22 Ekim 2023 Pazar

Yüzüncü Yılında Türkiye Cumhuriyetinin Ekonomisi: Gelecek Asırda da Büyümeye Devam Edecek

 

Türkiye Cumhuriyeti'ni, kuran, yaşatn ve küçük de olsa gelişmesine katkı sağlayan;

başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK,

Kurtuluş Savaşının büyük komutanları ve gazileri,

Fevzi Çakmak, Fahrettin Altay, Kazım Karabekir, İsmet İnönü, Ali Fuat Cebesoy,  Celal Bayar, Mehmet Akif, Hamdullah SupSuphi ve daha niceleri,

ülkemize hizmet eden devlet adamlarımıza,

Şehitlerimiz, gazilerimiz ve milletimizin tüm neferlerine,

Saygı, sevgi, minnetle,

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti! Türk Devleti! Türk Milleti! 

https://www.youtube.com/watch?v=Knd6Zk2ci1E

Türkiye Cumhuriyeti, dünyada birinci küreselleşme çağının bittiği ve milli ekonomilerin kurulduğu zamanlarda kuruldu. Dünyada milli devletler, ekonomilerinin gelişmiş sanayi ülkelerindeki modernleşmeye ayak uydurması için kalkınma programları ve reçeteleri uyguladılar. Rostow’un tabiriyle, gelenekçilikten sanayileşmeye doğru evrim geçirdiler. Türkiye’de Atatürk’ün muasır medeniyet seviyesine ulaşmak olarak belirlediği temel vizyona, kamu öncülüğünde milli ekonomi politikası ile ulaşmaya çalıştı. Bu model, 1960, 1980 ve 2001 yıllarında büyük değişimler geçirerek, bütün sorunlarına rağmen yirmi büyük ekonomi arasına girmeyi başardı. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında ise dünyada yeniden büyük değişimler yaşanmaktadır. İkinci küreselleşme dalgası yavaşlamakta, ülkelerin askeri harcamalarında patlamalar meydana gelmekte, yenilenebilir enerjiye dönüşüm hızlanmakta, dijital teknolojiler, yapay zekâ ve robotik uygulamalarının Türk kültürüne ve devlet yönetimi anlayışındaki muhtemel etkilerine göre bir iktisadi milliyetçilik politikası belirlemesi gerekir. Türk ekonomisi açısından gelecek asırda iktisadi milliyetçiliğin sınırlarını belirleyecek unsurlar aşağıdaki gibi olacaktır:

                                I.            Küresel Ekonomik Düzene Uyum Sorunu; Türkiye, Avrupa’nın ve Batı dünyasının siyasi ve ekonomik parçası olma ideali ile hareket etmektedir. Bu amaç, iktisadi milliyetçilik açısından Türkiye’nin ekonomik ve siyasi yapısını belirleyen unsulardan birisidir. Türkiye’nin gelecek asırda milli iktisat politikasının sınırlarını belirleyecek en önemli kriter küresel ekonomik sistemdeki rolünün sınırları olacaktır.

                              II.            Türk Dünyasının Sunduğu Ekonomik Fırsatlar; Türk ekonomisinin temel iktisadi bağımlılığı enerji yetersizliği nedeniyle meydana gelmektedir. Türk dünyası ile kültürel birlikteliğin yanı sıra enerji ve ticari kanallarla meydana getirilecek birliktelik yeni iktisadi milliyetçiliğin sınırlarını belirleyecek faktörlerdendir. Türk devletleri teşkilatının ekonomik bütünleşme açısından sınırlarının belirlenmesi, akamete uğramaması açısından önemlidir. Özellikle Rusya’nın içerisindeki devletlerin Türkiye ile ekonomik bütünleşmesinde gümrük birliği veya ticari iş birliği modellerinden hangisinin olacağı Rusya ile olan iktisadi ilişkilerin gerektirdiği politik duyarlılığa göre belirlenebilir.

                            III.            Çin Kuşak ve Yol İnisiyatifinin etkisi; Çin ekonomisi, 2013 yılında ilan ettiği ekonomik kuşak inisiyatifi ve 2014 yılında ilan ettiği Deniz İpekyolu projesi nedeniyle meydana getirdiği Kuşak ve Yol İnisiyatifi ile Türkiye’nin Asya tarafında kendisine bağımlı bir iktisat politikası oluşturmaktadır. Dolayısıyla Türk ekonomisinin gelecek asırdaki iktisadi milliyetçilikle ilgili sınırını belirleyecek faktörlerden birisi de Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne karşı olan pozisyonu olacaktır. 

                            IV.            Yeni Teknoloji Dönüşümü ve Sanayi Yapısı; Yapay zeka, robot teknolojisi gibi bilgi ve yüksek teknoloji alanlarında hızla dönüşen teknolojik yapıya uyum sağlayacak yeni bir teknolojik devrim gerekmektedir. Türk ekonomisinin yeni yüksek teknolojiye dayalı sanayi yapısını uygulaması, ulusal yenilik sisteminin iktisadi milliyetçilik anlayışına göre düzenlemesine bağlı olacaktır.

