18 Şubat 2020 Salı

Borç Tuzağı /debt trap


İşletmelerde Borç Tuzağı Sorunu

Dünya ekonomisi için en büyük sorunlardan birisi de, borç tuzağı(debt trap). Ülkedeki iktisadi birimlerin dış borç alarak belirli bir dönem sonra sadece borç taksitlerini ve faizini döndürmeye çalıştığı içinden çıkılamaz duruma denilmekte, borç tuzağı. Türkiye’de devletin borç rasyosu düşük olmakla birlikte özellikle firmalar için borç tuzağı  görünmektedir. BIS verilerine göre Türkiye’de özel sektör borçlarının milli gelire oranı 2008 yılında %32 seviyesindeyken on yıl içinde %80 seviyesini geçmiştir. Yine Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşunun 2008 yılında borçlarının aktiflere oranı %52 seviyesindeyken, 2017 sonunda %63 seviyesine çıkmıştır. Yani firmaların borçlanması artarken, öz kaynaklarının payı sürekli azalmaktadır. Ekonomide büyümenin devam ettiği dönemlerde borcun finansmanında zorluk yaşanmazken, ekonomideki kur manipülasyonundan sonra sepet kurun 4 Türk Lirası bandından 6 Türk lirası bandına doğru kayması ile birlikte yurtdışı finansman imkânlarında zorlaştı, yani firmaların borç tuzağından çıkması zorlaşmaktadır.
Özel sektörün borç tuzağından çıkması için hızlı büyüyen bir piyasa, nakit sıkışıklığına neden olmayacak bir kredi kolaylığı ve kredibilitenin sürekliliği gerekmektedir. 2018 yılında kamunun özel sektöre yönelik kredi desteğini artırmasına rağmen, özel sektör üzerinde kur dalgalanmaları ve faiz yüksekliği önemli bir baskı oluşturmaktadır. Firmalar açısından yapılabilecekler arasında, finansal yönetimin geliştirilmesi ve alternatif pazarlardan sağlanacak nakit girişlerine önem verilmesi kısa vadede alınabilecek önlemlerdendir. Finansal yönetiminin nakit yönetimi, yatırım planlaması ve risk yönetiminden oluşan bölümlerinin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Özellikle Türkiye’deki firmaların aile işletmesi olmasından kaynaklanan firma kaynaklarının ailenin mali kaynağı olarak görülmesi nedeniyle meydana gelen kayıtdışı işlemlerin çözümlenmesi ve finansın profesyonelleşememesi sorunlarının ivedilikle ele alınması gereklidir. Türk işletmelerinin son yıllarda yatırım harcamalarında hızlı davranmalarının da borç artışında etkisi olduğu göz önüne alınırsa, yeni dönemde yatırım planlamasında yeni yatırımdan çok modernizasyon ve verimlilik yönelimli tercihlere önem verilmesi gerekecektir. Asıl sorun ise risk yönetimi ayağındadır. Özellikle, kur riski, faiz riski ve enflasyon riskinin aynı anda tehdit ettiği piyasalarda işlem yapılması finansal yönetiminde riskten korunmanın önemini artırmaktadır. Firmaların bu konularda eğitim ve yatırımlarını artırması gerekir.
Avro ve Dolar karşısında Türk Lirası’nın değer düşüklüğü nedeniyle Avrupa pazarlarına satış yapmak kolaylaştı. Buradaki en büyük sorun ise, kur kaynaklı artışlar nedeniyle daha yüksek miktardaki malı daha ucuza satarak ülkedeki kaynaklarının verimliliğini azaltacak bir gelişmenin olmasıdır. Firmaların bu girdaptan çıkması için pazar çeşitlendirilmesi stratejisine daha fazla önem vermesi gerekecektir. Bu anlamda Afrika ve Asya(yeni İpekyolu) yönelimli bir pazarlama stratejisinin araştırılması ve odaklanılması sorunların aşılmasında önemlidir.
Kamunun firmaların borç tuzağına düşmeden koruyucu politikalara devam etmesi fayda sağlarken, faizlerdeki yükseliş, enflasyonun ücretlere baskı yapması ve ekonomik büyümenin azalması gibi sorunlar halinde özel sektörün borç tuzağından çıkması zorlaşacaktır. Bu dönemlerde firmaların strateji ve yönetim aklını geliştirmesi, gelecekte gelişmelerin olumluya dönüşmesi sırasında stratejik üstünlük sağlanmasına katkı sağlayabilir.
Prof.Dr. Mustafa YILDIRAN tarafından 2018 yılında haberyirmi internet sayfası için  yazıldı.

