23 Kasım 2024 Cumartesi

ABD doları, Trump döneminde nasıl performans gösterir?

 Döviz kurlarının ne olacağı konusu bütün ülkenin en çok merak ettiği konulardan birisi. Döviz kurlarının 2024 yılında merkez bankasının ‘faiz ve ‘sıkı’ para politikasının sonucunda nispi olarak istikrar kazanınca dövizin değeri üzerindeki beklentiler daha fazla önem kazandı. 2025 yılında hem astrologlar hem de ekonomistler için dövizin izleyeceği trend önemli muammalardan birisi.

Döviz kavramını bütün yabancı para birimlerini ifade ettiği halde özellikle ABD doları ve Avro ile sınırlı düşünmek gerekir. Döviz piyasasındaki işlemler küresel bankacılığın işlemleri üzerinden hesaplanmaktadır. Halen dünyanın en önemli ve büyük işlem hacmine sahip parası ABD dolarıdır. Ülkemizde ideolojik saplantı olarak doların hakimiyetini Çin Yuan’ın bitireceğine dair bir inanç olsa da, yakın zamanda bunun gerçekleşmeyeceğini söylemek mümkündür. Çünkü mali piyasalardaki rakamlar bu saplantıyı desteklemiyor. Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) istatistiklerine göre, 1989 yılında ABD doları üzerinden yapılan finansal işlemler tüm finansal işlemlerin %90’ını oluştururken, 2022 yılında bu oran %88 olarak devam etmektedir. Çin Yuan’ı ise tüm mali işlemlerdeki payı %7 seviyesindedir. Bu oran Çin’in dünya ekonomisindeki payının yarısı bile değildir. Yani Çin’de yapılan mali işlemlerin de halen yarısından fazlası ABD doları ve diğer para birimleri ile yapılmaktadır. Yani dünyada günlük yapılan yaklaşık 7,2  trilyon dolarlık finansal işlemin  6,6 trilyon dolarlık bölümü ABD doları olarak yapılmaktadır. Bu nedenle, döviz denildiğinde ABD doları ve Avro ile ilgilenmek daha doğru olacaktır.



Beklentilerinden sonra Trump’ın seçim konuşmalarının etkisiyle ABD doların değerleneceğine dair beklentiler güçlendi. Fakat bu beklentinin tam tersi bir gelişme olması mümkün. Doların değerini gösteren dolar endeksi verileri üzerinden değerlendirebiliriz. Dolar endeksi, 100’ün üzerindeyken ne kadar yüksekse dolar o kadar değerli, 100 altındayken ne kadar düşükse de dolar o kadar değersizdir.

Birinci Trump döneminde iktidarı devraldığında dolar endeksi, 109 seviyesindeydi. Biden’a tacını devrederken dolar endeksi 103’e geriledi. Yani doların değeri düştü. Biden döneminde ise, 103 olan dolar endeksi 117’ye kadar çıktı. Biden döneminde Trump döneminde kötüleşen ekonomiyi, enflasyonla mücadele edilerek düzeltilmesi ve sıkı para politikası ile Biden dolara yeniden itibar kazandırmış görünüyor. Yani dolar Trump döneminde faizlerin indirilmesi ve muhtemel çılgın ekonomi yönetimi ile yeniden itibar kaybedecek gibi 

19 Kasım 2024 Salı

Bakü’de iklim anlaşmazlığı: Dünyayı kirletenlerin Yüzsüzlüğü

Bakü’de iklim anlaşmazlığı: Dünyayı kirletenlerin Yüzsüzlüğü

Azerbaycan’ın başkenti Bakü dünyanın önemli başkentlerinden birisi. Bakü, ülkesi olduğu kadar, Türk dünyasının ve uluslararası toplantıların organize edildiği küresel bir şehir olma yolunda hızla ilerliyor. Bugünlerde Bakü, 11-22 Kasım 2024 tarihlerinde organize edilen ‘Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Müzakereleri ‘ne ev sahipliği yapıyor.

