski’nin tabiriyle büyük ekonomik ödüldür.

·       Çin Devletinin İpekyolu inisiyatifi Avrupa’ya ihracat pazarı ve Afrika ülkelerine de hammadde ve enerji tedarik zinciri kurmak için oluşturulmuş bir küresel projedir. Bu projenin Avrupa’ya ulaşabilmesindeki en önemli koridor Türk devletleri ve Türkiye üzerinden geçmektedir. BRI küresel ekonomide ticari hedeflerinin yüksek olması rağmen, İpekyolu küresel salgının, dünya finans sistemini tehdit eden kripto paraların ve Avrupa’ya gelen uyuşturucu kanallarının, terör örgütlerinin ve otoriter rejimlerin de aktarılmasında bir mekanizma olabilir. Dolayısıyla Türkiye gelecek yüzyılda Çin merkezli küresel ekonomik politiğin rakibi veya paydaşı olma mücadelesi verecektir.

·       Türk ekonomisinin enerji ve ara malında ithalata bağımlı olması nedeniyle ihracatı artıkça ülkedeki dış ticaret açığı artmakta ve döviz ihtiyacı da yükselmektedir. Bu nedenle ülkenin yüksek katma değeri olan ve ithalatı tetiklemeyen ihracata dönük stratejilerin geliştirilmesi gereklidir. Ayrıca ABD başta olmak üzere yeni korumacılık temelli iktisadi milliyetçiliğe yönelen ekonomilerin de Çin’e karşı olan ithalat bağımlığını düşürmek için ekonomi politikalarını değiştirme çabaları devam etmektedir. Türkiye’nin de milliyetçi bir anlayışa sanayi politikası geliştirme çabası Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi devam etmelidir.

·       Dünyada son yıllarda genel gıda ürünleri ve hububat ürünleri fiyat indeksleri tarihi artışlar göstermiştir. Bu durumda Türkiye’de gıda enflasyonu da %20 seviyelerinden 2022 yılında %77 seviyesinde artış göstermiştir. Bu artışlar gelir seviyesi düşük kesimlerin satın alma gücünün azalmasına ve fakirlik şiddetinin artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’de özellikle hububat ürünlerinin üretimlerinin garanti altına alınması gerekmektedir. Dünyada meydana gelen iklim değişiklikleri, tarım ürünlerindeki kıtlıklar ve iç çatışmalar dünyada tarım ürünleri üretimini tehdit ettiği için ihracat kısıtlamaları ve gıda ürünleri tarifelerinde ani yükselişlerle uygulanan yeni korumacılık politikaları gıda milliyetçiliği’ni gerektirmektedir.

·       Türkiye’de 1981 ile 2022 arasında enflasyon ortalaması %38,1 seviyesindedir. Aynı dönemde döviz kurundaki yıllık değişim oranının ortalaması da %37,6 seviyesindedir. Bu durum ABD’de gözlemlenen sonuçlar Türk ekonomisinde de geçerli olduğunu göstermektedir. Türk ekonomisinde önemli bir sorunda fiyatların değişkenliği ve kur dalgalanmalarıdır. 42 yıllık ortalamada yıllık fiyat dalgalanmalarının ortalaması %30 seviyesinde ve kur dalgalanmalarının da ortalaması %35 seviyesindedir. Dolaysıyla Türk ekonomisinde öncelikle Türk lirasının değerinin istikrarının sağlanmasına yönelik politikalar öncelikle uygulanmalıdır.

·       Türkiye’nin tarih borunca en büyük ekonomik sorunlarından birisi fiyat istikrarsızlıkları veya fiyat artışlarının sürekli olması sorundur. Yirmi birinci yüzyılın hem başında paradan sıfır atılarak ve ekonomik istikrar programı ile Türk lirasının değer kaybı azalmış ve enflasyon sorunu 2005 ile 2017 yılları arasında çözümlenmiştir. Fakat 2018 yılından sonra uygulanan para politikası hataları ve maliye politikasındaki gevşeme enflasyonu yeniden yükselmiştir. Aynı dönemde küresel salgın ve Ukrayna krizinin yol açtığı tedarik sorunları enflasyon artışını tetiklemiştir. Bu durum Türk lirasının değerini ve uluslararası kullanımını olumsuz etkilemiştir. Türkiye’de enflasyonun kaynakları, petrol fiyatları, kur artışı ve parasal genişlemeye bağlıdır.