16 Şubat 2020 Pazar

Ekonomide Korku ve Güven


 Ekonomide Güven ve Korku
2017 yılı Nobel Ekonomi ödülü davranış bilimi ve ekonomi üzerine çalışan ABD’li ekonomist Richard H. Thaler’dır. Ekonomistin en önemli eseri olan Nudge (Dürtme) adıyla Türkçe’ye 2013 yılında kazandırılmış. Ünlü ekonomiste göre ekonomi, “ insanın akıllı davranışları ile doğru kararları yerine; insanın bazen akıllı olmayan(aptalca) ve duygusal algıları üzerine bina edilen bir disiplin”dir. Yani ekonomi rasyonel davranan bireylerin bilimi olmaktan çok, duygu ve korkuları ile hareket eden sürekli hata edebilen insanın alanıdır.  Ayrıca Thaler, ekonomide bir işin yapılması, bir tercihte bulunulması için içten gelen bir ‘dürtü’ olması gerektiğini, ayrıca bu dürtünün ekonomik bir fenomen olması gerekmez. Tarihi bir olay, toplumda bireyleri etkileyen derin bir kültür veya bir aile geleneği bile ekonomik olayları tahrik eden bir fenomendir. Bireylerin yetersiz algılama gücüyle belirledikleri, davranış modelleri tercihlerini de etkiler.   
Türkiye’de ekonomide izah edilemeyen olayların açıklanması Thaler’den sonra biraz kolaylaşmaktadır. Çünkü Türk ekonomisinin en kötü olduğu zamanlarda ekonominin hızla krizden çıkmasını sağlayan veya ekonominin yüksek büyüme dönemlerinde artan şikâyetlerin sebebini anlamak artık daha kolaydır. Türk ekonomisinde girişimcilerin eskinden beri ‘fizibilite etüdü’ veya ekonomik planlama gibi rasyonel unsurlardan çok, ‘dede mirası’tarihi misyon’ veya ‘komşu rekabeti’ gibi faktörlerle hareket etmesini de anlamak mümkün. Ama en önemlisi ekonomide iyileşme olduğu dönemlerde insanların tasarruf etmeyi öğrenmesi ve geleceği tasarlaması gerekirken, işle hep öyle olacak şeklinde düşünme biçiminden kurtulmadan eğlence ve refah içinde yaşamak tercih etmesi de anlaşılabilmektedir. Bu durum ekonomik kriz dönemlerinde tersine döner; kimse harcama yapmak istemez ve bu durumda ‘korkular’ ekonominin küçülmesini perçinler. Türkiye’de hane halkının tasarruf meyli, son on yılda eskiye göre artmasına rağmen, %20 seviyesinin altındadır. Tasarruf azlığı ekonomideki sermaye açığı ve büyüme istikrarını etkileyen bir faktör. Bireylerin ve hane halkının ekonomide tasarruf etmesini teşvik edilmesi ve yenilik gücünün artırılması ile gelecek nesillerin de refahı artırılabilecektir. Yoksa ekonomide artan nüfus ve beklentilerdeki olumsuzlukların yönetimi zorlaşmaktadır. Yani mikro davranış değişiklikleri, makro istikrarı da etkileyebilmektedir.
Son yıllarda Türk ekonomisinde ekonomide istikrarsızlık getirebilecek en önemli korku kaynağı, ‘terörist saldırılar’. Bu saldırılar ekonomide güveni ortadan kaldırıp kaosa neden olabilir. Bireylerin ve hanelerin ekonomik güvenliğini sağlamak için siyasi karar alıcıların Thaler’ın öğütlerini dikkate alarak ‘ekonomide güven ortamını perçinleyecek ve insanlara ilham veren dürtüleri harekete geçirmesi gerekir ki, istikrarlı büyüme ve güvenlik ortamı sağlamlaşsın’. Ayrıca devletin yatırımcı ve müdahaleci olmaktan çok, işlerin doğrudan içine girmeden ‘özendirici’ ve ‘yönlendirici’ olması daha önemli görünmektedir. Bireylerin rasyonel olmayan ‘korkuları’, ekonomi politikalarının arkasındaki ‘güven’ dürtüsü ile hareket eden bir anlayışla yok edilebilecektir.