İklim değişikliği müzakereleri beklenen verimi sağlayamıyor. Bunun temel sebebi de sanayileşme ve sömürge cağında dünyayı kirleterek zenginleşen ülkelerin vurdumduymazlığı ve yüzsüzlüğünden kaynaklanmaktadır. Bakü toplantısından önce, en büyük umut ‘kayıp ve zarar fonu’ isimli bir fonun kurulması ile bugüne kadar iklim değişikliğinden kaynaklanan sorunlarını çözmesi için gelişen ekonomilere finansman sağlanması konusunda gelişme sağlanmasıydı. Ayrıca iklimle ilgili karbon sınırlarına uyulması konusunda ilerlemeler beklenmekteydi. Fakat zengin ülkeler elini taşın altına koymadığı gibi, sorumluluklarının gereğini yerine getirmediğinden muhtemelen toplantı beklenen sonuçları veremeyecek.

Zengin batılı ülkeler, sanayileşme ile dünyadaki doğal kaynakları hızlı tüketilmesi ve çevrenin kirletilmesinde başlıca sorumludur. 1950’lerde 5,93 milyar tonluk karbon emisyonunun yaklaşık %75’ini Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Ülkeleri ve İngiltere tarafından çevreye yayılmaktaydı. Yani dünyanın dörtte üçünü bu ülkeler kirletti ve tükettiler. 2000 yılında bu oran %40’a gerilemiş fakat, Çin, Kore gibi ülkelerdeki doğrudan yatırımlarla çevre kirliliğini ve atıklarını gelişmekte olan ülkelere transfer ederek yine kirletmeye devam etmekteydiler. Çin 2023 yılında batılı sermayeden devraldığı çevre kirliliği mirasını dünyadaki kirliliğe %31 katkı sağlamaya başlamıştır. ABD, AB, İngiltere, Japonya ve Çin küresel çevre kirliliğinin maliyetini ödemediği gibi ihraç ettiği ürünlerle ve elde ettikleri mali transfer ile dünyada finansal emperyalizme devam etmektedir. Bunun karşılığında Bakü’de kayıp ve zarar fonuna küçük bir destek vermeyi dahi kabul etmemeye çalışmaktadırlar. Dünyayı kirletenlerin yüzsüzlüğü dışında dünyadaki savaş ve askeri endüstrileri destekleyerek büyük yıkımlara ve çevre felaketlerine de neden olmaktadırlar. Dünyadaki diğer ülkeler ise çevre anlaşmalarını ağır şartlarına eşit olmayan şartlarda katılmaya zorlanırken, Çin ve Trump’ın ABD’si muhtemelen Bakü’de ve sonrasında çevreye duyarlı olmadıkları gibi maliyeti de diğer ülkelere ödeteceklerdir, diye tahmin ediyorum. 



17 Kasım 2024 Pazar

Enflasyon kontrol edilebilecek mi?

 


Türkiye’de 2020 yılında uzun yılllardır uyuyan enflasyon canavarı uyandı. Yeniden dizginlenmesi için zorlu bir mücadele verilmektedir. 2023 yılını yaklaşık %65’le tamamlayan tüketici enflasyonu, 2024 yılında merkez bankasının güncellenen hedefine göre %44 ile tamamlanması beklenmektedir. 2025 yılının sonundaki tahmin de % 21 seviyesindedir. Bu demektir ki, en az iki yıl daha yüksek enflasyon ile yola devam edeceğiz. Toplumun enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde, hayat pahalılığının artması, ekonomik dengenin kaybedilmesi ve fiyatlardaki belirsizlik nedeniyle oluşturduğu tedirginlik nedeniyle ekonomiye olan duyarlılığı ortamından artmaktadır. Aslında sosyal ve ekonomik olaylarla ilgili temel bir gerçeklik var, nerede bir anomali (ortalamadan fark) varsa ilgi de oraya doğru artar. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün Toplum 2024 başlıklı raporu kapsamında 1514 kişi ile yapılan Eylül 2024 ayında yapılan araştırmasında, ‘Türkiye’nin en acil çözülmesi gereken iki sorunu nedir?’ sorusunun cevaplarında en yüksek seviyede  %54 ile ekonomi ve %27,9 ile enflasyon yer almaktadır. Yine Koç Üniversitesi ile Konda Araştırma şirketinin Eylül ayında yaptığı beklenti anketine göre hane halkının enflasyon beklentisi %96 seviyesinde görünmektedir. Sonuçlar göstermektedir ki, enflasyonun düşüşüne karşı piyasada direnç ve toplumda ise ‘güven’ sorunu vardır. Dolayısıyla Merkez Bankasının enflasyonla mücadele için yüksek faiz politikasının getirdiği sıkı para politikası ortamında düşüş de yavaş olmaktadır. Yani toplumun enflasyona olan duyarlılığı azalmadan devam etmektedir.