·           Türk ekonomisi yetmişli yılların ikinci yarısından beri milli sınırlar içerisinde ayrılıkçı terör örgütü ve uluslararası terör tehditlerine maruz kalmaktadır. Türkiye’de terör, bölgesel geri kalmışlık, ekonomik istikrarsızlık, finansal maliyetlerin yüksekliği, turizm sektörü kayıpları, iç göç baskısı ve yatırımların aksaması gibi çok değişik yönlerden ekonomiyi olumsuz etkilemektedir. Türkiye’nin 1975 ile 2020 yılları arasında terör kaybı asgari olarak 1,2 trilyon dolar seviyesindedir. Türkiye’nin milli güvenlik sorunlarını azaltmak için askeri-sanayi kompleksi kapasitesini artırması ve silahlı kuvvetlerin sahip olduğu envanterin teknolojik gelişimine yönelik altyapı yatırımlarını artırmalıdır.

·         Dünya ekonomisinde küresel salgın, iklim krizi, savaşlar ve göç korkusu kamudan beklentileri artırmakta ve kamu hacminin genişlemesine sebep olmaktadır. Türkiye’nin gelecek yüzyılda kendi doğal kaynaklarına sahip çıktığı ve kamu harcamalarının yeniden etkenliğine göre değiştirdiği bir kamu mali yönetimi gerekmektedir. Özellikle artan sağlık, eğitim ve askeri harcamalarını verimlilik kıstasına göre yeniden değerlendirmek zorundadır. Dolayısıyla oluşacak kamu mali politikasının iktisadi milliyetçiliğin kamu finansmanına getirebileceği yüklerin yönetilmesi açısından değerlendirmesi gerekecektir.

·         Kamu borçlarının milli gelire oranının %50 sınırının altında ve dış borç milli gelir oranının da %30 sınırının altında kalması gerekir. Bu nedenle, kamu finansman politikasında bu oranlara ulaşıncaya kadar kamunun harcamalarının kısılması gerekir. Özellikle Türkiye’de gelecek yıllarda yaşlanan nüfus için aktarılacak sosyal güvenlik harcamalarının ‘finansal sistem’ içerisinden fon yönetimi ile finanse edileceği yeni yöntemlerin geliştirilmesi ile kamu borçlanma gereği de azalacaktır. Sonuç olarak, Türk ekonomisi, özel sektör merkezli bir piyasa ekonomisi olarak devam ederken, gıda, savunma ve yüksek teknoloji alanlarında iktisadi milliyetçiliğin getirdiği korumacılık ve teşvik politikaları uygulatan ekonomik yapı ile gelecek yüzyıla hazır olabilir.


 


4 Temmuz 2024 Perşembe

Maliye Ekonomi ve finans kitapları Okuma Listesi Önerisi

 

Eğitim döneminde öğrencilerimiziden gelen  talepler üzerine nisbeten popülerliği fazla olmayan fakat ekonomi eğitimini sevdirecek bir okuma listesi hazırladım. Kitaplar genelde ekonomi kültürü oluşrumakla ilgili  fakat nadir de olsa ders kitabı şeklinde öneriler de bulunmaktadır.  Ümit ederim faydalı olur. 


Maliye, finans  ve ekonomi için okuma listesi önerisi 

Başlangıç,

Murat Yülek, Ekonomi Nasıl Yönetilir?

Sadun Aren, 100 Soruda Ekonomi El Kitabı

Savaş Çevik, Kamu Maliyesi, Kamu ekonomisine giriş

Cem Kozlu, Liderin Kitaplığı

Mathew Forstater(Ahmet Uzun), İktisat

Murat Sağman, Borsada Oynanmaz

 

Başlangıçtan Sonra;

William J. Barber, İktisadi Düşünce tarihi

Ozan Bingöl, Kontrolsüz Güç

Mustafa Özel Roman Diliyle İktisat

Russell D. Roberts  Tercih

Burak Arzova ve diğ. Endekslerle Türkiye Ekonomisi

Warren Buffett, Finansal Tabloların yorumlanması

Aysel Gündoğdu, Borsa 101

Zeynel Dinler, İktisat

 Mehmet Şükrü Tekbaş, Yatırım El Kitabı: Sermaye Pazarları, Menkul Değerlere Yatırım ve Portföy Yönetimi 

İleri Seviye;

Şant Manukyan, Global Piyasalar

Thomas piketty Eşitliğin Kısa Tarihi   

Doren Acemoğlu, Dar Koridor: Devletler, Toplumlar ve Özgürlüğün Geleceği

Vedat Milor, Devleti Geri Getirmek

Murat Yülek, Ulusların Yükselişi

Fikret Başkaya, Kalkınma İktisadının yükselişi ve Düşüşü

Ali İhsan Karacan , Esra Erişir Karacan        Kripto Varlıklar

 Richard H. Thaler, Cass R. Sunstain, Dürtme

Sabri Ülgener, Darlık Buhranları 

Mustafa Yıldıran, İpekyolu Ekonomileri 

Murray N. Rothbard, (Çev. Ahmet Uzun) İnsan İktisat ve Devlet: İktisadın İlkeleri Üzerine Bir İnceleme 