 Ekonomide Güven ve Korku
2017 yılı Nobel Ekonomi ödülü davranış bilimi ve ekonomi üzerine çalışan ABD’li ekonomist Richard H. Thaler’dır. Ekonomistin en önemli eseri olan Nudge (Dürtme) adıyla Türkçe’ye 2013 yılında kazandırılmış. Ünlü ekonomiste göre ekonomi, “ insanın akıllı davranışları ile doğru kararları yerine; insanın bazen akıllı olmayan(aptalca) ve duygusal algıları üzerine bina edilen bir disiplin”dir. Yani ekonomi rasyonel davranan bireylerin bilimi olmaktan çok, duygu ve korkuları ile hareket eden sürekli hata edebilen insanın alanıdır.  Ayrıca Thaler, ekonomide bir işin yapılması, bir tercihte bulunulması için içten gelen bir ‘dürtü’ olması gerektiğini, ayrıca bu dürtünün ekonomik bir fenomen olması gerekmez. Tarihi bir olay, toplumda bireyleri etkileyen derin bir kültür veya bir aile geleneği bile ekonomik olayları tahrik eden bir fenomendir. Bireylerin yetersiz algılama gücüyle belirledikleri, davranış modelleri tercihlerini de etkiler.   
Türkiye’de ekonomide izah edilemeyen olayların açıklanması Thaler’den sonra biraz kolaylaşmaktadır. Çünkü Türk ekonomisinin en kötü olduğu zamanlarda ekonominin hızla krizden çıkmasını sağlayan veya ekonominin yüksek büyüme dönemlerinde artan şikâyetlerin sebebini anlamak artık daha kolaydır. Türk ekonomisinde girişimcilerin eskinden beri ‘fizibilite etüdü’ veya ekonomik planlama gibi rasyonel unsurlardan çok, ‘dede mirası’tarihi misyon’ veya ‘komşu rekabeti’ gibi faktörlerle hareket etmesini de anlamak mümkün. Ama en önemlisi ekonomide iyileşme olduğu dönemlerde insanların tasarruf etmeyi öğrenmesi ve geleceği tasarlaması gerekirken, işle hep öyle olacak şeklinde düşünme biçiminden kurtulmadan eğlence ve refah içinde yaşamak tercih etmesi de anlaşılabilmektedir. Bu durum ekonomik kriz dönemlerinde tersine döner; kimse harcama yapmak istemez ve bu durumda ‘korkular’ ekonominin küçülmesini perçinler. Türkiye’de hane halkının tasarruf meyli, son on yılda eskiye göre artmasına rağmen, %20 seviyesinin altındadır. Tasarruf azlığı ekonomideki sermaye açığı ve büyüme istikrarını etkileyen bir faktör. Bireylerin ve hane halkının ekonomide tasarruf etmesini teşvik edilmesi ve yenilik gücünün artırılması ile gelecek nesillerin de refahı artırılabilecektir. Yoksa ekonomide artan nüfus ve beklentilerdeki olumsuzlukların yönetimi zorlaşmaktadır. Yani mikro davranış değişiklikleri, makro istikrarı da etkileyebilmektedir.
Son yıllarda Türk ekonomisinde ekonomide istikrarsızlık getirebilecek en önemli korku kaynağı, ‘terörist saldırılar’. Bu saldırılar ekonomide güveni ortadan kaldırıp kaosa neden olabilir. Bireylerin ve hanelerin ekonomik güvenliğini sağlamak için siyasi karar alıcıların Thaler’ın öğütlerini dikkate alarak ‘ekonomide güven ortamını perçinleyecek ve insanlara ilham veren dürtüleri harekete geçirmesi gerekir ki, istikrarlı büyüme ve güvenlik ortamı sağlamlaşsın’. Ayrıca devletin yatırımcı ve müdahaleci olmaktan çok, işlerin doğrudan içine girmeden ‘özendirici’ ve ‘yönlendirici’ olması daha önemli görünmektedir. Bireylerin rasyonel olmayan ‘korkuları’, ekonomi politikalarının arkasındaki ‘güven’ dürtüsü ile hareket eden bir anlayışla yok edilebilecektir.