Türkiye’nin enflasyonu kontrol edebileceğine olan güven ve beklentinin istenen seviyede olmaması dışında başka sorunların varlığı da önemlidir. Özellikle Ekim ayında başlayan gıda ve giyim gibi temel tüketim ürünlerindeki hızlı fiyat artışları enflasyonun düşüşünü geciktiren faktörler arasındadır. Burada en önemli gelişme yılbaşından sonra ‘kamu kaynaklı fiyat artışları’ beklentisinin ne kadar olacağı da önemlidir. Özellikle yeniden değerleme oranındaki vergi, gecikme zammı ve harçlar gibi kamusal mal ve hizmetlerin fiyat artışları enflasyonun düşmesinde yeni bir direnç unsuru olacaktır. Enerji fiyatlarının Ocak ayına kadar artmayacağı bilinmekte, fakat Ocaktan sonra burada muhtemel bir artış da enflasyonun düşüş direncini etkileyecektir.  Bu nedenle, yeniden değerleme oranın da ‘beklenen enflasyon’ oranı olan %21’e yakın yapılması enflasyonun düşürülmesinde önemli rol oynayabilir. Diğer önemli bir husus da asgari ücret ve memur zamlarının ne kadar olacağı da enflasyon beklentileri açısından önemlidir. Emekliler ve asgari ücretliler hayat pahalılığı karşısında yüksek bir zam oranı beklerken, beklenen enflasyona göre düzenleme yapılması arasında önemli bir görüş farkı olacaktır. Enflasyonla mücadelede önemli bir gösterge de kamunun verimsiz kabul edilen harcamalarının azaltılması beklentisidir. Bu beklentinin bütçenin kabulü sırasında harcama birimlerinin somut tasarruf göstergeleri üzerinden değerlendirilmesi yapılacaktır. Türkiye’nin rezerv politikasını düzeltmesi, kur korumalı mevduatın oluşturduğu risklerin azaltılması ve Türk lirasına olan güvenin artması ile finansal iyileşmeyi destekleyecek yeni düzenlemelerin de beklentileri olumlu etkileyebilir. Fakat enflasyonla mücadele de harcama vergilerinin fiyat artışına neden olmayacak şekilde kullanılması da önemlidir. Ülkenin reel sektörün finansman darlığı nedeniyle artan faiz maliyetlerinin ilerleyen dönemlerde mal ve hizmet fiyatlarına yansıtılacaktır. Dolayısıyla enflasyonla mücadele daha geniş perspektiften düşünülmesi gereken ve mutlaka toplumun güveninin arkasına alınması ile sağlanabilecek bir mücadeledir.

7 Kasım 2024 Perşembe

TRUMP 2.0 YÖNETİMİNDE KÜRESEL EKONOMİ

 

4 Kasım 2024 seçimlerinden eski ABD Başkanı Donald Trump yeniden ezici bir üstünlükle zaferle çıktı. Trump, seçim sonuçlarına göre hem senato hem de temsilciler meclisinde çoğunluğu elde etti. ABD tarihinde nadir görülebilecek bir geri dönüşe ve zafere ulaşan Trump, dünya ekonomisinin de yeniden kaderini tayin elde etme gücünü elde etmiş oldu.

