30 Aralık 2024 Pazartesi

2025’te Dünya Ekonomisi

 

2024 yılı dünya ekonomisinde Rusya’nın işgal girişimi ile başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı ve İsrail hükümetinin saldırgan ve canice kıyım yaptığı Gazze Savaşı ve ardından Lübnan Saldırıları nedeniyle Savaş korkuları içinde geçen bir yıl oldu. Uluslararası sistemde en iyi haber 2024 yılının sonunda Suriye’de zalim Beşar Esad rejiminin çökmesiyle geldi. Dünyada, Tayvan gerginliği, İran İsrail Gerginliği, Kuzey Kore-Güney Kore gerginliği gibi hiç tansiyonu azalmayan bölgeler de savaş tehdidi altında. ABD seçim belirsizliği ise Trump’ın seçilmesiyle son erdi. Fakat küresel ekonomide korumacılık ve pazarlığa dayalı ekonomi yönetiminin sonuçlarının nereye kadar sıkıntı yaratacağı da hala belirsizliğini koruyor. Trump 2.0 döneminde ekonomide Panama Kanalı tehdidi ve Göçmen politikasının da yeni gerginlere neden olup olmayacağı da merak edilenlerden. Fakat Panama tehdidinin arka planında Çin’e gümrük vergilerinden sonra küresel ekonomide Çin’in kazandığı ekonomik cephelerin boşaltılması gerginliklerinin de artacağı beklenebilir. Biraz astrolog gibi tahmin edersek, Çin’in Amerika ve Kutup politikasından vazgeçmesi için ABD’nin baskı yapacağı da anlaşılmaktadır. 2025 yılı jeopolitik gerginliklerin gölgesinde başlayacaktır. Bu durumda en çok merak edilen emtia fiyatlarının seyri olacaktır. Rusya’nın Avrupa ile olan gerginliği nedeniyle doğalgaz fiyatlarındaki yükseliş devam ediyor. Ayrıca bakır gibi emtiaları fiyatları da yükseliş eğilimindedir. Dünyada çip savaşları şiddetini yitirmekle birlikte halen talebin yüksekliği nedeniyle ve bilgi teknolojilerin siber savaşlardaki rolü nedeniyle halen önemini koruyor. Dünyada yeni yükselen teknoloji şirketleri ise yapay zekâ şirketleri. Sıradan işlerin yapay zekâ ile ucuz ve insansız yapılabileceği yönündeki beklentiler bu şirketlere yatırımcıların ve devletlerin yatırımlarını tetikliyor. Dünyada yasal ekonomiye ve formel para birimlerine ilgi azalırken yatırımlar, kripto para ve vergi cenneti ülkelere doğru kayıyor.

2024 yılının yıldız endüstrisi savunma sanayii oldu. Ülkeler özelikle Rusya’ya komşu olan Avrupa devletleri ile İsrail’e komşu olan Ortadoğu devletlerinde silahlanma yarışı dört nala devam ediyor. 2025 yılında ülkelerin en çok yatırım yaptığı alanların arasında savunma harcamaları olmaya devam edecektir. ABD kongreye sunulan bütçe teklifinde ortalama 700 milyar dolar seviyesindeki savunma harcamalarını 850 milyar dolar seviyesine çıkarmayı planlıyor. Japonya ise 2025yılı bütçesinde savunma harcamalarını %9 artırarak 56 milyar dolar seviyesine çıkarıyor. Çin için ise, RAND düşünce kuruluşuna göre 2025 Çin 185 milyar dolar savunmaya pay ayırıyor. Rusya’nın savunma ayırdığı pay roket hızıyla artacak %24 oranıyla 145 milyar dolar seviyesinde tahmin ediliyor. Fransa ise 55 milyar dolar seviyesinde bir parayı savunmaya harcayacak. Rakamlar bize gösteriyor ki, dünyada büyük bir silahlanma ve savunma yatırımları yapılacak. Bu kadar yatırım sonucunda küresel veya bölgesel değişik savaş ihtimallerinin dünyanın her yerinde artabileceğini gösteriyor. Bu kadar gergin bir dünyada Türkiye’de savunmaya yaklaşık 27 milyar dolar harcayacak. Ümit edelim ki, zor geçen bir yıldan sonra Türkiye ve dünyada ekonomik zorlukların hafiflediği, İsrail hükümetinin adalet önünde hesap verdiği, Gazze’deki çocukların yaşama ümitlerinin artığı ve bölgemizde istikrarsızlıkların azaldığı bir yıl olsun. Türkiye ekonomisi ile ilgili beklentileri ise haftaya yorumlamak üzere, herkese mutlu ve sağlıklı bir yıla kavuşmalarını dilerim. İyi yıllar.

