Trump’ın iktidara yeniden yükselişi karmaşık kavramlar üzerine yeniden düşünmek zorunluluğunu beraberinde getirdi. Trump’ın seçim sloganı olan MAGA (Yeniden Amerika’yı Büyük (Muhteşem) Yap!) yeni bir milliyetçilik kavramı olarak yorumlamak mümkündür. Özellikle Prof.Dr. Erol Güngör’ün milliyetçilik fikri olan tarihteki devamlılık ihtiyacı olan milletlerin gerçekliği olarak referans alırsak Trump kendine özgü bir milliyetçiliği ekonomik olarak da tetiklediğini söylemek mümkündür. MAGA fikrinde ABD’nin asıl kurucuları olan batılı kökenleri güçlü olan ve Amerikan değerler sistemini oluşturan, dindar, çalışkan, mücadeleci zengin bir millet oluşturmak fikrinin de olduğu seçim konuşmalarından takip edebiliyoruz! Özellikle asıl Amerikalıların zenginliği Çinlilere kaptırdığı düşüncesi de sloganın anlamlarından birisi. ABD halkı milli duygularını harekete geçiren bir ideale oy vererek yol verdi. Trump’ın yöntemleri tartışmalı olmakla birlikte temsil ettiği gerçeklik milliyetçilik fikrinin yeni bir formudur demek mümkün.
Yeni milliyetçilik fikrinin Türkiye’deki görünümüne geldiğimizde ise aslında kökenleri çok güçlü bir gelenekle beslendiği bir gerçektir. Özellikle üniversitelerde ve önemli liselerdeki gençlerin okudukları kitaplar ve takip ettikleri sosyal medya düşünürleri yeni ve farklı bir milliyetçilik anlayışının doğuşuna işaret etmektedir. Gençlerin milliyetçilik kavramından daha fazla vatanseverlik kavramını tercih ettikleri ve vatanseverliğin temel işaretinin Atatürk ve modernleşme fikri kapsamında değerlendirildiği ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de milliyetçi olduğunu iddia eden siyasi partilerin temsil ettiği oy oranı %20 ile %25 bandına yaklaşması ve gençlerin anketlerde Atatürk’ü gençlerin %92’si fikirlerinin önderleri olarak kabul etmeleri anketlerde dikkat çeken bulgulardandır. Buradaki cevabını aradığımız soru ise Neden Atatürk’ün temelini çizdiği milliyetçilik fikrine yakın bir vatanseverlik anlayışı gençlere hakimdir? Ve Ekonomik eşitsizlikle bunun nasıl bir ilişkisi vardır? Sorularıdır.
Gençlerin yaşam memnuniyetindeki düşüklüğün nedeni TÜİK’in aynı çalışmasından elde edilen sonuçlara göre hayat pahalılığı, eğitim ve yoksulluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Karşımızdaki sorunun kökenlerini araştırdığımızda ise, gelir eşitsizliğinin artışına bağlamak mümkündür. Dünyadaki gelir eşitsizliğinin ölçümünde temel kriterlerden birisi olan Gini katsayısı üzerinden gösterge açıklayıcıdır. Gini katsayısı 0 yaklaştığında ‘eşitsizlik yok’, ve 1’e yaklaştığında ise ‘tam eşitsizlik’ sorunu vardır. Türkiye’de 2014 yılında %38 seviyesindeki gelir eşitsizliği 2024 yılında yaklaşık %42’ye yaklaşmıştır. Yani gelir eşitsizliği 11 yılda %6 seviyesinde artmıştır. Bu oran Türkiye’nin de içinde olduğu OECD ülkelerinin en yüksek oranlarından birisidir. TÜİK verileri gençlerin iş arama ümitlerinin azaldığını ve işlerden beklenen gelirin de asgari ücret seviyesine yakınsadığını göstermektedir. Yani Türkiye’de gençlerin ekonomik eşitsizlik içinde yaşam memnuniyetleri, sürekli azalan bir eğilimdedir.
TÜİK verileri gençlerin iş arama ümitlerinin azaldığını ve işlerden beklenen gelirin de asgari ücret seviyesine yakınsadığını göstermektedir. Yani Türkiye’de gençler ekonomik eşitsizlik içinde yaşam memnuniyetleri de sürekli azalan bir eğilimdedir. Bu gençlerin Türkiye’de Lise ve üzerinde eğitim alan kendisinden önceki tüm nesillerden daha iyi eğitimli olduğu ve teknoloji kullanma kapasitesinin en yüksek olduğu yaş grubu olduğunu da not almak gerekir.