  Ekonomide Güven ve Korku
2017 yılı Nobel Ekonomi ödülü davranış bilimi ve ekonomi üzerine çalışan ABD’li ekonomist Richard H. Thaler’dır. Ekonomistin en önemli eseri olan Nudge (Dürtme) adıyla Türkçe’ye 2013 yılında kazandırılmış. Ünlü ekonomiste göre ekonomi, “ insanın akıllı davranışları ile doğru kararları yerine; insanın bazen akıllı olmayan(aptalca) ve duygusal algıları üzerine bina edilen bir disiplin”dir. Yani ekonomi rasyonel davranan bireylerin bilimi olmaktan çok, duygu ve korkuları ile hareket eden sürekli hata edebilen insanın alanıdır.  Ayrıca Thaler, ekonomide bir işin yapılması, bir tercihte bulunulması için içten gelen bir ‘dürtü’ olması gerektiğini, ayrıca bu dürtünün ekonomik bir fenomen olması gerekmez. Tarihi bir olay, toplumda bireyleri etkileyen derin bir kültür veya bir aile geleneği bile ekonomik olayları tahrik eden bir fenomendir. Bireylerin yetersiz algılama gücüyle belirledikleri, davranış modelleri tercihlerini de etkiler.   
Türkiye’de ekonomide izah edilemeyen olayların açıklanması Thaler’den sonra biraz kolaylaşmaktadır. Çünkü Türk ekonomisinin en kötü olduğu zamanlarda ekonominin hızla krizden çıkmasını sağlayan veya ekonominin yüksek büyüme dönemlerinde artan şikâyetlerin sebebini anlamak artık daha kolaydır. Türk ekonomisinde girişimcilerin eskinden beri ‘fizibilite etüdü’ veya ekonomik planlama gibi rasyonel unsurlardan çok, ‘dede mirası’tarihi misyon’ veya ‘komşu rekabeti’ gibi faktörlerle hareket etmesini de anlamak mümkün. Ama en önemlisi ekonomide iyileşme olduğu dönemlerde insanların tasarruf etmeyi öğrenmesi ve geleceği tasarlaması gerekirken, işle hep öyle olacak şeklinde düşünme biçiminden kurtulmadan eğlence ve refah içinde yaşamak tercih etmesi de anlaşılabilmektedir. Bu durum ekonomik kriz dönemlerinde tersine döner; kimse harcama yapmak istemez ve bu durumda ‘korkular’ ekonominin küçülmesini perçinler. Türkiye’de hane halkının tasarruf meyli, son on yılda eskiye göre artmasına rağmen, %20 seviyesinin altındadır. Tasarruf azlığı ekonomideki sermaye açığı ve büyüme istikrarını etkileyen bir faktör. Bireylerin ve hane halkının ekonomide tasarruf etmesini teşvik edilmesi ve yenilik gücünün artırılması ile gelecek nesillerin de refahı artırılabilecektir. Yoksa ekonomide artan nüfus ve beklentilerdeki olumsuzlukların yönetimi zorlaşmaktadır. Yani mikro davranış değişiklikleri, makro istikrarı da etkileyebilmektedir.
Son yıllarda Türk ekonomisinde ekonomide istikrarsızlık getirebilecek en önemli korku kaynağı, ‘terörist saldırılar’. Bu saldırılar ekonomide güveni ortadan kaldırıp kaosa neden olabilir. Bireylerin ve hanelerin ekonomik güvenliğini sağlamak için siyasi karar alıcıların Thaler’ın öğütlerini dikkate alarak ‘ekonomide güven ortamını perçinleyecek ve insanlara ilham veren dürtüleri harekete geçirmesi gerekir ki, istikrarlı büyüme ve güvenlik ortamı sağlamlaşsın’. Ayrıca devletin yatırımcı ve müdahaleci olmaktan çok, işlerin doğrudan içine girmeden ‘özendirici’ ve ‘yönlendirici’ olması daha önemli görünmektedir. Bireylerin rasyonel olmayan ‘korkuları’, ekonomi politikalarının arkasındaki ‘güven’ dürtüsü ile hareket eden bir anlayışla yok edilebilecektir.