                              V.            Sürdürülebilirlik ve Tarım Politikasının Dönüşümü; Türk tarım politikasının konvansiyonel tarım politikalarından sürdürülebilir ve rekabetçi tarım politikalarına doğru evrilmesi gerekecektir. İktisadi milliyetçilik, tarım ve gıda politikasının yeniden iktisadi milliyetçilik esaslarına göre tasarlanmasını gerektirecektir. Ülkenin sahip olduğu doğal kaynaklarına sahip çıkması iktisadi milliyetçiliğin unsurları arasında yer alacaktır.

                            VI.            Terör ve savaş Tehdidin Getirdiği Riskler; Türkiye’nin çevresi dünyanın terör ve şiddet olaylarının en yüksek olduğu coğrafyadır. Dolayısıyla Türkiye’nin ülke çıkarlarını koruyacak bir askeri güvenlik sistemi oluşturması iktisadi milliyetçiliğin unsurlarından birisidir.

                          VII.            Mali Yapının Dönüşümü; Türk ekonomisinin kırılgan mali yapısı sürdürülebilir büyümenin en büyük engellerinden birisidir. Dolayısıyla mali yapının güçlendirilmesi ve finans sisteminin yeni fırsatlar sunması için yeniden tasarlanması gerekir.

                        VIII.            Kamu ekonomisinin büyümesinin yönetilmesi, dünya ekonomisinde küresel salgın, iklim krizi, savaşlar ve göç korkusu kamudan beklentileri artırmakta ve kamu hacminin genişlemesine sebep olmaktadır. Türkiye’nin gelecek yüzyılda kendi doğal kaynaklarına sahip çıktığı ve kamu harcamalarının yeniden etkinliğine göre değiştirdiği bir kamu mali yönetimi gerekmektedir. Özellikle artan sağlık, eğitim ve askeri harcamalarını verimlilik kıstasına göre yeniden değerlendirmek zorundadır. Dolayısıyla oluşacak kamu mali politikasının iktisadi milliyetçiliğin kamu finansmanına getirebileceği yüklerin yönetilmesi açısından değerlendirmesi gerekecektir.

 

Türkiye’nin iktisadi milliyetçilik esaslı  iktisat modeli için  önerilerde aşağıdaki gibi sıralanabilir;

         I.            Kamu ekonomisinin faaliyet alanı kesin çizgilerle tanımlanmalıdır. Devletin güvenlik, adalet ve kamu sağlığı dışındaki harcamalarını yeniden tanımlaması ve özel sektörün katılımını artırıcı uygulamalarının kamu mali istikrarına etkileri yüksek olacaktır.

       II.            Kamu kesiminin finansmanında, vergi politikasında karbon temelli vergileme, vergilerin sadeleştirmesi ve doğrudan vergileme yöntemlerinin artırılması gerekir. Özellikle bütün vergiler içeresindeki istisna ve muafiyetlerin tamamen kaldırılarak vergi oranlarının azaltılması ekonomide gelir dağılımını olumlu etkileyecek ve gelir dağılımını dengeleyici etkileri olacaktır.

     III.            Özellikle Türkiye’de kamunun askeri ve güvenlik harcamalarını yeniden yapılandırmalı ve etkinliğine göre istikrarlı olarak artırmalıdır. Nükleer savaşlara, insansız teknoloji ürünleri ile yapılan saldırlara ve hava saldırılarına yönelik savunma teknolojileri için yatırım harcamalarına yönelmelidir. Türkiye’nin kamu/özel/vakıf sermayeli askeri-sınai kompleksi oluşturma çabalarına devam edilmelidir.

    IV.            Türk lirasının sağlam para olması için para ve faiz politikasının istikrarının sağlanması gerekir. Dijital Türk lirası, altın veya dolara endeksli olarak bankacılık sektöründe kullanılmalı ve kâğıt madeni paranın sadece nakit işlemlerde kullanılması sağlanabilir.

      V.            Türk sanayinin kur ve teşvik odaklı politikalar yerine rekabete göre çalışan bir sisteme evrilmesi gerekir. Kamunun sürekli teşvik sistemi yerine sürdürülebilir kurumsal finansman sistemine dayalı bir gelişme modeline destek vermesi gerekir.

    VI.            Çin’in İpekyolu inisiyatifine karşı, Japonya, Güney Kore ile yeni bir ticari yol sistemini kurmalıdır. Bu sistem, Orta Asya ve Kafkasya Türk Cumhuriyetlerinin doğrudan Asya’dan ve Avrupa’dan deniz bağlantıları oluşturabilecek iktisadi, mali ve siyasi bir alternatiftir.

   VII.            Türkiye’deki enflasyonun artışına sebep olan kamu uygulamaları sınırlandırılmalıdır. Enflasyonun temel sebebi, para arzının ve kredi hacminin sürekli artmasından kaynaklandığı için kamunun para arzını ekonomik büyüme hızının üstünde artmasını engelleyici regülasyon (Cumhurbaşkanlığı kabinesinin para arzının değiştirebilmesi için meclisin üçte ikisinin onayını alınmasının zorunlu kılınması gibi) yapılmalıdır.