Asıl cevap aradığımız soru ise bu gençlerde milliyetçilik eğilimini tetikleyen temel saik nedir? Üzerindeki çizgiye sorgulamaya devam edersek, gençlerin anketlerdeki milliyetçi eğilimleri ile ekonomik eşitsizlik arasında ilişkinin varlığı denilebilir. Bu düşünceyi gerektiren İlk sebep, zenginliğin beynelmilel sermaye ile ilişkilendirilmesi ve ikincisi de enformel yöntemlerle elde edilen sermayeye dayanan zenginliğin siyasiyi ve ekonomik gücünün milli unsurları da yönlendirebilme kudretine sahip olmasıdır. Özellikle yasa dışı yöntemlerle aşırı zenginleşen şımarık grupların sosyal medya yoluyla oluşturdukları farklı dünyayı anlatma biçimleri de bu tepkilerin şiddetini de artırmaktadır. Türkiye’de 2019 ile 2023 yılları arasındaki düşük faizli kredi kullanabilme imkanına sahip olan kesimlerin elde ettikleri bina, altın ve döviz şeklindeki servet unsurlarının aşırı değerlenmesi ile oluşan servet artışı, sabit gelirli ekonomik sınıfların ekonomik güçlerinin göreli olarak azalması şeklinde sonuçlanmıştır. Yani iki kesim arasında büyük bir ekonomik eşitsizlik zemini meydana getirmiştir. Bu değişim gini katsayısının da gösterdiği gibi gelir eşitsizliğini artırdığı için milliyetçi refleksleri en yüksek grupda tepkiye neden olmaktadır. Bu kesim sabit ücretli şehirleşmiş eğitimi yüksek sınıfların enflasyonla birlikte eğitimle elde edilecek gelir artışlarının anlamlı bir fırsat eşitliği sağlayamayamadığını farktetmeleri de tepkinin kökündeki endişeleridir. Ayrıca hukukla ilgili konularda anketlerde artan endişelerde ekonomik eşitsizliğin kalıcı olacağı fikrine kapılmalarına neden olabileceğini de düşünmek mümkündür. Dolayısıyla Atatürk milliyetçiliğine ve değerler sistemine bağlı eğitim alan ve ekonomik gelişimini eğitim faktörüne bağlı kesimlerin ekonomik gücü de göreli olarak zayıflamıştır. Bu gelişme orta gelirli kesimlerde milliyetçilik reflekslerini tetiklemesi mümkündür. Keza Atatürk ve öncesinde İttihat ve terakki döneminde de yabancı sermaye ve onlarla ilişkili kesimlerin zenginleşmesine olan tepkilerde milliyetçi ekonomik anlayışları tetiklemiştir. Bu fikir Cumhuriyetten sonra hem Ziya Gökalp, Celal bayar ve Ahmet Hamdi Başar, Erol Güngör gibi liberal milliyetçi iktisadi fikirleri hem de Yakup kadri, Şevket Süreyya Aydemir, Nurettin Topçu, Kemal Tahir Doğan Avcıoğlu ve Sencer Divitçioğlu gibi sosyalist milliyetçi görüşlerin de temelinde vardır. Türkiye’de doksanlı yıllarda benzer ekonomide benzer eğilimlerin yaşandığı dönemde gençlerin tepkileri aynı olmasına rağmen, tercihlerinde dini ve milliyetçi eğilimlere yönelmiştir. O dönemde Erbakan’ın milli ekonomi ve adil düzen görüşleri de gelir eşitsizliği vurgusu kuvvetli bir milli ekonomi modeli oluşturmayı önermekteydi. 2010 sonrasında ise bu kesimlerin siyasette temsil gücünü elde tutmaları nedeniyle yeni yetişen gençlerin reflekslerini daha modernist bir milliyetçi eğilime dönüştüğünü söyleyebiliriz.
Türk toplumunun geleneklerinde sınıf farklılıkları ve ekonomik eşitsizlik sorunu istenmeyen, ayrıca toplum düzenini bozan bir sorundur. Türklerin tarihi olarak da mutlak sınıf farklılıklarına ve zenginlikten kaynaklanan üstünlüğe kaşı tepkileri mevcuttur. Atatürk’le aynı dönemde yetişen tarihçi İsmail hami Danişmend’in ‘Garp Membalarına Göre: Eski Türk Demokrasisi’ eserinin otuz dokuzuncu sayfada 1934 tarihinde Paris’de yayınlanan İngiliz Georges Young tarafından yazılan eserde, ‘Türkler hâkim bir ülkenin bütün gururunu muhafaza etmişlerdir. En fakir Türk köylüsü bile kendini Ermeni bankerleri ve Rum tüccarlardan üstün görür. Fakat Türkler hiçbir zaman kendi aralarında hâkim bir mümtaz zümre teşkil etmemişlerdir’ diye anlatılır. Ziya Gökalp’in eserlerindeki ekonomi görüşleri temelde oluşturduğu sosyal dayanışma(solidarizm) fikrini bütün Türklerin mülkiyet sahibi olmalarını dayandırır fakat aynı zamanda servet eşitsizliğine dayanan bir iktisadi yapıya da karşı olması şeklinde açıklar. Yani yeni orta sınıf gençliğin servet eşitsizliğine karşı milliyetçi düşüncede tepkiler göstermesi hem kültürel hem de milliyetçiliğin ekonomik refleksin doğal bir sonucudur. Dolayısıyla gençlerin mutlak eşitlik fikri için milliyetçi gelenek içinde veya Atatürk milliyetçiliği çerçevesinde mücadele ettiklerini ifade etmeleri, kökenleri sosyalist veya diğer fikirlerden daha sağlam temeller üzerinedir. Gençlerin ekonomik eşitsizlik üzerinden mücadelesinin milliyetçi kültür içerisinde devam etmesi ‘suyun doğal mecrasında akması’ şeklinde düşünmek gerekir. ABD olduğu gibi Türkiye’de yeni gençliğin ekonomik refahtan aldığı payın azalması durumunda bu mücadelenin yeni sosyolojik ve siyasal zemini meydana getireceğini de tahmin etmek zor olmayacaktır. Artık yeni dönemde siyasal hareketlerin oturacağı zemini daha kapsamlı eskilerin deyimiyle ‘künhüne vakıf olarak’ düşünmek gerekir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder