https://yirmihaber.com/merkez-bankasinin-faiz-politikasi-yeni-dongu/
Faiz, sermaye kullanımı
karşılığında ödenen fazla paraya verilen paradır. İnsanlık için eskiden beri
ahlak dışı kabul edilen konulardan birisidir. Çünkü eski cağlarda faiz
oranlarının kıyaslanabileceği herhangi bir krter olmadığı için kat be kat artan
oranlarda uygulaması olduğu için, insanların para sahipleri karşısında
özgürlüğünü kaybetmesine bile neden olabilen uygulamaları nedeniyle dinler ve
feylesofların lanetlediği bir fenomendir. Fakat modern kapitalizmle birlikte, tefecilerin
uyguladığı faizi(riba) ve finansal sistemde sermaye kullanımı karşılığındaki faizi
(sermaye getiri oranını) ayırma imkanı ortaya çıktı. Modern faiz
uygulamalarında en önemli kriter enflasyon oranıdır. Çünkü enflasyon oranı,
fiyatların seviyesindeki artış oranını gösteren bir katsayıdır. Bu nedenle
sermaye sahibi veya mal sahibi bir kişinin karşı tarafa verdiği sermaye veya
yatırım malının kullanım değeri olarak bir getiriyi alması gerektiğinde bunun
enflasyonun üzerinde olmasını beklemektedir. Eğer enflasyonun altında bir faiz
getirisi söz konusu olursa sermayeyi ve yatırım malının kullanım hakkını
devreden bir kişi zarardadır. Veya teknik tabirle reel getiri kaybına uğramaktadır.
Bu olumsuz farkın finansmanını cebinden karşılar veya sermayeyi kullandıran
taraf fakirleşir. Bu nedenle sermayeyi ödünç veren tarafların mutlaka pozitif
veya zarar etmemesi için nötr getiri elde etmesi gerekir. Modern ekonomi faizi,
banknot para sistemine geçilmesi ve modern bankacılığın kurumlaşmasından sonra,
özellikle de merkez bankaları para politikasını kontrol etmesinde bir araç
olarak kullanmaya başladılar.
Dünya ekonomisinin en belalı
sorunları arasında olan enflasyonla mücadele için modern ekonomi Merkez
bankaları aracılığıyla yönetilebileceğini fark etmesi de faizin geçirdiği
dönüşümle birlikte düşünmek gerekir. Özellikle 1970’li yıllarda dünya
ekonomisinin en büyük sorunu petrol fiyatlarındaki artış nedeniyle artan
maliyet enflasyonun yönetilmesi sorunuydu. Enflasyonla mücadelede özellikle
İsviçre Merkez Bankası’nın öncülüğünde başlayan merkez bankalarının
bağımsızlığı ve enflasyon hedeflemesi politikaları ile faiz ve diğer para
politikası araçları kullanılarak başarı sağlandı. Dünyadaki tüm merkez
bankaları için örnek politika araçları haline geldikten sonra modern
kapitalizmin büyük yenilikleri arasındadır. Enflasyon hedeflemesi politikası
ile gelecekteki muhtemel enflasyon (beklenen enflasyon) ile faiz oranları arasındaki
eğilimlerin ayarlanması için bir yöntem geliştirildi. Dünya ekonomisinde modern
bankacılıkta mevduat sahiplerinin kararlarında enflasyonun üzerinde faiz geliri
elde edip, edemeyeceğini de öğrenebildiği enflasyon hedeflemesi sistemi dünya
ekonomisinde fiyat istikrarı sağlamada önemli bir rol oynadı.
Türkiye, 1970’li yılların
ortasından 2001 yılına kadar, yüksek enflasyon, yüksek faiz ve sıklıkla
karşılaşılan mali krizlerle mücadelede merkez bankası ve siyasal iktidarların ekonomik
politikası yetersiz kalmıştır. 2001
yılından yaşanan kriz sonrasında Kemal Derviş rehberliğinde uygulanan IMF
destekli ‘güçlü ekonomiye geçiş’ programı ile bankacılık sistemi yeniden
yapılandırılmış, kamunun merkez bankası aracılığıyla borçlanmasına sınır
getirilmiş ve merkez bankasının bağımsızlığını sağlayacak düzenlemeler
yapılmıştır. Bu politika Ak Parti hükümetleri tarafından 2018 yılına kadar
neredeyse aralıksız olarak uygulanmış ve Türkiye’de 2005 ile 2017 arasında tek
haneli enflasyon dönemi meydana gelmiştir. Bu dönemde enflasyon hedefleri
yakalanmasa da mali disiplin ve enflasyonla mücadele konusunda başarı
sağlanmıştır.
2018 yılından sonra Türkiye’de
konvansiyonel para politikası sorgulanmaya başlandı, genişletici maliye
politikası ve makro ihtiyati politikalar dayanan klasik ekonomi politikasının
dışına çıkıldı. Özellikle ilk olarak uygulanan Türk Lirası’nın yabancı paralar
karşısında değerinin düşmesi gerektiği ve bu şekilde ihracatın artacağı
varsayımına dayalı uygulanan ekonomik politikası hem Türk Lirası’nın değerini
düşürdüğü gibi, hem de enflasyonu körükledi. 2019 yılının mart ayından sonra
patlak veren küresel salgında hükümet tarafından uygulamaya konulan ‘ekonomik
siper programı’ ile ucuz maliyetli kredi politikası enflasyonun yükselme
trendini devam ettirdi, Sonuçta yüksek enflasyon ve bütçe finansmanına dayalı
bir ekonomik büyüme modeli devam ettirilmeye çalışıldı. Konvansiyonel faiz ve
para politikası terk edilerek merkez bankasının bankacılık sistemini kısa
vadeli olarak düşük faizle fonladığı, bunun karşılığında kamu tahvillerinden
oluşan menkul kıymet portföyleri oluşturmak zorunda olduğu alışılmadık bir para
politikası sistemine geçildi. Artan döviz kurunu önlemek için de bütçeden ve
Merkez bankasından finanse edilen kur korumalı mevduat sistemine geçildi. Kısa
dönemde kur istikrarının sağlanmasına rağmen, seçim sürecindeki enflasyon
nedeniyle kayba uğrayan kesimlere sağlanan mali destekler ve bütçeden finanse
edilen ücret artışları mali yapıyı da zorlamaya başladı. Bu süreçte merkez
bankası düşük faiz politikasını devam ettirerek, bütün aksaklıkların
giderilmesi için tek tek düzenlenen regülasyonlarla alışılmadık para politikası
sürdürülmeye çalışıldı. 2022 yılında sonuçta enflasyon tarihi rekor seviyelerine
ulaştı. Ülkede enflasyon artışı nedeniyle sabit gelirli kesimlerde yaşanan refah
kaybının transfer harcamaları, asgari ücret artışı ve ücret zamları ile finanse
edilmesi nedeniyle bütçe imkanlarını daraltıcı sonuçları olmuştur. Ayrıca
ülkedeki artan belirsizlik ve para politikasının alışılmadık yöntemlerle
sürdürülmesi yabancı yatırımcıdan gelen sermaye akımlarını da bozmuştur. Ülkede
cari açık sorunu, bütçe açığının artışı ve yüksek enflasyon mali istikrarı
tehdit ettiği için, konvansiyonel iktisat politikasına dönüş seçimden sonra
hazine ve maliye bakanı ile merkez bankası yönetiminin değişmesi ile mümkün
hale gelmiştir.
https://yirmihaber.com/merkez-bankasinin-faiz-politikasi-yeni-dongu/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder