16 Ekim 2024 Çarşamba

İKİNCİ ASRINDA TÜRK EKONOMİSİ: KADİM SORUNLARA ÖZGÜN ÇÖZÜMLER (Türk Ocağı 100. yıl Raporu)

 


Bu rapor, Türk ekonomisinin yeni yüzyılda kateteceği zorlu patikanın aşılması için yeni bir ekonomi stratejisi sunma çabasındadır. Raporun temel iddiası, Türk ekonomisi sahip olduğu potansiyel, yetenek ve ekonomik güç nedeniyle küresel veya ülke çapındaki tüm tehditleri, belirsizlikleri üstesinden gelebilecek ekonomi politikası oluşturma kapasitesine sahip olduğudur. Bu raporundan elde edilen bulgu ve yorumların sonuçları aşağıdaki gibidir:

·       Türk ekonomisi yüzüncü yılında dünya ekonomisinde ilk yirmi ekonomi arasında yer almaktadır. Ülkenin yurtiçi gayri safi mili geliri 1 trilyon dolar sınırının altındadır. Türk ekonomisi 1960 ile 2022 yılları arasında ortalama %4,8 seviyesinde büyümüştür. Fakat bu büyümenin en büyük sorunu istikrarsız olmasıdır. Aynı dönemde pozitif ve negatif olarak %17 aralığında büyüme oranları söz konusudur. Diğer ekonomiler karşısında Türk ekonomisini ayırt eden temel unsur, istikrarsız büyümesidir.

·       Dünya ekonomisinde ABD başta olmak üzere küresel salgın, Çin rekabeti, gıda milliyetçiliği ve yeniden yükselen korumacılık politikaları ülkeleri iktisadi milliyetçiliğe yönelmelerine neden olmaktadır. Türkiye’nin de dünyadaki ekonomik pozisyonu açısından bölgesel bütünleşmeye engel olmayacak şekilde iktisadi milliyetçiliğe bağlı kendine özgü ekonomik yaklaşım oluşturması gerekir. İktisadi milliyetçiliğin esas alınmasını gerektirecek dünya ekonomisinde dört eğilim vardır. Birincisi, 1996 ve 2008 mali krizlerinde milli devletlerin sorunlarının çözümlemek için kendi halkıyla baş başa kalması ile ekonomik krizlerin maliyetinin ancak milli sınırda yaşayan millet tarafından yükleneceğinin anlaşılmasıdır; ikincisi, küresel salgın ve savaş durumlarında küresel tedarik süreçlerinin tıkanması ülkelerin gıda ve enflasyon sorunlarını çözümlemek için ulusal kaynakları dışındaki alternatiflerinin azalması ile milli ekonominin güçlendirilmesinin gerekliliğinin ortaya çıkmasıdır; üçüncüsü; Dünya ekonomisinde ABD’nin yeniden mili sanayisini canlandırma politikası ve İngiltere’nin Brexit kararları da ülkelerde iktisadi milliyetçiliğe yönelimi tetikleyen unsurlardandır; dördüncüsü de, yüksek teknolojinin korumacılıkla geliştirilmesi çabası da ülkeleri iktisadi milliyetçiliğe yönelmektedir.

·       Yeniden yükselen İktisadi milliyetçiliğin tam olarak sınırı çizmek mümkün değildir. Çünkü, ticari korumacılık uygulayan ülkeler, liberal finansal sisteme sahip olmaktadır. Veya sermaye kontrolü uygulayan bir ülke ticari liberalizm açısından esnek bir siteme sahiptir. Yine ülkeye doğrudan yatırım girişlerine izin veren bir ülkenin ihracat yasağı mümkün olmaktadır. Dolayısıyla yeni jenerasyon iktisadi milliyetçilik ülkenin kendi tarzına göre geliştirdiği ekonomik politik sistem olacaktır. Fakat kaynak ve gelir dağılımında piyasa ekonomisinin etkinliğini bozmadan uygulamalar geliştirilmelidir.

