20 Kasım 2021 Cumartesi

Reel Kur Endeksi veya Kurdaki Rekabetçilik Göstergesi

Türk Lirası 2021 yılının başından beri değeri en düşük para birimi gelişen ekonomiler içersinde. Para değerinin daha fazla düşürülmesi rekabetçilik yönünden avantaj getirmekten çok, ülkeden reel sermaye transferine(mal veya hizmet olarak) neden olabilecektir. (Kaynak. BIS)  



17 Kasım 2021 Çarşamba

Döviz Kuru Riskleri ve Küresel Finans Piyasalarının Yönü

 

Döviz Kuru Riskleri ve Küresel Finans Piyasalarının Yönü

https://www.youtube.com/watch?v=qCEhtajGkKY&t=161s


Kur Riski Nedir?

Döviz kurlarında meydana gelen değişmelerden işletmelerin varlık, kaynak, gelir ve giderleri etkilenmektedir. Sürekli olarak döviz kurlarında değişiklik olursa, işletmeler değişime hazırlıklı olamamakta ve önlem alamamaktadırlar. Bu durumda işletmeler açısından ortaya risk faktörü çıkmaktadır.

 

Göstergeler

ABD Dolarının Değeri(TL)

ABD Değişim

(%)

N

418

418

Ortalama

7,77

0,12

Değişim Aralığı

3,93

12,12

Minimum

6,12

-3,35

Maksimum

10,05

8,77

Volatilite

0,80

0,94





Döviz kuru riski tanımı işletmenin finans yöneticileri tarafından farklı şekillerde algılanabilmektedir. Bunun nedeni ise kur etkisine açık olma(foreign exchange exposure)” ile kur riski(foreign exchange risk) kavramlarının karıştırılmasıdır. Bu sebeple döviz kuru riski ve kur riskine açıklık ayrı tanımlanmıştır. Döviz kuru riski, döviz kurlarında beklenmedik bir değişmenin işletmenin gelir ve giderlerinde veya genel olarak nakit akımlarında yol açtığı değişiklerdir. Diğer bir deyişle, kur etkisine açık olan, mali değerlerdeki (işletme varlıkları, kaynakları, gelir, gider, nakit akımları ve gelecekteki firma değeri gibi[1]) beklenmeyen değişimleri ifade eder. Kur riskine açıklık ise, işletmenin her türlü faaliyeti kur etkisine açık değildir; yani, döviz kurlarındaki değişmelerin doğrudan etkisi altında bulunmaz. Örneğin iç piyasaya yapılan satışlar gibi işlemler bu türdendir. Kurdaki değişmelerden ihracat, ithalat, döviz cinsinden borç ve alacak gibi unsurlar doğrudan etkilenir.”[2] Döviz kuru risk çeşitleri; Döviz kur riski incelendiğinde, nakit işlemlere, mali tablolara ve gelecekteki nakit akımlarına farklı etkilerinin olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple, döviz kurundan kaynaklanan üç türlü bulunmaktadır. Bu riskler: Dönüşüm(çevirme)  Riski, İşlem Riski ve Ekonomik Risk, şeklindedir.

3.1.1.1. Dönüşüm(Çevirme, Muhasebe) Riski

Dönüşüm riski, “aktif ve pasiflerini farklı döviz kurları ile tutmak zorunluluğundan ortaya çıkan ve döviz kurlarının birbirine çevrilmesi sırasında ortaya çıkan risktir.” Muhasebe riski olarak ta adlandırılmaktadır. Bilanço ve Gelir Tablosu, farklı dövizlerle işlem yapılsa bile sonuçta belirli bir ülkenin para birimi ile raporlanmaktadır. Bu durumda, döviz kurlarındaki farlılık, işlemlerin toplanması sırasında çevirmeden kaynaklanan farklılıklara yol açmaktadır. Farklı döviz kurları ile elde edilen kârlar, hesapların tutulduğu paraya çevrildiğinde artışlar veya azalışlar ortaya çıkabilmektedir. İşletme maliyet ve kâr hesaplamalarında cari rakamlar ile elde ettiği karları ortalama rakamlarla göstermek zorunda kalmaktadır.[3]Dolayısıyla işletmelerin kar hesaplarında fiktif karlar veya zararlar olabilmektedir.

İhracat yapan işletmeler, yurtdışına sattıkları malları yabancı paralarla satış yapmakta ve yurtiçinde ise, mali tablolarını hazırlarken yerli paralarla ifade etmektedirler. Yine hammadde alımları, işçi ücretleri ve diğer maliyet unsurlarını yerli para ile alırken, satışlarını yabancı paralarla yapmaları gibi durumlarda işletmeler sürekli dönüşüm riski ile karşı karşıya getirmektedir.

3.1.1.2.İşlem Riski

İşlem riski, “beklenen nakit akımlarının döviz kuru dalgalanmalarından oluşan kayıp ve kazanç İhtimali”[1] olarak tanımlanabilir. İşlem riski, işletmenin kısa vadeli nakit işlemleri üzerinde yoğunlaşır. Dövizli alacaklar ve borçlar, dövizli mevduatlar ve dövizle yapılan sözleşmeler doğrudan işlem riski ile karşılaşabilir.