24 Aralık 2024 Salı

Asgari Ücret Ne Olmalı?

 


Asgari ücret tartışması, Türkiye’de son üç yıldır yaşanan hiper enflasyon sürecinin en çok tartışılan başlığıdır. Asgari ücretin çok tartışılması Türkiye için normal kabul edilmesi gerekir. Çünkü çalışanların yaklaşık %42’si asgari ücretle çalışıyor ve ekonomik hesaplamalarda en önemli kriterlerden birisi.

Asgari ücretin tespiti, kamu kesiminin yanı sıra TÜRK İŞ (İşçi sendikalarını temsilen), TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) ve doğrudan işçi temsilcileri katılmaktadır. Genelde 3 toplantı ile sonuçlandırılan süreç bu yıl dördüncü toplantıya da gidecek. Toplantıda üçüncü toplantıya kadar herhangi bir ücret miktarı açıklanmadı. Fakat 19 Aralık 2024 toplantısından sonra 2025 yılı için TÜRK İŞ ve işçiler toplanarak asgari ücret talebini 29583 TL olarak açıkladı. Bu talebin hesaplanmasında %45 ücret artışı ve %20’lik refah payı unsurlarının bulunduğu açıklanmıştır. Asgari ücret tartışmalarının bu kadar rekabete açık devam etmesinin temel sebebi, çalışanlar için hayatta kalmak ve geçinme için işveren açısından da işletmelerin sürekliliği açısından bakılmaktadır.

Aslında asgari ücret dünyada refah devleti ve sosyal devlet anlayışının gelişmesi ile çalışanların korunması için gelişmiş en önemli regülasyonlardan birisidir. Uluslararası Çalışma Örgütüne üye olan ülkelerin %90’ı asgari ücret veya minimum ücret uygulaması vardır. Artık asgari ücret düzenlemesi kapitalist dünyada en yaygın ekonomik düzenlemeler arasındadır.

Türkiye’deki asgari ücretle ilgili diğer tartışmalarda iki farklı konu öne çıkmaktadır. Birincisi bölgesel asgari ücretin uygulanması, ikincisi de asgari ücrettin ortalama ücret olması sorunu. Bölgesel asgari ücret, Türkiye’de özellikle İstanbul ve çevresi için daha yüksek bir asgari ücret uygulaması yapılırken diğer bölgelerde daha düşük uygulamaların yapılması. Bu konu Türkiye açısından uygulanması yanlıştır. Çünkü asgari ücret Anadolu’da geçinmeyi güçlükle yapanlar için temel ücret seviyesindedir. İstanbul ve çevresinde ise asgari ücreti en düşük ücret olarak düşünmek gerekir. Zaten işletmeler nitelikli işgücü çalıştırmak için asgari ücretin üzerinde bir teklifte bulunması gerekir. Asgari ücretin ortalama ücret haline dönüşmesi ise, İşverenlerin pazarlıksız ve iş güvencesi olmayan kesime karşı pazarlık gücünü lehine kullanmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin İSO 500 işletmelerin kar artışı 2021 ve 2023 yılları arasında reel olarak işgücünden çok yüksektir. Bu durumda işgücünün pazarlık gücünün sadece asgari ücretle sınırlı kalması asgari ücretin temel ücret olarak kalmasına neden olmaktadır. Genelde yapılan kıyaslamalardan birisi de, AB ülkeleri ile Türkiye’deki asgari ücretin düşüklüğü meselesidir.