23 Haziran 2024 Pazar

Vergi Reformu ve Gelir Artırma Çabaları üzerine değerlendirmeler

 Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı-2023 seçimlerinden sonra başlayan ekonomik politikasındaki değişim öncelikle faiz ve para politikası üzerinden yürütüldü. Şimdi ise tartışmalarda, kamu harcamaları ve vergi politikası unsurlarına bağlı olarak devam ediyor. Burada temel sorun, ekonomik programın eklektik bir şekilde ele alınmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü sistem yaklaşımı esasında hazırlanmış olsaydı, program da para, maliye ve borç politikası ile birlikte regülasyon takvimi de birlikte hazırlanmalıydı. Bütün tartışmaların ötesinde vergi reformu veya gelirler politikası düzenlemeleri üzerinden kritik yapacak olursak aşağıdaki değerlendirmeleri yapabiliriz:

1) Program taslak veya henüz tamamlanmamış durumdadır. Dolayısıyla tartışmalardaki hususların sürekli değişebileceği varsayımı üzerinden değerlendirmeler yapılacaktır.

2) Kurumlar vergisinde tartışılan konular; a) Farklı vergi oranlarının uygulanması; b) asgari kurumlar vergisi ve c) İstisna ve muafiyetlerin kaldırılması. Kurumlar vergisi, yatırım iklimi açısından en çok temel alınan unsurdur. Uluslararası yatırım politikasını farklı oranlar üzerinden yürütülmesi olumsuz etki yapacaktır. Bunun yerine istisna ve muafiyetlerin kaldırılıp vergi oranın belirli bir seviyeye indirilmesi hem vergi gelirlerini artıracak hem de vergi adaletini sağlayabilecek yaklaşımdır. Asgari kurumlar vergisi G20 vergi politikası sürecinde uzun süredir tartışılan ve ülkelerde uygulanma eğilimi artan bir konu olduğu için Türkiye'de bu trende katılabilir. 

3) Gelir vergisi ile ilgili hususlar, a) Asgari gelir vergisi uygulamasının getirilmesi; b) Borsa kazançlarının veya işlemlerinin vergilendirilmesi; c) basit usulde vergilendirilmenin kaldırılması vb düzenlemeler.

Asgari gelir vergisi kısa dönemde vergi gelirlerini artırsa da zamanla minimum vergi beyanı üzerinden devam edecek bir potansiyeli taşımaktadır(Asgari ücret uygulamasında olduğu gibi). Yani uzun dönemde vergi gelirlerini olumsuz etkiyebilir. Dolayısıyla gelir vergisinin artan oranlı olarak devam etmesi vergi adaleti açısından daha yararlı olacaktır. 

Borsa kazançlarının veya işlemlerinin vergilendirilmesi yatırım politikasını olumsuz etkileyecek temel husustur Özellikle temettü üzerinden alınan vergilerin azaltılması hem şirketleşmeyi hem de vergi tabanının genişlemesini teşvik edecektir.

Basit usulde vergilendirilenlerin yerine beyan usulünün getirilmesi mümkündür. 

4) KDV ile ilgili hususlar; Devreden KDV'nin iadesi sorunları. Kamunun burada daha çok kayıt dışı ekonominin temel unsuru olan sahte belge(naylon fatura) ve istisnaları gözden geçirmesi daha faydalı olacaktır. 

5) ÖTV ve diğerleri; ÖTV engelli araçların mirasçılara intikalinin vergilendirilmesi hususu. Türkiye’de araçlardan alınan ÖTV ve üzerinden hesaplanan KDV’nin yüksekliği nedeniyle araç tüketimi kısıtlanmaktadır. Bunun yerine ÖTV oranlarının düşürülmesi, ikinci el araç alım satımının vergilendirilmesi daha önemlidir. 

6) diğer hususlar; gider beyanı konusu ise vergi tartışmalarında önemli yer tutacaktır. İşletmelerin ve kişilerin eğlence ve özel kullanımla ilgili giderlerinin tamamını gelirlerinden mahsup hakkının verilmesi ile kayıt dışı ekonominin de önlenmesine katkı sağlanacaktır. Gider beyanı önemli bir katkı sağlasa de Türkiye'de gayrimenkullerin değerlemesinin yapılması ve sahip olunan servet unsurlarının ekonomik değerlerinin güncellenmesi ile oluşacak değer artışları vergileme kapasitesine daha fazla katkı sağlayacaktır. 

Sonuç olarak, yeni vergi taslağı tartışmaları daha çok vergi gelirlerinin artırılması amacını taşıdığı görünmektedir. Bunun yerine enflasyona endeksli veya değişken faizli uzun dönemli borçlanma araçlarında nakit sağlanarak yatırım politikasının yönetilmesi ve vergileme de adaletin sağlandığı yeni bir yaklaşımın ortaya konulması daha önemli olacaktır. 

 

Trump Stagflasyonu