 VIII.            Kalkınma politikası için sektörel olarak stratejik seçim yapılmalıdır. Tarım, gıda ve yüksek teknoloji dışındaki tüm alanlara teşvik uygulamaları kaldırılarak, bu alanlara aktarılmalıdır. Tarımda üretim artışını teşvik eden temel yaklaşım, ürün alım fiyatına yapılan doğrudan ödeme sistemine dönülmesi gerekir. Tarım sektöründe arazinin ve su kaynaklarının daha az kullanıldığı teknolojik tarım politikası altyapısı geliştirilmelidir.

     IX.            Terörle mücadele esnemeden devam ettirilmesi gerekir. Terörle mücadele için yüksek teknoloji ve esnekliğe dayanan profesyonel ordularla yapılan mücadeleye ayrılan finansmanının istikrarlı olarak artırılması gerekir. Çünkü terörün yol açtığı ekonomik maliyetlerin Türk ekonomisine olumsuz etkisi, bu harcamaların finansmanından ve doğuracağı güvenlik sorunlarından daha düşük ekonomiye maliyeti olacaktır.

       X.            Kamu borçlarının milli gelire oranının %50 sınırının altında ve dış borç milli gelir oranının da %30 sınırının altında kalması gerekir. Bu nedenle, kamu finansman politikasında bu oranlara ulaşıncaya kadar kamunun harcamalarının kısılması gerekir. Özellikle Türkiye’de gelecek yıllarda yaşlanan nüfus için aktarılacak sosyal güvenlik harcamalarının ‘finansal sistem’ içerisinden fon yönetimi ile finanse edileceği yeni yöntemlerin geliştirilmesi ile kamu borçlanma gereği de azalacaktır.

     XI.            Türkiye’de yüksek teknoloji ihracatı ve yenilenebilir enerji üretimi artarsa cari açık sorunu azalacaktır.  

Sonuç olarak, Türk ekonomisi, özel sektör merkezli bir piyasa ekonomisi olarak devam ederken, gıda, savunma ve yüksek teknoloji alanlarında iktisadi milliyetçiliğin getirdiği korumacılık ve teşvik politikaları uygulatan ekonomik yapı ile gelecek yüzyıla hazır olabilir. Eğer ekonomide istikrarlı olarak %5 büyüme sağlanabilirse, 2033 yılında yaklaşık 1,6 trilyon dolar büyüklüğündeki milli gelir ile dünya ekonomisinde ilk on beş ekonomi içerisinde olacaktır.

 Türkiye Cumhuriyeti 100 yılda 1 trilyon dolar seviyesinde bir ekonomi olmayı başardı. Fakat son beş yıldır enflasyon ve diğer sorunlarını çözmekte zorlanmaktadır. Bu sorunları da çözerek, dünyanın en büyük on ekonomisi içerisinde yer almalıdır. 




15 Ekim 2023 Pazar

İsrail-Hamas Savaşı veya İsrail'in Filistin Savaşı'nın Ekonomi Politiği(07 Ekim 2023 ve sonrası)

 Ekonomi politik, iktisadi olayların siyasi ve sosyolojik temellerinin de olacağını varsayan bir yaklaşımla konuları ele alır. Hamas'ın 7 Ekim 2023 tarihinde sabah saatlerinde rivayetlere göre iki yıla yakın planyarak paramotorlarla saldırdı. İnsanda şüphe uyandıran bir olaylar dizisi cerayan ediyor. Dünyanın en meşhur espiypnoj örgütü ve ortadoğu hatta Avrasya'daki tüm gizli olayların baş zanlısı olan MOSSAD'ın ve işbirlikçisi CIA'nın haberi olmadan Hamas, İsrail'e saldırdı(!). 16 Ekim tarihli bilgiye göre, içerisinde sivilerin de olduğu 1300 İsraillinin öldüğü ve 3416 yaralı vardır. Aynı tarihte Filistin sağlık bakanlığının verilerine göre, 724'ü çoçuk olmak üzere 2215 kişi ölmüş ve 8714 kişi yaralanmış durumda. Bu verilere rağmen bazı İsrailli ve ABD'li yöneticilere göre Gazze'deki tüm insanlardan intikam alınmadıkça İsrail için sorun çözülmüş olmayacaktır. Olayların buraya kadar gelmesinde İran'ın sorumlu olduğu veya komplo yaklaşımlara göre de ABD veya İsrail'in müdahale edebilmek için Hamas'ı kullandığı iddia edilmektedir. Bu iddiaların doğruluğu bir tarafa, 1947 yılından bu yana devam eden İsrail'in genişleme haritası olayların ekonomi politiğini ortaya koymaktadır. 


Kaynak. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/filistinliler-topraklarinin-yuzde-15ini-kullanabiliyor/782963

İsrail'in toprak büyüklüğü ve ekonomisinin büyümesi paraleldir. 1967 yılında İsrail'İn milli geliri 4,03 milyar dolar seviyesindeyken, 2021 yılının sonunda 490 milyar dolar seviyesine yükselmiştir. Bölgedeki askeri harcamaların 1949 ile 2022 yılları arasındaki toplamları karşılaştırıldığında Suudi Arabistan 4,01 trilyon dolar, İsrail 1,75 trilyon dolar harcama yapmışıtır. bölgedeki diğer ülkelerin toplamları 1 trilyon dolar sınırını henüz geçmemiştir. İsrail ortalama olarak yılda milli gelirinin %5'ini askeri harcamalara ayırmaktadır Ayrıca 1947 yılından bu yana ABD'den 263 milyar dolar Askeri yardım almıştır. Bu rakamlar göstermektedir ki, İsrail'in varlığı askeri harcamaların sayesindedir. Bölgedeki askeri harcamaların artışını  da İsrail güvenlik politikalarının belirlediği söylenebilir. 