Kamu açısından asgari ücret kayıtlı ekonominin önemli göstergelerinden birisidir. Özellikle Sosyal güvenlik kurumuna olan işgücü, işveren ve işsizlik primleri kesintileri asgari ücret üzerinden yapılmaktadır. Dolaysıyla kamunun sosyal güvenlik finansmanına katılım için asgari ücretin seviyesine önem vermesi gereklidir. Asgari ücretle ilgili işveren kesiminin en önemli beklentisi de kamunun asgari ücret katkısını artırmasıdır. Kamunun bu oranı artırmak yerine işveren payında %2 seviyesinde indirim yapması da düşünülebilir. Asgari ücretin yetersizliği veya yüksekliği doğrudan cari kur çevrimleri ile anlaşılmayabilir. Bunun yerine ülkelerin satın alma gücüne göre hesaplanmış kişi başına satın alma gücüne göre hesaplanmış gelirleri üzerinden yapmak daha rasyonel olacaktır.

İşin en can yakıcı kısmi ise, asgari ücretle geçinen kesimin bu ücrete olan bağımlılığı nedeniyle yüksek beklentilerin oluşmasıdır. Bu durumda kamunun sadece 2025 yılındaki beklenen enflasyona göre bir düzenleme yapması mümkün olmayacaktır. Özelikle asgari ücretin oluşan beklentilere göre %45 seviyesinin altında gerçeklemesi çalışanlar için hayal kırıklığı olarak yorumlanabilir. Aslında asgari ücret tartışmalarını sonlandırmanın en iyi yöntemi her yıl gerçekleşen enflasyon artı milli gelir büyüme oranı eklenmiş tutara göre oluşacak katsayı oranında rutin olarak artırılması mümkün olabilir. Ümit ederim ki, ham çalışanları koruyan hem de işverenleri yıpratmayacak optimal ücret seviyesi bulunabilir.

11 Aralık 2024 Çarşamba

Ekonomistler Barışı Sever!

 

Ya da savaş zamanında ekonomistler sevilmez. Çünkü askeri harcamaları artıralım diyen bir politikacıya veya generale bunun ekonomi için iyi olmayacağını açıklayan bir ekonomist veya maliyeci sevimsizdir. Bunun en iyi ispatlayan örnek de Meşhur İngiliz John Maynard Keynes’tir. Keynes’i meşhur eden olay, birinci dünya savaşı üzerindeki eleştirileridir. Keynes birinci dünya savaşına vicdani retçi olduğu için katılmadı. 1918 yılında barış görüşmelerinde İngiliz heyetinde görev aldı. Burada yeni bir savaşa yol açmayacak çözüm bulunması gerektiğini söyledi Daha sonra görüşlerini ‘barışın ekonomik sonuçları’ kitabında Fransa ve İngiltere’nin Almanya’nın maden ve demir ocaklarını ele geçirmesinin yanlış olduğunu ve Almanya’ya uygulanan ağır savaş tazminatlarının ödenmeyeceğini iddia etmiştir. Bu öngörüsü doğru çıkıp, Almanya’da Nazi dönemi ve İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması Keynes’i haklı çıkarmıştır. Bu nedenle, ikinci dünya savaşından sonra Bretton Woods’da IMF ve IBRD (Dünya Bankası) kuruluşu toplantılarında Keynes çok etkili olmuştur. Avrupa’da uzun süren barış ve refah döneminde Keynes’in önemli katkılarının olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bugünlerde yeniden savaş tamtamları dünyanın her yerinden duyulmaktadır. Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün verilerine göre, dünyanın her yerinde askeri harcamalar artıyor. 2023 yılında askeri harcamalar, 2,4 trilyon dolar arttı. Bu artış tüm zamanların en büyük artışıdır. Rusya’nın yıllık askeri bütçesinin büyümesi 109 milyar dolar artarak %24 seviyesinde artmıştır. Ukrayna ise, %50 seviyesinde artışla 64 milyar dolar artmıştır. Askeri harcamaları 2023 yılında aynı kalan iki NATO ülkesi, Kanada ve Türkiye’dir. Çin dünyada 296 milyar dolar ile en çok ikinci askeri harcamasını yapan ülkesidir.