 Prof.Dr. Mustafa YILDIRAN tarafından 2018 yılında haberyirmi internet sayfası için  yazıldı



Türkiye'nin Yeni Kalkınma Planı


TÜRKİYE’NİN 100. YILINA DOĞRU KALKINMA HEDEFLERİ
2023 yılında ekonominin nasıl olabileceğine dair elimizde en somut kanıt açıklandı. Onbirinci Kalkınma planı Türk ekonomisinin 2019-2023 dönemi için iktisadi hedeflerini gösteren bir belge olarak karşımızda. Onbirinci kalkınma planı ilginç özelliği ise, hazırlıkları başbakan tarafından yapılan, planın uygulanması ise Cumhurbaşkanlığı rejiminde tamamlanması. 19.07.2019 tarihinde mecliste görüşülerek kabul edildi. Artık Cumhurbaşkanlığın onayı ile birlikte yürürlüğe girecektir.
Planın ilk önemli özelliği Cumhuriyetimizin 100. Yılındaki hedeflerimizi gösteren en önemli belgesi. İkinci özelliği ise, Cumhurbaşkanlığı sisteminin ilk kalkınma planıdır. Kalkınma planları, devletçi ekonomi modellerinde etkin iktisat politikası aracıdır.  Türkiye’nin Atatürk döneminde hemen devletçilik ilkesinin kabulünden sonra uyguladığı ilk sanayi planı, hedeflere ulaşma açısından en başarılı belgedir. 1960’dan sonra kalkınma planı uygulamasının başlaması ile birlikte daha çok temenni belgeleri olarak kaldığı söylense pek de yanlış olmaz.
Planın Vaatleri
Yüzüncü yılında Türkiye Cumhuriyeti için plan, sanayi temelli ihracata dayanan bir büyüme modelini önermektedir. Yani 1980’den sonra belirlenen temel iktisat politikasının sürdürülmesi esas alınmış. Plan Türkiye için yüksek gelir grubu ülkeler ile en yüksek insani gelişmişlik seviyesindeki ülkeler arasına girmesi amaçladığını söylemektedir. Bu amaçla 2023 yılında GSYH’nın 1.080 milyar dolara, kişi başına gelirin 12.484 dolara yükseltilmesi; ihracatın 226,6 milyar dolara çıkarılması; işsizlik oranının yüzde 9,9’a düşürülmesi; enflasyon oranlarının kalıcı bir biçimde düşük ve tek haneli rakamlara indirilmesi hedeflendiği olanda yer almaktadır.
Hedeflerdeki Muhtemel Sapmalar
Onuncu kalkınma planında 2018 yılının kişi başına gelir 15.996 ABD Dolar olarak hedeflenmiş, fakat gerçekleşmemiştir. 2019 yılı sonunda 9.000 ABD Dolarının altında olacağı tahmin edilmektedir. Bu durumda Türkiye’nin büyüme rakamlarını aşağı yönlü revize ettiğini söylemek mümkündür. Ayrıca, Türkiye’nin sermaye stoku ve sabit yatırımları yatırımlarının özel sektör ağırlıklı olarak kamunun 5 ile 6 kat fazlasını yapmayı planlamıştır. Bu hedefin gerçekleşmesinde Türkiye’nin son yıllardaki performansına bakıldığında yatırımlar özel sektör tarafından yapılsa bile, kamu sponsorluğunun artarak devam ettiği bu ortamda özel sektörün yatırımları da yeterince gerçekleşemeyebilir. Ayrıca büyüme hedefinin gerçekleşmediği durumlarda, özel sektör tüketim harcamalarında da düşüş yaşanabilir. Planda Türkiye’nin kamu politikaları ile artan sosyal harcamalarının sürdürülebilirliği de tartışılması gereken hususlardandır. Ayrıca tarım sektöründeki ve ithalata bağımlı sektörlerde meydana gelebilecek fiyat dalgalanmaları da bir risk faktörü olarak önemlidir.
Küresel Ümitler
Kalkınma planındaki küresel ticaretteki büyük ümitler ise, Çin tarafından ortaya konulan ‘Kuşak ve Yol Girişimi’ ile ilişkilendirilmiştir. Planda yedi farklı şekilde geçen kavram Türkiye için küresel ticarette ilk kez bir alternatif olarak kamu belgesinde yer alması yönünden önemlidir. Artık Türkiye’de bu alternatifin ciddi bir güçlü/zayıf/fırsat/tehdit analizinin yapılması gerekmektedir.
Temenniler
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemin ilk ekonomi belgesi Kalkınma Planı, Türkiye’nin geleceğini demokrasi, hukuk devleti ve küresel ekonomik dengede daha ileri pozisyon edilmesi gereğini ortaya koymaktadır. Plandaki ekonomik hedeflerin tutturulması ve ekonomide katma değer üreten bir gelişmenin gerçekleşmesi bütün Türkiye’nin dileğidir.
Prof.Dr. Mustafa YILDIRAN tarafından 2018 yılında haberyirmi internet sayfası için  yazıldı.