ABD ekonomisi cari fiyatlarla 2023 yılında yaklaşık 27,4 trilyon dolarlık gayri safi milli hasıla ile dünyanın en büyük ekonomisidir. Dünya ekonomisi ile bütünleşmesi en yüksek olan ABD birinci Trump döneminde dünyada korumacı politikalarla ‘yeniden büyük Amerika’ yaratmayı hedeflemişti. Fakat Trump’ın ilk iktidara geldiği yılda net ticaret açığı 480 milyar dolar seviyesindeyken, teslim ettiği 2020 yılında bu rakam 654 milyar dolar seviyesine çıktı. Yine ABD’nin en büyük mali problemi olan bütçe açığı Trump iktidara geldiğinde 585 milyar dolar seviyesindeyken, 3,2 trilyon dolar seviyesinde teslim etmiştir. Dünyanın en borçlu ülkesi olan ABD’yi 18,4 trilyon dolarla aldığı borçları, 26,6 trilyon dolar borçla teslim etmiştir. Trump’ın döneminde İşsizlik oranı %4,7’den %11 seviyesine çıkmıştır. Bu göstergelerin tamamında kötü bir performans gösterdiğini göstermektedir. Yani Trump’ın ABD ekonomisini iyileştirdiği iddiası çok doğru olmasa da borsa endeksinin artış olması ve ücretlerdeki artış nedeniyle ABD ekonomisinde pandemi olmasaydı, her şey iyiydi propagandasını tutturmuş oldu. Çin’e ticaret savaşı, AB ülkelerine uyguladığı korumacı politikalar ve pahalıya mal olduğunu iddia ettiği uluslararası kuruluşlardan ayrılması gibi konular üzerinden konuşulan ekonomi politikasının çok da başarılı olmadığını söylemek mümkündür. Biden döneminde hızla yükselen enflasyonun sebepleri arasında Trump’ın uyguladığı mali politikanın sonuçları da bulunmaktadır.

Trump 2.0 döneminde, FED faiz oranlarının hızlı bir şekilde düşeceği ve genişletici mali politikalar ile ‘piyasa dostu’(!) bir ekonomik modele geçiş yapacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca Çin’e karşı rekabeti kısıtlayıcı politikalara da devem edeceği anlaşılmaktadır. ABD açısından küresel ekonomideki en önemli ulusal güç, ABD dolarıdır. Uluslararası Ödeme Kurumu (BIS) verilerine göre ortalama finansal piyasalarda 7,5 trilyon dolar seviyesindeki finansal işlemlerin yaklaşık %90’ı ABD doları üzerinden yapılmaktadır. Bu güç nedeniyle, ABD dünya ekonomisinin belirleyici gücüdür. Eğer Trump Çin ile korumacılık ve ticareti kısıtlayıcı politikalara devam ederse, dolarla yapılan ticari ve finansal işlemlerin hacminde daralma olabilir. Bu gelişme ABD ekonomisinin geleceği açısından faydalı olmayabilir. Yine ABD dış ticaret açıkları ile dolar ile mal alarak doların dünyaya yayılmasını kolaylaştırmaktadır. Bu politikanın bırakılması da kolay olmayacaktır. Trump’ın ilk yıllarında Biden döneminde uygulanan sıkı para ve mali politikanın terk edilmesi ile ABD ekonomisinin hızlı büyümesi sağlanacaktır. Popülist Trump ekonomisi, hızlı büyüme ile hızlı borç artışı ve mali açıkların büyümesine de neden olabilir.  Böylece Trump döneminin sonuna kadar enflasyon sorununun önemsenmeyeceğini de söyleyebiliriz. Dünyanın en güçlü askeri sınai kompleksinin de Trump’ı desteklediğini göz önüne alırsak Ortadoğu ve Avrupa’nın silahlanma yarışı da teşvik edilecektir. ABD borç piyasalarının risk seviyesinin artmaya devam edeceği gelecekteki mali krizlere yatkınlığının da artacağı söylenebilir. ABD ekonomisinde Trump’ın son yıllarına doğru yeni mali krizlerin de oluşacağı bir ekonomik ortamın oluşması muhtemeldir.  Trump’ın ekonomi politikasında siyasette olduğu gibi yaptıklarındaki çelişkiler nedeniyle uygulamaların dikkate alınması daha öncelikli olması gerekir.  Ya Amerika ilk(first) ya da ilelebet aşağı doğru bir gidiş başlayacağı bir dönem olacaktır. Bu dört yılda Çin ve Hindistan ekonomisinin ABD’ye yakınlaşması da artacaktır. Özetle, Trump 2.0 döneminde ABD ve dünyada ekonomi de siyasette olduğu gibi popülist ekonomik politikalarının yeniden yaygınlaşacağını söylemek zor değildir.