Konuyla ilgili olarak iki farklı seneryo üzerinden analiz yapmak mümkündür. Birincisi İsrail askeri gücü ile bölgede yenilmesi imkansız bir ülkedir. ABD dünyanın en büyük askeri üreticisi ve ithalatçısı olarak İsrail'i desteklemektedir. Bu durumda Gazze'nin topraklarını da İsrail'İn kısa sürede ele geçirmesi mümkün olacaktır. Fakat ikinci seneryo da var. Buna göre, Hamas'ı İran veya başka bir küresel askeri gücün harekete geçirmesi ihtimali bu durumda alternatif askeri üretim güçleri arasında mücadele olacaktır. Bunu anlamanın en iyi yöntemi silah satıcılarının 1950'lerden bu yana değişimini inceleyerek yapabiliriz.


SIPRI verilerine göre dünyada 100 büyük silah satıcısı incelendiğinde 2002 yılında batılı devletler(avusturalya ve kanada dahil)  dışında sadece 11 devlet silah satmaktadır. ilk yirmi şirket arasında sadece batılı şirketler vardır. Bu durumda İsrail karşısında herhangi bir askeri gücün oluşması teorik veya pratik olarak mümkün değildir. 


2021 yılında ise 27 batılı olmayan ülkeye ait Rusya ve Çin ağırlıklı firma dünyada askeri ithalat yapan ülkeler arasındadır. Bu değişim, artık dünyaadaki askeri teknolojilerin sadece batılı ülkeler tarafından üretilip satılmadığını göstermektedir. Bu durumda Gazze'de Hamas'ın teknolojik destek ve askeri yardım almasının mümkün olabileceğini göstermektedir. Bölgedeki Suudi Arabistan dünyadaki ilk yirmi ekonomi içerisinde ve dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından birisi olarak Çin ile artan ekonomik ilişikileri ve Rusya ile olan yakın politikaları, ABD, İngiltere destekli sömürge imparatorlukları çağını hatırlatabilecek bir işgal politikasını reddebileceği bir ortamı da çıkarabilir. Yine İran ile olan bölgedeki yakınlık ve İran'ın Rusya ve Çin ile olan bağlantıları İsrail'in askeri harekatlarının uzaması durumunda siyasi sonuçları da değiştirebilir. Ayrıca Çin'in Afrika'ya olan Kuşak Yol Projesi'nin ABD'nin askeri olarak yerleşeceği Suriye ve çevresindeki askeri yayılımından rahatsız olması mümkündür. Özellikle Çin'den dolaylı yöntemlerle Hamas'a ulaşacak askeri yardımlar farklı bir savaş ortamı oluşturabilir. Ayrıca Hizbullah ve diğer İslami cihat örgütlerinin savaşa müdahelesi ile farklı bir savaş ortamı doğacaktır. Ayrıca İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin başkentlerinde başlayacak çatışma olaylarının başlaması da muhtemeldir. 
ABD'nin Ukrayna savaşı ile  Rusya'ya yaptığı saplanıp kalma politikasını; Çin'de ABD'ye Ortadoğu'da uygulaması mümkün olabilir. Savaş hazırlıkları yeni ekonomik ambargolar ve yeni ekonomik işbirlikler doğurabileceği için farklı sonuçlar da doğurabilir. Doğalgaz ve enerji denklemleri ise ayrıca değerlendirilmesi gereken konulardır. 
ABD'nin ve İsrail'in bölgede yapmak istediklerine karşı, bölgedeki tüm güçler ve Çin/Rusya/İran ittifakı arasındaki ekonomik savaş dünyada yeni işbirliklerini doğrucaktır. Bu itifakın içine Brezilya gibi ülkelerin katılması durumunda ve Latin Amerika'daki terör örgütlerinin harekete geçirilmesini tetiklerse farklı bir dünya daha ortaya çıkacaktır.
Türkiye'nin sağduyu ve barış çağrıları, dünyadaki çılgınlıklar karşısında en adaletli çağrıdır. 
Gazze'de veya dünyanın herhangi bir noktasında insanlık dramlarının yaşanmaması için her zaman savaşa hayır! Hastanelere ve sivil insanlara olan saldırıların durması en önemli olay olacaktır. Filistin'İn devlet olma haklarının da yerine getirilmesi gerekir. Böylece İsrail ancak kendisini barış ortamında koruyabilir. 