Kur Saldırıları Karşında Ekonomi


Kur Saldırıları ve Türkiye’nin Opsiyonları
James Rickards isimli bir Amerikalı yazarın ‘Kur Savaşları’ kitabı son dönemlerde iktisadın meşhur kitapları arasına girdi. İlginç olan yazarın kendi belirttiğine göre konu bir iktisat aracı değil, savaş  stratejisinin yeni silahı. Yazar kitapta belirttiğine göre 2008 yılı Eylül ayında Savunma Bakanlığı’nın geliştirdiği finans laboratuvarlarında aralarında kendisinin de olduğu iktisatçılar, asker ve istihbaratçılardan oluşan bir grupla ‘kur savaşı’ oyunu oynarlar. Oyun ilerleyen dönemlerde ABD, Çin ve Rusya hücrelerinden oluşan ekipler arasında belirli stratejilere göre oynanır. Mesela Rusya, ABD dolarının yerine ticari ve rezerv parası olarak alternatif bir yönelime gitmesi durumunda ne yapılmalı şeklinde.
Bu ilginç savaş oyunu ABD Savunma Bakanlığı’nda on yıl önce çalışılmış. Birinci dünya savaşından bu yana ülkeler siyasi ve askeri savaşın yanında finansal savaşlarında içerisinde. En çetinlerinden birisi 1970’li yıllarda petro-dolar savaşları idi. O zaman çok kritik edilen Ecevit, Demirel, Türkeş ve Erbakan gibi liderlerin içinde bulunduğu hükümetler bu savaşların mağdurları arasındadır. Buna rağmen Türkiye,  İsmet İnönü döneminde başlayan, Fatin Rüştü Zorlu gibi dışişleri bakanlarının gayretleri ile devam eden Kıbrıs hamlesini,  Kıbrıs Çıkartması ile tamamlayarak bütün ekonomik saldırı ve ambargoların üstesinden gelmiştir. Türkiye’de 24 Ocak kararları ile başlayan süreç, küresel finansal sisteme entegrasyonla sonuçlanmış ve Türk Lirası tam konvertibil para birimi olarak küresel piyasaya açılmıştır. 1990’larda ise çok defa devalüasyon ve döviz krizi ile karşılaşmış, çoğunlukla IMF politikaları ile sorun çözme yoluna gitmiştir. Bugünlerde yeniden bir ekonomik savaş veren ülke, iktisadi yapıdaki sorunlarını kendisi çözme şeklinde bir çaba içerisindedir. Türkiye ekonomisi, bu saldırıyı da bir şekilde bertaraf edecektir.
Son aylarda özelde Türk Lirasına genelde ise tüm Çin, Rusya, İran gibi yükselen ülkelere kur saldırısı düzenleyen ABD yönetimi adeta dört cephede finansal savaş yapmaktadır. Başkan Trump’ın çılgınlıkları olarak gösterilmeye çalışılan hamleler aslında James Rİckard’ın kitabında bahsettiği türden çalışılmış bir senaryo işliyor sanki. TL yükselen piyasalar içinde en çok değer kaybeden para birimlerinden birisi. Haziran ayının başından bu yana yaklaşık %42 değer kaybetti ve kur savaşı oyunundan ciddi etkilenen ülkelerden birisi görünüyor. Ama ABD kur savaşını tüm gelişen ülke ekonomilerinin ticaret gücünü etkileyecek şekilde yürütmektedir. Özellikle ABD başkanı Türkiye, Rusya, Çin gibi ülkeleri hedef alan ve para itibarını da içeren çok sayıda sosyal medya mesajında ‘kur saldırı’ ve ‘ticaret savaşı’ içinde olduğunu gösteren açıklamalar yapmaktadır.
Para Birimleri
1 Haz. 18
1.Eyl.18
Değişim
%
Arjantin Peso
34,97
36,82
1,85
5,29
Çin Yuan
6,42
6,83
0,41
6,39
Afrika Rand
12,64
14,69
2,05
16,22
Meksika Peso
19,86
19,10
-0,76
-3,83
Rusya Ruble
62,09
67,47
5,38
8,66
Breizilya Real
3,75
4,05
0,30
8,00
Türkiye Lira
4,6
6,54
1,94
42,17

Peki kur savaşında Türkiye ne yapabilir?
Öncellikle Türkiye Tecrübeli bir hükümete ve Hazine, Merkez Bankası ve Maliye teşkilatlarında daha önce kriz yönetmiş uzmanlara sahiptir. Bu avantajını kullanması ve beşeri sermaye zenginliğinin farkına varması gerekir.
Yapılabilecek finansal stratejiler;
·        Finansal yapının risk analizi güncellenmeli, Döviz kurlarının hareketindeki stratejik unsurlar olan, ödemeler dengesi açıkları, enflasyon, reel sektör döviz borçları ve bankacılık sektörü aktif pasif yapısı üzerindeki risklerin bütün ayrıntılarına göre çok hızlı bir bilgi yönetimi üzerinden kontrol edilebilmeli.
·        Merkez Bankasının yapmakta olduğu gibi bankacılık sektörünün bilanço ve likidite sorunları başlamadan çözümlenmeli ki, buna yönelik olarak Merkez Bankası, BDDK ve SPK yeni finansal yöntemler geliştirmeye devam etmektedir.
·        Bütün finansal araçların önceden nasıl kullanılacağı belirtilmeden kullanma opsiyonunun masada olduğu mutlaka karşı tarafa hissettirilmeli,
·        Türkiye’nin sanayi ve tarım sektöründen zaafları ve eksiklikleri önceden tespit edilerek herhangi bir krize mahal vermeden alternatifler çalışılmalı,
Siyasal Stratejiler:
·        ABD başkanın karşısına aldığı tüm tarafları içerisine alacak bir inisiyatif oluşturulmalı. Bu öncelik aslında kendiliğinden oluşmaya başladı. Türkiye’nin son dış politika hamleleri de bu yönde devam ediyor. Bu alternatifte ticaret savaşından zarar gören başta Almanya olmak üzere, İtalya, Fransa İspanya gibi Avrupa ülkeleri, Rusya, İran, Çin gibi ülkeler yer alırsa ilk kez ABD karşısında kendi ve müttefiklerinden daha büyük ekonomik güce savaş açmış pozisyonuna sürüklenmiş olacak. Burada Türkiye’nin stratejik rolü önemlidir. Türkiye açısından AB ile ilişkileri de pozitif etkileyebilecek bir gelişmeyi de tetikleyebilecek.
·        Dünyada ABD’yi rahatsız eden alternatif iktisadi ve ticari oluşumları iyi değerlendirebilir. Öncelikle Avrupa Birliği ile ticari işbirliği, Çin’in inisiyatifindeki Tek Kuşak, Tek Kuşak Projesi ve BRICS ekonomilerinin dolarla savaşına destek vererek ABD’nin küresek ekonomik gücünün kırılmasını sağlayabilir.