3 Kasım 2024 Pazar

Ekonomik Program Üzerine

 


Ekonomi programlar, piyasa ekonomisine müdahale için kullanılan hükümet politikası araçlarıdır. Özelikle 60’lı yıllardan sonra tüm dünyada ekonomik belirsizlikleri azaltmak ve kamu ekonomisinin hedeflerini ortaya koymak amacıyla planlı ekonominin araçları olarak kullanılmıştır. Ekonomik plan ve programların başarısı tartışılmakla beraber artık tüm gelişmiş ekonomilerde üç yıllık veya daha uzun süreli planlar yaygınlaştı. Cumhuriyet tarihimizde az sayıda plan veya program başarıya ulaşmıştır. Bunlardan en bilineni Atatürk döneminde hazırlanan Birinci sanayi planıdır. Bu plan sanayinin hedefleri üzerinden beş yıllık hazırlanmasına rağmen, üç yılda hedeflerine ulaşmayı başarmıştır.

Ekonomi programları ve planlarının aslında ekonomi politikasının temel amaçları olan fiyat istikrarının ve tam istihdamın sağlanmasını gerçekleştirilmeye çalışılır. 1960’lı yıllardan sonra ekonomik refah artırılması ve gelir dağılımının iyileştirilmesi de ekonomik hedeflerin arasına girmiştir. Aslında ekonomide planlama ve program anlayışının yerleşmesi 1930’lu yıllarda batı ekonomilerini etkileyen büyük buhran sırasında yaşanan başarısızlıklar, Sovyet tipi ekonomi politikasının kullandığı bir araç olan planların yaygınlaşmasını etkileyen bir faktörlerden birisidir. Türkiye’de ekonomi planlama 1960’lı yıllarda darbeyle gelen bir anlayış olarak karşımıza çıkar. 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kurulur. Kalkınma hedefleri ve kamu yatırım programları DPT tarafından kamu için emredici, özel sektör için ise yönlendirici veya yol gösterici rol oynar. Bu gelişme 1960 ile 1971’e kadar ekonomide başarılı sonuçlar verir.  Fakat 1970’li yıllarda dünyada petrol fiyatlarının yükselmesi, Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle uygulanan ambargolar ve içerideki terör ortamı Türkiye’nin ekonomik planların başarısız olmasına neden olmuştur. Yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeniyle Uluslararası Para Fonu(IMF) yardımıyla hazırlanan ekonomik programlar  da başarısız olur. Türkiye’de 1980 sonrasında ekonomik planlama geleneğinden gelen Turgut Özal gibi bürokratın başbakan olması ile yeni ekonomik programların uygulanmasını getirmiştir. Fakat uzun süreli olarak hem enflasyonla mücadele hem de ekonomik istikrarın sağlanması çabaları başarısız olur. Ortalama üç yıllık dönemlerde borç veya döviz krizleri şeklinde ekonomik istikrarsızlıklara maruz kalınmıştır. Her seferinde IMF tarafından tasarlanan ekonomik istikrar programlarının çoğunluğu tamamlanmadan yeni bir krizle karşılaşılmıştır. 2001 yılında ise, hem 90’lı yılların oluşturduğu, yüksek kamu borçları, görev zararları, bütçe açıkları ve bankacılık sorunları nedeniyle 2001 yılında son büyük kriz yaşandı. Uluslararası kurumlar hem ekonomik önlemler programı hem de programın yöneticisini gönderdi.