·       Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci asrında odaklanacağı nokta, yeni yükselen ekonomiler ve pazarlar olmak zorundadır. Özellikle Türkiye’nin doğu ve güneyinde yer alan ülkelerdeki doğal kaynak zenginliği ile gelişme hızının yüksekliği nedeniyle yeni yönelimlerin bu bölgelere doğru olması gerekecektir. Türk devletleri Teşkilatı sahip olduğu ekonomik potansiyel nedeniyle yükselen Asya’ya doğru Türkiye’nin stratejik açılım koridoru olacaktır. Özelikle Macaristan’dan Kore’ye kadar bütün Avrasya coğrafyası Türkiye için ekonomik fırsatların en yüksek olduğu, Türkçe’nin hâkim dil olduğu Brzezinski’nin tabiriyle büyük ekonomik ödüldür.

·       Çin Devletinin İpekyolu inisiyatifi Avrupa’ya ihracat pazarı ve Afrika ülkelerine de hammadde ve enerji tedarik zinciri kurmak için oluşturulmuş bir küresel projedir. Bu projenin Avrupa’ya ulaşabilmesindeki en önemli koridor Türk devletleri ve Türkiye üzerinden geçmektedir. BRI küresel ekonomide ticari hedeflerinin yüksek olması rağmen, İpekyolu küresel salgının, dünya finans sistemini tehdit eden kripto paraların ve Avrupa’ya gelen uyuşturucu kanallarının, terör örgütlerinin ve otoriter rejimlerin de aktarılmasında bir mekanizma olabilir. Dolayısıyla Türkiye gelecek yüzyılda Çin merkezli küresel ekonomik politiğin rakibi veya paydaşı olma mücadelesi verecektir.

·       Türk ekonomisinin enerji ve ara malında ithalata bağımlı olması nedeniyle ihracatı artıkça ülkedeki dış ticaret açığı artmakta ve döviz ihtiyacı da yükselmektedir. Bu nedenle ülkenin yüksek katma değeri olan ve ithalatı tetiklemeyen ihracata dönük stratejilerin geliştirilmesi gereklidir. Ayrıca ABD başta olmak üzere yeni korumacılık temelli iktisadi milliyetçiliğe yönelen ekonomilerin de Çin’e karşı olan ithalat bağımlığını düşürmek için ekonomi politikalarını değiştirme çabaları devam etmektedir. Türkiye’nin de milliyetçi bir anlayışa sanayi politikası geliştirme çabası Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi devam etmelidir.

·       Dünyada son yıllarda genel gıda ürünleri ve hububat ürünleri fiyat indeksleri tarihi artışlar göstermiştir. Bu durumda Türkiye’de gıda enflasyonu da %20 seviyelerinden 2022 yılında %77 seviyesinde artış göstermiştir. Bu artışlar gelir seviyesi düşük kesimlerin satın alma gücünün azalmasına ve fakirlik şiddetinin artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’de özellikle hububat ürünlerinin üretimlerinin garanti altına alınması gerekmektedir. Dünyada meydana gelen iklim değişiklikleri, tarım ürünlerindeki kıtlıklar ve iç çatışmalar dünyada tarım ürünleri üretimini tehdit ettiği için ihracat kısıtlamaları ve gıda ürünleri tarifelerinde ani yükselişlerle uygulanan yeni korumacılık politikaları gıda milliyetçiliği’ni gerektirmektedir.

·       Türkiye’de 1981 ile 2022 arasında enflasyon ortalaması %38,1 seviyesindedir. Aynı dönemde döviz kurundaki yıllık değişim oranının ortalaması da %37,6 seviyesindedir. Bu durum ABD’de gözlemlenen sonuçlar Türk ekonomisinde de geçerli olduğunu göstermektedir. Türk ekonomisinde önemli bir sorunda fiyatların değişkenliği ve kur dalgalanmalarıdır. 42 yıllık ortalamada yıllık fiyat dalgalanmalarının ortalaması %30 seviyesinde ve kur dalgalanmalarının da ortalaması %35 seviyesindedir. Dolaysıyla Türk ekonomisinde öncelikle Türk lirasının değerinin istikrarının sağlanmasına yönelik politikalar öncelikle uygulanmalıdır.