Ortadoğu’da Gazze’de büyük bir kıyım ve canilik yapan İsrail Devleti de askeri harcamalarını %24 seviyesinde 27,5 milyar dolar artırmıştır. Dünyada şu anda, Suriye coğrafyasının tamamında Esad’a karşı bir ayaklanma ile Suriye’nin rejim ordusunu mağlup ederek yönetimi devraldılar. Ukrayna’da Rusya, Kuzey Kore ile ABD, AB ülkeleri ve İngiltere’nin desteğini alan Ukrayna arasında iki yıldır devam eden savaşlar vardır. Ayrıca Afrika’da değişik ülkelerde iç çatışmalar, Türkiye’ye karşı PKK/PYD terör örgütünün Irak ve Suriye’den saldırılar da devam etmektedir. Pakistan ile Hindistan arasında Keşmir gerginliği, Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki gerginlik ve Uygurlara Çin Baskısı gibi potansiyel kırılma noktaları da vardır. Ayrıca Putin çılgınlığı ve Çin’in Tayvan işgali gibi potansiyel sorunlar da savaş tehdidi taşıyor.

Ekonomistler savaşı sevmemelerinin temel sebebi, piyasaların durması her şeyin devletin (özellikle askeri ve sivil bürokrasinin) elinde karneye, regülasyona ve ağır vergilere dönüşmesi tehlikesi ve refahın yerine fakirlik/yolsuzluk/yoksunluk ekonomisinin gelmesine ve savaş derebeylerinin halkı yönetmesine neden olmasındandır. Diyelim ki, Ukrayna savaşın başında Rusya’ya Donetsk bölgesini teslim etseydi. Bugün şehirleri ayakta, insanları ülkesinde, fabrikaları çalışmakta ve insanları özgür olabilirdi. Veya Putin, petrol gelirlerini ülkesinin refahına yatırım yapıp, Kırım’ın işgalinin ötesine geçmeseydi ve ABD’nin kışkırtmasına kapılıp Ukrayna’yı işgale girişmeseydi. Ülkesi hem refah içinde yaşardı hem de Suriye’deki pozisyonunu koruyabilirdi.  Ya da Esad modern ve demokratik hakları verip ülkesini hiçbir şey olmadan Londra’ya gidip yerleşseydi. Milyonlarca insan yerinden ayrılmaz Suriye insanları mağdur olmadan ülkenin bütünlüğü korunabilirdi. İsrail ise dünyayı dini ideolojisinin verdiği Siyonizm güdüsüyle, on binlerce Filistinlinin katliamına neden olmasının yanında unutulmayacak intikam hisleri yetişen düşmanlarının ileride bir gün mutlaka intikam alacağını ve yok olacağını düşünmek zorunda kalmayacaktı.

Ülkelerdeki askeri lobi ve uluslararası güç odakları savaşlar için kurban istiyor. Türkiye caydırıcı gücünün sürdürülebilirliğini sağlamak ve bölgesinde güçlü kalmak için askeri harcamalarını stratejik olarak artırmalı ve kendisini/barış ortamını koruyacak askeri güce sahip olmalıdır. 2025 yılı bütçesi yapılırken unutulmaması gereken hususlardan birisi de budur.

 Velhasıl kelam, ekonomistler, mağdurlar, çocuklar, kadınlar, ticaretle uğraşanlar ve normal insanlar savaş istemez. Unutmamak gerekir ki, savaşı askeri-sanayi kompleksine sahip büyük güçler isterler. Buna direnmek gerekir.

 

6 Aralık 2024 Cuma

Devlet Yapısı Ekonomik İhtiyaçlardan Çıkar!