·        ABD küresel hegemonyada en güçlü olduğu alan olan finansal piyasalar için daha farklı yaklaşımlar ortaya konulması. Örneğin Frankfurt, Moskova, İstanbul, Şangay ve Capetown gibi merkezleri birbirine bağlayan Afro-Avrasya Sermaye Pazarı oluşturulması ile farklı para birimleri(veya otak bir kriptopara ile) finansal işlem yaparak dolara kalıcı darbe vuracak alternatifler oluşturulması için siyasi diplomasi yürütülebilir. Zaten  Çin, Rusya ve AB ülkelerinin son yılarda doları etkileyecek politikaları artmakta.
Psikolojik Stratejiler:
·        En önemlisi ABD kızgınlık ve sinirlilik göstermeden vakur bir şekilde karşı çıkmak gerekiyor.
·        ABD ekonomisi çok büyük olduğu için kendisi yerine çok yakın müttefik ve taşeron terörist grupların yok edilmesine devam edilmeli,
·        NATO, BM, WTO gibi ekonomik örgütlerden ayrılmak gibi alternatif yerine, sürekli ABD’nin gücünü azaltacak girişimlerde bulunmak. Türkiye ve diğer ülkeler bu yola başvurmakta.
·        ABD’nin küresel ekonomik sistemdeki tutarsızlık ve verdiği mali sözleri tutmadığının yakın işbirliği içindeki ülkelerde PR çalışması ile anlatmak,
·        Kur üzerinden yapılan savaşta tüm kozları tek seferde kullanılmadığını sürekli olarak karşı tarafa hissettirilmesi önemli.
·        ABD’nin en çok gerginlik yaşadığı göçmen politikası, ırkçılık ve yasadışı bağlantıların BM gibi ortamlarda sürekli gündeme getirmek.
·        ABD’ye Türkiye’nin iyi lişkilere hazır olduğunu fakat Türkiye’nin hukukunun zedeleneceği bir ortama evet denilemeyeceğinin de hissettirilmesi de önemlidir.

Ümit ederim ki, kadim kıtaların dışında kalan Amerika, asimetrik finansal gücünü masaya sürerek başlattığı bu savaştan mağlup çıkar. Türkiye’nin ödemeler dengesi zaaflarını ve finansal ihtiyaçlarını azaltacak ekonomik reformları geciktirmeden uygulaması, gelecekteki sıkıntıların önlenmesi açısından zorunlu görünmektedir. ABD başkanın öncülüğünde başlayan kur savaşından Türkiye’nin kısa ve uzun vadede en az zararla atlatması durumunda, dünyada yeni bir siyasi ve ekonomik düzen kurulacaktır. 
Prof.Dr. Mustafa YILDIRAN tarafından 2018 yılında haberyirmi internet sayfası için  yazıldı.




Trump Stagflasyonu