31 Ağustos 2023 Perşembe

Merkez Bankasının Faiz Politikası: Yeni Döngü

 https://yirmihaber.com/merkez-bankasinin-faiz-politikasi-yeni-dongu/

Faiz, sermaye kullanımı karşılığında ödenen fazla paraya verilen paradır. İnsanlık için eskiden beri ahlak dışı kabul edilen konulardan birisidir. Çünkü eski cağlarda faiz oranlarının kıyaslanabileceği herhangi bir krter olmadığı için kat be kat artan oranlarda uygulaması olduğu için, insanların para sahipleri karşısında özgürlüğünü kaybetmesine bile neden olabilen uygulamaları nedeniyle dinler ve feylesofların lanetlediği bir fenomendir. Fakat modern kapitalizmle birlikte, tefecilerin uyguladığı faizi(riba) ve finansal sistemde sermaye kullanımı karşılığındaki faizi (sermaye getiri oranını) ayırma imkanı ortaya çıktı. Modern faiz uygulamalarında en önemli kriter enflasyon oranıdır. Çünkü enflasyon oranı, fiyatların seviyesindeki artış oranını gösteren bir katsayıdır. Bu nedenle sermaye sahibi veya mal sahibi bir kişinin karşı tarafa verdiği sermaye veya yatırım malının kullanım değeri olarak bir getiriyi alması gerektiğinde bunun enflasyonun üzerinde olmasını beklemektedir. Eğer enflasyonun altında bir faiz getirisi söz konusu olursa sermayeyi ve yatırım malının kullanım hakkını devreden bir kişi zarardadır. Veya teknik tabirle reel getiri kaybına uğramaktadır. Bu olumsuz farkın finansmanını cebinden karşılar veya sermayeyi kullandıran taraf fakirleşir. Bu nedenle sermayeyi ödünç veren tarafların mutlaka pozitif veya zarar etmemesi için nötr getiri elde etmesi gerekir. Modern ekonomi faizi, banknot para sistemine geçilmesi ve modern bankacılığın kurumlaşmasından sonra, özellikle de merkez bankaları para politikasını kontrol etmesinde bir araç olarak kullanmaya başladılar.

Dünya ekonomisinin en belalı sorunları arasında olan enflasyonla mücadele için modern ekonomi Merkez bankaları aracılığıyla yönetilebileceğini fark etmesi de faizin geçirdiği dönüşümle birlikte düşünmek gerekir. Özellikle 1970’li yıllarda dünya ekonomisinin en büyük sorunu petrol fiyatlarındaki artış nedeniyle artan maliyet enflasyonun yönetilmesi sorunuydu. Enflasyonla mücadelede özellikle İsviçre Merkez Bankası’nın öncülüğünde başlayan merkez bankalarının bağımsızlığı ve enflasyon hedeflemesi politikaları ile faiz ve diğer para politikası araçları kullanılarak başarı sağlandı. Dünyadaki tüm merkez bankaları için örnek politika araçları haline geldikten sonra modern kapitalizmin büyük yenilikleri arasındadır. Enflasyon hedeflemesi politikası ile gelecekteki muhtemel enflasyon (beklenen enflasyon) ile faiz oranları arasındaki eğilimlerin ayarlanması için bir yöntem geliştirildi. Dünya ekonomisinde modern bankacılıkta mevduat sahiplerinin kararlarında enflasyonun üzerinde faiz geliri elde edip, edemeyeceğini de öğrenebildiği enflasyon hedeflemesi sistemi dünya ekonomisinde fiyat istikrarı sağlamada önemli bir rol oynadı.

Türkiye, 1970’li yılların ortasından 2001 yılına kadar, yüksek enflasyon, yüksek faiz ve sıklıkla karşılaşılan mali krizlerle mücadelede merkez bankası ve siyasal iktidarların ekonomik politikası yetersiz kalmıştır.  2001 yılından yaşanan kriz sonrasında Kemal Derviş rehberliğinde uygulanan IMF destekli ‘güçlü ekonomiye geçiş’ programı ile bankacılık sistemi yeniden yapılandırılmış, kamunun merkez bankası aracılığıyla borçlanmasına sınır getirilmiş ve merkez bankasının bağımsızlığını sağlayacak düzenlemeler yapılmıştır. Bu politika Ak Parti hükümetleri tarafından 2018 yılına kadar neredeyse aralıksız olarak uygulanmış ve Türkiye’de 2005 ile 2017 arasında tek haneli enflasyon dönemi meydana gelmiştir. Bu dönemde enflasyon hedefleri yakalanmasa da mali disiplin ve enflasyonla mücadele konusunda başarı sağlanmıştır.