Devletin İktisattan Doğuşu

Yumurta-tavuk meselesinin ekonomi devlet ilişkileri karşılığındaki temsili soruları, Devlet mi ekonomiden doğdu? Ekonomi mi devleti doğurdu? Şeklindedir. Devletlerin kurulduğu coğrafyalar üzerinde yaşadığımız topraklar, mesela iktisat tarihçisi Cipollo’ya göre, zirai devrimin ve ziraatın başladığı yer Burdur Hacılar bölgesindedir. Bazı tarihçiler ise, Fırat ve Dicle bölgesinde olduğunu iddia eder. O zaman devlet dediğimiz yapıların kökenlerini ve sorularımızın cevaplarını da burada aramalıyız. Bizim gibi düşünen Heldring, L., Allen, R. C., & Bertazzini, M. (2020) iktisatçıların ‘devletin ekonomik kökenleri’ ‘The Economic Origins of Government’ başlıklı makalesinde bu fikri dönemin tabletlerinden Fırat ve Dicle nehir yataklarındaki devlet yapılarının oluşumu üzerinden açıklamaktadırlar. Yazarlara göre suların yer değiştirmesi ile devlet yapılarının oluştuğu ve kamu malları(sulama sistemi gibi) yönetiminin ekonomik yapının oluşturduğu sonuçlara şekillendiğini iddia etmektedirler. Su yataklarının değişmesi, şehirlerin, yönetim yapılarının ve yönetici elitlerin değişimini beraberinde getirmektedir. Yani ekonomi devlet yapılarını meydana getirmektedir. Dolayısıyla ekonomi devleti ortaya çıkardığı iddia edilen güvenlik ihtiyacı ve sosyal sistem kurulması ile ilgili yaklaşımlardan önce devletin kuruluşunu açıklamaktadır.


Kaynak: Heldring, L., Allen, R. C., & Bertazzini, M. (2020). The Economic Origins of Government.“. https://pubs.aeaweb.org/doi/pdfplus/10.1257/aer.20201919








Yazarların anlatımıyla,

 Nehirlerin kaydığı yerlerde devletler oluşur, kamu malları ve özellikle kanallar sağlanır ve haraç ödenir. Daha sonra bu ilk devletlerin iç örgütlenmesine ilişkin yorumumuzu desteklemek için çivi yazılı tabletlerden kanıtlar kullanırız.


Kaynak: Heldring, L., Allen, R. C., & Bertazzini, M. (2020). The Economic Origins of Government.“. https://pubs.aeaweb.org/doi/pdfplus/10.1257/aer.20201919

İktisadi Büyüme Nasıl Olmalı?

 

Ekonomiyi yönetenlerin en çok arzuladığı ekonomik gelişme, sürekli büyümenin sağlamasıdır. Bilindiği gibi iktisadi büyüme gayri safi milli gelirin bir dönemden diğerine artışı ile mümkündür. Son açıklanan iktisadi büyüme oranlarına göre, Türk ekonomisi 2024 yılının üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %2,1 arttı. Bu artışın nasıl değerlendirileceği ve ekonominin geleceği için ne kadar faydalı olduğu ise analiz edilmelidir.