Güçlü ekonomiye geçiş başlıklı ekonomik program Kemal Derviş’in önderliğinde uygulamaya konuldu. Programın temel amaçları;

·         Ekonomik istikrarın sağlanması,

·         Kamu borçlarının sürdürülebilirliğinin sağlanması,

·         Bankacılık sisteminin regülasyonu,

·         Tarım kesiminin küçültülmesi,

·         Kamu kesiminin performans temelli kriterlerle denetimi ve hesap verebilir bir mali sistemin oluşturulması,

·         Uluslararası kurumların sağladığı kredilerin geriye ödenmesini güvencelerinin sağlanması esaslarına dayanmaktadır.

 Güçlü ekonomiye geçiş programı, Kemal Derviş’le başlamış, fakat 2003 yılından sonra AK Parti hükümetleri tarafından devam ettirilmiştir. Bu program bankacılığın regülasyonu, kamu kesiminin mali disiplininin sağlanması ve fiyat istikrarının sağlanması gibi amaçların yerine getirilmesini sağlamıştır. Buna rağmen, tarım kesiminde daha sonraları da daha büyük dengesizliklere sebep olacak bir yapı meydana gelmiştir.

Türkiye 2018 yılana kadar ekonomik dengelerin muhafaza edildiği bir ekonomik yapıda yoluna devam edebilmiştir. Fakat hesap verebilir kamu kesimi ve mali yapının aşınması nedeniyle başlayan politika değişiklikleri ardından gelen kovid döneminde aşırı mali genişleme politikaları nedeniyle yeniden hiper enflasyon sürecine girilmiştir. Başlayan bu sürecin yol açtığı ekonomik sorunlar, 2023 yılındaki seçimlerden sonra uygulamaya konulan ‘sıkı para politikası ve enflasyonla mücadele programı Mehmet Şimşek öncülüğünde uygulanmaya başladı. Program MB politika faizinin enflasyonun üzerine çıkarılarak Türk lirasına olan güveni yeniden tesis etmek ve fiyat istikrarının sağlamaya dönüktür. Programın ulaşmak istediği hedefler ise, 2005 yılından bu yana uygulanan Orta Vadeli Program ve yıllık ekonomik programlara göre belirlenmektedir.

2024 ile 2026 yılları arasındaki OVP’ye göre Türkiye’nin ekonomik hedeflerine ulaşabilmesi ile ekonomik istikrar sorunlarının çözümlenmesi hedeflenmektedir. Buna göre, Türk ekonomisinde enflasyon 2026 yılında tek haneli bir seviyeye indirilmesi planlanmaktadır. Yine ekonomik büyüme hızının %3’ten %5’e doğru çıkarılması planlanmaktadır. fakat sıkı para politikası ile büyüme oranlarının nasıl sağlanacağı tam olarak açığa kavuşturulmamıştır. 

2024 ile 2026 arasındaki OVP hedefleri

Seçilen Hedefler

2024(T)

2025(T)

2026(T)

2027(T)

GSYİH (milyar dolar)

1,331

1,465

1,642

1,774

Büyüme Oranı (%)

3,5

4,0

4,5

5,0

İşsizlik Oranı(%)

9,3

9,6

9,2

8,8

TÜFE(Enflasyon)

41,0

17,5

9,7

7,0

Cari İşlemler Dengesi/GSYİH Oranı(%)

-1,7

-2,0

-1,6

-1,3

Bütçe Dengesi/GSYİH Oranı(%)

-4,9

-3,1

-2,8

-2,5

 

Uygulanan ekonomik program kamudaki dengesizlikleri ve mali yapıdaki finansal sorunlara çözümler sağlamakla birlikte; toplumdaki gelir dengesizlikleri ve özel sektördeki finansal sıkıntılar ekonomik programın henüz çözemediği sorunlardır. Türkiye’nin çevresindeki savaşlar nedeniyle artan jeopolitik riskler ve Türkiye’nin hane halkı ile özel sektör sorunları programın hedeflere ulaşmasındaki ciddi engeller olarak düşünülmelidir. Türkiye için krize girdikçe ekonomik programlar uygulayan bir ülke olmaktan istikrarlı büyüme ve güven veren bir piyasa ekonomisi olmak için ekonomik programları uygulaması daha faydalı olacaktır. Ümit ederiz ki, ekonomik programdaki hedeflere ulaşılır. 

Trump Stagflasyonu