2018 yılından sonra Türkiye’de konvansiyonel para politikası sorgulanmaya başlandı, genişletici maliye politikası ve makro ihtiyati politikalar dayanan klasik ekonomi politikasının dışına çıkıldı. Özellikle ilk olarak uygulanan Türk Lirası’nın yabancı paralar karşısında değerinin düşmesi gerektiği ve bu şekilde ihracatın artacağı varsayımına dayalı uygulanan ekonomik politikası hem Türk Lirası’nın değerini düşürdüğü gibi, hem de enflasyonu körükledi. 2019 yılının mart ayından sonra patlak veren küresel salgında hükümet tarafından uygulamaya konulan ‘ekonomik siper programı’ ile ucuz maliyetli kredi politikası enflasyonun yükselme trendini devam ettirdi, Sonuçta yüksek enflasyon ve bütçe finansmanına dayalı bir ekonomik büyüme modeli devam ettirilmeye çalışıldı. Konvansiyonel faiz ve para politikası terk edilerek merkez bankasının bankacılık sistemini kısa vadeli olarak düşük faizle fonladığı, bunun karşılığında kamu tahvillerinden oluşan menkul kıymet portföyleri oluşturmak zorunda olduğu alışılmadık bir para politikası sistemine geçildi. Artan döviz kurunu önlemek için de bütçeden ve Merkez bankasından finanse edilen kur korumalı mevduat sistemine geçildi. Kısa dönemde kur istikrarının sağlanmasına rağmen, seçim sürecindeki enflasyon nedeniyle kayba uğrayan kesimlere sağlanan mali destekler ve bütçeden finanse edilen ücret artışları mali yapıyı da zorlamaya başladı. Bu süreçte merkez bankası düşük faiz politikasını devam ettirerek, bütün aksaklıkların giderilmesi için tek tek düzenlenen regülasyonlarla alışılmadık para politikası sürdürülmeye çalışıldı. 2022 yılında sonuçta enflasyon tarihi rekor seviyelerine ulaştı. Ülkede enflasyon artışı nedeniyle sabit gelirli kesimlerde yaşanan refah kaybının transfer harcamaları, asgari ücret artışı ve ücret zamları ile finanse edilmesi nedeniyle bütçe imkanlarını daraltıcı sonuçları olmuştur. Ayrıca ülkedeki artan belirsizlik ve para politikasının alışılmadık yöntemlerle sürdürülmesi yabancı yatırımcıdan gelen sermaye akımlarını da bozmuştur. Ülkede cari açık sorunu, bütçe açığının artışı ve yüksek enflasyon mali istikrarı tehdit ettiği için, konvansiyonel iktisat politikasına dönüş seçimden sonra hazine ve maliye bakanı ile merkez bankası yönetiminin değişmesi ile mümkün hale gelmiştir.


https://yirmihaber.com/merkez-bankasinin-faiz-politikasi-yeni-dongu/


18 Temmuz 2023 Salı

Tahıl Koridoru anlaşmasının iptali Türk Lirası'nın değerini etkiledi mi

 https://news24.az/113626-lireni-rusiya-chokdurdu.html

Türkiyə valyutası dollar və avro qarşısında dəyər itirməyə başlayıb və tarixi minimumunu yeniləyib. Ticarət məlumatlarına görə, sessiya ərzində türk lirəsi 1 dollar üçün 26,32 lirə həddinə çatıb. "Taxıl sazişi" ətrafında yaranmış vəziyyət fonunda lirənin dəyər itirməsi diqqət çəkir. Nəzərə alsaq ki, Türkiyə Mərkəzi Bankı bir müddət əvvəl əsas uçot dərəcəsini 8,5%-dən 15%-ə qaldırdığını, daha sərt pul siyasəti yürüdəcəyini vəd etmişdi.

Akdeniz Universitetinin iqtisadiyyat və idarəetmə fakültəsinin professoru, tanınmış iqtisadçı alim Mustafa Yıldıran News24.az-a açıqlamasında bildirib ki, lirənin dəyər itirməsinin ən böyük səbəbi Türkiyə iqtisadiyyatının inflyasiya problemi yaşaması ilə bağlıdır.

O qeyd edib ki, Türkiyədə inflyasiya dərəcələri yüksək inflyasiya səviyyəsindən yuxarıdır, yəni 50%-dən yuxarı rəqəmlərə çatmaq təhlükəsi var: “Bir ölkənin pul vahidinin dəyəri azaldıqca, digər valyutalara nisbətdə dəyəri də azalır. Bu səbəbdən dollar və avronun dəyərindəki artım gözlənilən vəziyyəti ifadə edir.

Bunun aradan qalxması üçün Türkiyə gözlənilən inflyasiyanı dollar və avronun bahalaşması ilə birtəhər uyğunlaşdırmalıdır. Bu məsələdə hökumətin, xüsusilə də maliyyə və xəzinə nazirliyiniun fəaliyyəti davam etdirilir. İndiyədək fiskal siyasətin sərtləşdirilməsi istiqamətində səylər artıb. Məlum olduğu kimi, Türkiyədə əlavə dəyər vergisi, xüsusi istehlak vergisi kimi vergi dərəcələrində artımlar olub. Korporativ vergi dərəcəsi artırılıb. Yəni həm dolayı, həm də birbaşa vergilər artırıldı. Dövlət maliyyəsi üzrə sonuncu vitse-prezidentin dərc etdiyi sirkulyarla dövlət xərclərinin azaldılması üsulu da tətbiq edilib. Ona görə də dövlət maliyyəsinin sıxışdırılmasına, pul siyasətinin tənzimlənməsinə, Mərkəzi Bankın faiz siyasətinin dəyişdirilməsinə nail olundu. Bunlar yerinə yetirilənə qədər hazırda ən mühüm hadisə gözlənilən inflyasiyanın müəyyən edilməsi və bazarda qəbul edilməsidir. Əks halda, bazar psixologiyasında daimi inflyasiya qavrayışı davam edərsə, türk lirəsi təəssüf ki, dəyər itirməyə davam edəcək”.

9 Haziran 2023 Cuma

Lirənin ucuzlaşması

https://news24.az/109249-lire-buna-gore-chokur-shimshek-niye-herekete-kechmir-.html

Akdeniz Universitetinin iqtisadiyyat və idarəetmə fakültəsinin professoru, tanınmış iqtisadçı alim Mustafa Yıldıran News24.az-ın suallarını cavablandırıb.

Müsahibəni təqdim edirik:

- Türkiyədə prezident seçkilərinin ikinci turundan dərhal sonra ucuzlaşmağa başlayan lirə hər gün tarixi minimumunu təkrarlayır. Hazırda dollar 23,5 lirəyə qalxıb, bu isə son bir həftədə dolların 4,5 lirəyə yaxın bahalaşması deməkdir. Sizcə, lirənin ucuzlaşmasında seçkinin nə kimi rolu var? 

- Türk lirəsinin ucuzlaşmasının seçkinin nəticələri ilə birbaşa əlaqəsi yoxdur. Ancaq Türkiyədə siyasət dəyişikliyinə görə lirədə ucuzlaşma və ya dalğalanma olduğunu deyə bilərik. Seçkidən sonrakı dövrdə türk lirəsi, xüsusilə sabit qalmaq üçün uzun müddətdir üzərinə düşən məsuliyyət səbəbindən intensiv dəyər yüksəlişi ilə üz-üzədir. Xüsusilə, ölkə daxilində xarici valyutaya yatırılmış və ya təxirə salınmış tələbdən danışmaq olar. Bu tələbə görə, yeni tarazlıq qiymətinin formalaşması prosesində bir siyasət dəyişikliyi, Türkiyə uzun müddətdir ki, tanış olmayan, daha doğrusu heterodoks iqtisadi siyasətlər həyata keçirir. Bütün siyasətlər daha çox hökumətin makroprudensial tədbirlər adlandırdığı qısamüddətli və konkret problem həllərinə yönəlmişdi. Ancaq Mehmet Şimşəyin xəzinə və maliyyə naziri olması ilə klassik mənada bazar iqtisadiyyatı və ya ortodoks iqtisadi siyasətin yenidən həyata keçiriləcəyi gözləntiləri ilə dollarda bir hərəkət başladı. Bu hərəkətlilik, ehtimal ki, bu gün digər iki gündə nisbətən aşağı olan yeni tarazlıq qiyməti ilə də sonlanacaq. Bu rəqəmin indiki görünən dəyərlərə görə 23 lirə ilə 25 lirə arasında olacağını təxmin etmək olar. Ancaq türk lirəsinin 2021-ci ildə olduğu kimi yüksək səviyyədə ucuzlaşacağını gözləmirəm.

- Lirənin ucuzlaşmasında Prezident Rəcəb Tayyib Ərdoğanı günahlandırırlar. Necə düşünürsünüz, başqa bir namizəd seçilsəydi, lirə dəyər itirməyəcəkdi?


- Rəcəb Tayyib Ərdoğanın prezident seçilməsi ilə türk lirəsinin ucuzlaşması arasında heç bir əlaqə qurula bilməz. Çünki iqtisadi struktur fərdi amillərdən fərqlidir. Türk lirəsi açıq iqtisadiyyatda valyutanı təmsil edir. Türkiyə iqtisadiyyatı açıq iqtisadiyyatdır. Xüsusilə ixrac-idxal balansına baxdığımızda xarici kəsiri olan bir ölkədir və xüsusilə enerji məhsulları üzrə kəsir var. Bunların əksəriyyəti də xarici valyuta ilə idxal olunur. Enerji qiymətlərində uzun müddətdir davam edən artımlar da Türkiyədə cari açığı tətikləyir. Cari kəsirdəki bu artım valyuta tələbinə potensial olaraq artan istiqamətdə təsir edir. Ona görə də Ərdoğanın prezident seçilməsi ilə dolların məzənnəsinin artması arasında əlaqə olduğunu deyə bilmərik. Belə bir əlaqəni akademik olaraq qurmaq olmaz. Türkiyənin struktur enerji kəsirindən qaynaqlanan idxalın yüksək səviyyədə olması səbəbindən valyutaya tələbatda artım var və bu artım qarşılanana qədər valyutanın bahalaşması müşahidə oluna bilər. İkinci mühüm amil həm dünyada, həm də Türkiyədə uzun müddət davam edən inflyasiyadır. İnflyasiya milli valyutanın dəyərini aşağı saldığı üçün xarici valyutanın dəyərini nisbətən artırır. Deməli, söhbət hər hansı liderdən daha çox iqtisadiyyatın struktur vəziyyəti ilə bağlıdır. Əksər Türkiyə vətəndaşlarının gözləntisi dövlət başçısının iqtisadi problemləri həll edəcəyi ilə bağlıdır. Ona görə də düşünmürəm ki, lirənin ucuzlaşmasının bununla əlaqəsi var.

https://news24.az/109249-lire-buna-gore-chokur-shimshek-niye-herekete-kechmir-.html

6 Haziran 2023 Salı

Seçim Sonrasında Ekonomi: Rasyonele Dönüş Zorunluluğu

 

https://yirmihaber.com/secim-sonrasinda-ekonomi-rasyonele-donus-zorunlulugu/

Seçim bitti, ekonomik gerçeklere dönme zamanı. Türk ekonomisi Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında çözülmesi gereken zorlu engeller ve zorluklarla karşı karşıyadır. Ekonominin potansiyeli yüksek olmakla birlikte sorunları derin ve kronikleşmiş özellikler taşımaktadır. Yüzüncü yılındaki sorunlarımız, engeller, fırsatlar ve çözüm yolları nelerdir? Sorusunun cevabı da kapsamlı olmak zorunda.