Büyümenin kaynakları incelendiğinde, %9,2 seviyesinde inşaat sektörü, %6,2 ile mali sektör ve %4,6 ile tarım sektörü en çok katkı sağlayan iktisadi faaliyetlerdir. Rakamlarda sevindirici olan ise, kamu tüketiminin küçülmüş olmasıdır. Yani devletin harcama yaparak ekonomiyi büyütmediği söylenebilir. Türkiye’de yıllardır tartışılan önemli bir sorun olarak inşaata dayanan büyümenin sağlıklı olmadığıdır. Fakat bu tartışmanın diğer tarafında inşaat sektöründeki büyümenin durması ekonominin sağlıklı olmadığını göstermektedir. Çünkü inşaat sektörü, demir çelik sanayi, makine ve soğutma cihazları ile ilgili sektörleri harekete geçirmesi ve istihdam açısından önemli katkılar sağlamasının ötesinde sürekli nüfusu artan ülkelerde inşaat sektörünün gerilemesi, kiraların yükselmesi ve konut fiyatlarında sıçramaları neden olması açısından da önemli bir sorundur. 2019 yılından bu yana bu sorunun büyük şehirlerde yaşamayı zorlaştırıcı bir ekonomik fenomene dönüşmesi ile anlaşılmıştır. Ayrıca depreme dayanıklı konut stokunun artırılması da ulusal güvenliği dahi ilgilendiren boyutları olan hususlardadır. Özellikle Kahramanmaraş ve çevresindeki 6 Şubat depreminin etkisinin ortadan kaldırılması için yapılan konut yatırımları inşaat sektörünün büyümesine katkı sağlamaktadır. Türkiye’de inşaat sektörünün büyümesinin devam etmesi yanında, sanayi sektörünün de büyümeye katkı sağlaması ile istikrarlı büyümenin sağlanmasında önemli rol oynayacaktır. Türkiye’de sanayi sektörünün ihracata ve krediye bağımlı yapısı nedeniyle sıkı para politikasının sonuçlarının tezahürü olarak büyümesinde durgunluk vardır. Muhtemelen 2025 yılının ikinci yarısına kadar sanayi büyümesinin bu şekilde devam edecektir.

Büyüme istatistiklerinde ekonomik sorunların çözümlenmesi safhasında istenmeyen büyüme kalemi, kamu harcamaları ve kamu tüketiminin artmasıdır. Ekonomide bu kalemlerdeki büyüme, fiktif(kurgusal) büyüme göstergesi olarak yorumlanabilir. Türkiye’nin bundan sonraki büyüme istatistiklerinden de kamu tüketiminin artışını kontrol etmesi gerekir. Böylece enflasyon ile ilgili sorunlardan birisi de daha çözümlenmiş olacaktır. Büyüme rakamlarında yer almayan fakat enflasyonu tetikleyen unsur ise kayıt dışı ekonomik faaliyetlerdir. Türkiye’nin enflasyon sorununu çözebilmesinin eksik kalan unsurlarından birisi, kayıt dışı ekonomideki yüksek talebin kontrol edilmemesidir.  Bu nedenle, ekonomide kredi kartı kullanımı le ilgili kısıtlamaların tedrici olarak kaldırılması ve vergi denetimlerinin artışı enflasyonun kontrolünü sağlayabileceği gibi kaliteli büyümeyi de destekleyecektir.

2024 yılında %2,5 ile %3 arasında bir büyümenin gerçekleşeceği tahmin edilebilir. Bu durumda depremin maliyetlerinin ekonomik büyümeye doğru bir geçişi sağlayabilir. Ayrıca kamu tüketime dayanmayan bir büyüme modelinin sanayiden gelecek destekle gelecek yılda ekonominin daha hızlı büyümesinin yolunu açabileceğini düşünmek gerekir. Ekonomide enflasyonun kontrol edilmesindeki zorluklar ve yakın çevremizdeki jeopolitik sorunlar büyümeyi tehdit eden unsurlardandır. Tarımın ekonomik büyümeyi desteklemesi iklim ve su krizlerinin oluşturabileceği risklerin azaltılması ile mümkün olacaktır. Türkiye’de ekonomik büyüme her zaman ekonomik geleceği pozitif etkilemektedir. Fakat elde edilen büyümenin reel olması ve eşit dağılması da sorgulanması gereken hususlardandır. İşgücünün tüm ekonomik faaliyetlerden aldığı payın %37’lere yakın seviyesinden %40’ların üzerine çıkması ile çalışanların iktisadi zorlukları yenebilmesini sağlayabilecektir. Nüfusu bu kadar yüksek olan bir ülkede çalışanların ekonomiden aldığı payın artışı ile ekonomik dengesizliklerin çözümlenmesine katkı sağlayabilir.

 

Trump Stagflasyonu