·       Türkiye’nin tarih borunca en büyük ekonomik sorunlarından birisi fiyat istikrarsızlıkları veya fiyat artışlarının sürekli olması sorundur. Yirmi birinci yüzyılın hem başında paradan sıfır atılarak ve ekonomik istikrar programı ile Türk lirasının değer kaybı azalmış ve enflasyon sorunu 2005 ile 2017 yılları arasında çözümlenmiştir. Fakat 2018 yılından sonra uygulanan para politikası hataları ve maliye politikasındaki gevşeme enflasyonu yeniden yükselmiştir. Aynı dönemde küresel salgın ve Ukrayna krizinin yol açtığı tedarik sorunları enflasyon artışını tetiklemiştir. Bu durum Türk lirasının değerini ve uluslararası kullanımını olumsuz etkilemiştir. Türkiye’de enflasyonun kaynakları, petrol fiyatları, kur artışı ve parasal genişlemeye bağlıdır.

·           Türk ekonomisi yetmişli yılların ikinci yarısından beri milli sınırlar içerisinde ayrılıkçı terör örgütü ve uluslararası terör tehditlerine maruz kalmaktadır. Türkiye’de terör, bölgesel geri kalmışlık, ekonomik istikrarsızlık, finansal maliyetlerin yüksekliği, turizm sektörü kayıpları, iç göç baskısı ve yatırımların aksaması gibi çok değişik yönlerden ekonomiyi olumsuz etkilemektedir. Türkiye’nin 1975 ile 2020 yılları arasında terör kaybı asgari olarak 1,2 trilyon dolar seviyesindedir. Türkiye’nin milli güvenlik sorunlarını azaltmak için askeri-sanayi kompleksi kapasitesini artırması ve silahlı kuvvetlerin sahip olduğu envanterin teknolojik gelişimine yönelik altyapı yatırımlarını artırmalıdır.

·         Dünya ekonomisinde küresel salgın, iklim krizi, savaşlar ve göç korkusu kamudan beklentileri artırmakta ve kamu hacminin genişlemesine sebep olmaktadır. Türkiye’nin gelecek yüzyılda kendi doğal kaynaklarına sahip çıktığı ve kamu harcamalarının yeniden etkenliğine göre değiştirdiği bir kamu mali yönetimi gerekmektedir. Özellikle artan sağlık, eğitim ve askeri harcamalarını verimlilik kıstasına göre yeniden değerlendirmek zorundadır. Dolayısıyla oluşacak kamu mali politikasının iktisadi milliyetçiliğin kamu finansmanına getirebileceği yüklerin yönetilmesi açısından değerlendirmesi gerekecektir.

·         Kamu borçlarının milli gelire oranının %50 sınırının altında ve dış borç milli gelir oranının da %30 sınırının altında kalması gerekir. Bu nedenle, kamu finansman politikasında bu oranlara ulaşıncaya kadar kamunun harcamalarının kısılması gerekir. Özellikle Türkiye’de gelecek yıllarda yaşlanan nüfus için aktarılacak sosyal güvenlik harcamalarının ‘finansal sistem’ içerisinden fon yönetimi ile finanse edileceği yeni yöntemlerin geliştirilmesi ile kamu borçlanma gereği de azalacaktır. Sonuç olarak, Türk ekonomisi, özel sektör merkezli bir piyasa ekonomisi olarak devam ederken, gıda, savunma ve yüksek teknoloji alanlarında iktisadi milliyetçiliğin getirdiği korumacılık ve teşvik politikaları uygulatan ekonomik yapı ile gelecek yüzyıla hazır olabilir.


 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Trump Stagflasyonu