Türk ekonomisinin sorunları

Ekonomide yapılan anketler ve şikayetler dikkate alındığında insanların aklına gelen ilk sorun, enflasyon ve hayat pahalılığıdır. Fakat bana göre aslında ekonomideki ilk sorun, büyüme istikrarsızlığı ve dalgalanmaların yüksekliğidir. Çünkü gelişmiş tüm ekonomiler incelendiğinde hepsinin ortak bir yaklaşım, istikrarlı bir model ve sürekli bir iktisadi kültür içerdiğini görebilirsiniz. Mesela Almanya, ABD ve İngiltere denildiği zaman ülkenin eleştirilse bile ekonomik yapının ana unsurlarının sürekli değişmediğini ve istikrarlı yapının devam ettiğini görebiliriz. Türk ekonomisinin temel bir özelliğini tanımlayan bir genel özellik yerine istikrasızlık kavramı öne çıkmaktadır. Dolayısıyla ekonomik mücadelenin temel hedefi istikrarsızlığı azaltmak olmalıdır.

 

Tablo 1: 2018-2022 Yıllarındaki Milli Gelirde ve Sektörlerde Çeyrek Dönemlerdeki Büyüme Oranları(%)

Sektörler

En düşük

En Yüksek

Ortalama

En yüksek/düşük fark

Dalgalanma

Tarım

-7

8

1,91

14

3,361

Sanayi

-16

41

5,24

57

11,187

Hizmetler

-11

21

5,18

33

6,662

İnşaat

-15

7

-4,72

22

6,468

GSYIH

-10

22

4,64

33

6,394

 

2018 yılından 2022 sonuna kadar olan dönemi incelersek, Türk ekonomisindeki dalgalanma ve tarz sorunu anlaşılmaktadır. Bu dönemde, pandemi ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi nedeniyle dış sorunların yoğun olduğu göz önünde tutularak konunun incelenmesi gerekir. Ama dünyadaki tüm ekonomilerin benzer sorunlarla uğraştığını da unutmamak gerekir. Bu dönemde tablo 1’de gösterildiği gibi, tarım sektörü ortalama %1,9 oranında büyürken, büyüme oranları arasında %3,4 seviyesinde bir dalgalanma vardır. Yine sanayi sektörü büyümeye en çok katkı sağlayan sektör olmasına rağmen ortalama %5,2 büyürken %11,2 oranında dalgalanma yaşanmaktadır. Sanayi sektöründe çeyrek dönemler arasında %57 oranında aralıkta değişkenlik yaşanmıştır. Ülkenin mili geliri %4,6 büyürken, %6,4 oranında dalgalanmaktadır.  Türk ekonomisindeki dalgalanma ve değişkenlik sorunu ivedilikle çözümlenmesi gereken bir konudur. Çünkü bu değişim istikrarlı ekonomik büyümenin sağlanamadığını göstermektedir. Türk ekonomisinde inşaat sektörünün büyümede önemli olduğu bir gerçektir. Fakat ekonomik büyümede son beş yılda inşaat sektörünün %4,7 oranında küçüldüğü göz önüne alınırsa, inşaat sektöründeki küçülmenin hem konut fiyatlarını hem de kira maliyetlerini yükselmesinde etkisi olduğu göz ardı edilmez bir gerçektir. Yani inşaat sektörünün milli gelire katkısı olmadığı gibi ekonominin küçülmesine de neden olmaktadır.

İkinci önemli sorun ise, ekonomideki gelişmenin hangi finansman kaynakları ile sağlandığıdır. Grafik 1’de gösterildiği gibi Türkiye’deki büyümenin temel kaynakları kamu gelirleri ve banka kredileridir. Fakat Türkiye’nin dış borçlarındaki artış 2015 yılının başlangıcına göre %10 artmıştır. Türkiye’nin bankacılık sektörünün büyümenin finansmanında kilit rolü olduğu ve bankacılık sektörünün mali yapısının korunmasının önemlidir. 2021 sonrasında ise, bankacılık kredi hacmindeki artışın hızı düşerken, dış borçlarda artışın daha hızlı olduğu ortaya çıkmaktadır.  Dış borç artışının 2020 yılının ilk çeyreğinden sonra hızlı bir artış trendi yeni bir finansal risk göstergesidir. Türkiye’nin dış borç stokundaki artış trendinin devam etmesi hem kur hem de faiz baskısını artıracaktır. Türkiye’nin finansman maliyetlerini de artıracaktır.

https://yirmihaber.com/secim-sonrasinda-ekonomi-rasyonele-donus-zorunlulugu/

Trump Stagflasyonu