İşlem riski, ihracatçılar açısından en çok karşılaşılan risklerdendir. İhracatçıları, (a) satış faturalarının hangi dövizle olacağı; (b) tahsilât zamanına kadar işlemin yerli para veya dövizle yapılmasına göre, hangisinin değerinde aşınma olacağı; (c) satış işleminin süresi, gibi faktörlere bağlı olarak işlem riski etkilemektedir.[2]

İhracatçı açısından ihracatı yapılacak ürünlerin yerli para veya dövizle yapılması maliyetleri etkilemektedir. Aynı zamanda ihracat işlemi uluslar arası fiyatlandırma zorluklarını taşımaktadır.[3] Maliyetlerin yerli para, fiyatlandırmanın dövizle yapıldığı durumlarda, dövizin yurtiçine göre değerli olması avantajlı; fakat, yerli paranın değerli olduğu durumlarda ise, işletme aleyhine olmaktadır. İşletme uzun dönemde nakit akışlarında istikrarı sağlayamazsa, işletmenin rekabet gücü de buna bağımlı olarak azalmaktadır. Kısaca, dövizin değerindeki dalgalanmalara fiyat hareketleri hassastır. Tekstil, motor araçları gibi bir çok sektör bu sorunla karşı karşıyadır.[4]

İşletmeler sürekli anlaşmalarla ihracat yapmakta ise, işlem riskine daha çok maruz kalabileceklerdir. Uzun dönemde kurların belirsizliği, nakit akımlarının değişik risklerle karşılaşmasını ve maliyetlerin kur baskısıyla artmasına sebep olabilmektedir.

3.1.1.3.  Ekonomik Risk

Ekonomik risk, döviz kurunun uzun dönemli etkilerini içerir. Döviz kurlarındaki değişimin, işletmenin ekonomik değeri üzerindeki etkisi, ekonomik risktir. Bunun anlamı, işletmenin aktif ve yükümlülükleri farkının bugünkü değerine döviz kurundaki değişimin etkisidir. Bu gelecekte beklenen nakit akımlarının net bugünkü değerinin değişimidir. Ekonomik risk ikiye ayırtmak mümkündür. Birincisi, işlem etkisi(transaction exposure), ikincisi de, işletme etkisi (real operating exposure)dir. İşlem etkisi, işletmenin mal ve hizmet ihracı, döviz borç ve alacakları gibi döviz cinsinden ödeme yapma gerektiren işlemlerinden kaynaklanan riski ifade eder. İşletme etkisi ise, işletmenin gelecekteki nakit akımları üzerinde etkili olan ve ileride firma değerini etkiyecek olan risk türünü ifade eder. [5]

Herhangi bir işletmenin ekonomik riske açıklığı iki unsura bağlıdır. İlk unsur, işletmenin fonksiyonel yapısı; ikincisi de, firmanın rekabet çevresidir. Fonksiyonel yapı, işletmenin nasıl organize olduğu ve ilaveten ne kadar uluslararasılaştığı ile ilgilidir. İşletmelerin uluslar arası işlemleri artıkça, finans, pazarlama ve üretim işlemleri giderek karmaşıklaşacaktır. Aynı zamanda, çok yönlü parasal ilişkiler bu karmaşıklığı artırır. İşletmenin fonksiyonel yapısı döviz hareketlerinin etkisiyle, karmaşıklığa doğru kayar.[6]

Rekabet çevresi, uluslar arası finansta ekonomik riskin stratejik veya rekabet olarak ifade edilmesine neden olmaktadır. Rekabet çevresi, ürün ve piyasa yapısı, rakip işletmelerin kur hareketlerine verdiği tepki ile şekillenmektedir. Aynı kur hareketlerine rakiplerin verdiği tepkiler, işletmenin yapısını ve rekabet çevresini etkiler.[7]

Ekonomik risk, işletmeler için sadece finansal bir olgu olmayıp, bunun yanında, işletmenin tedarik politikasını, üretim politikasını, pazarlama stratejilerini etkileyen çok yönlü bir olgudur.[8] Uzun dönemde bu etkiler, işletmenin değerini de etkilemektedir. İhracat yapan işletmelerde ekonomik risk, işletmenin uzun dönemli stratejilerinin değişimini etkilemektedir. İşletme kendi iç piyasasında, girdilerini temin ederek dış piyasaya açılıyorsa, işletmenin satışları ile döviz kuru arasında doğrudan ilişki bulunmaktadır. Özellikle devalüasyon kararları işletmenin satışlarını olumlu etkilemektedir. Bunun yanında iç piyasada sürekli enflasyonların yaşanması, işletmenin maliyetlerini artırarak, dövizle satış yapmayı daha riskli hale getirmektedir. Eğer, döviz kurlarındaki değişim ile enflasyon artış hızı aynı seviyede ise, nakit akımları üzerinde döviz kuru değişimleri etkili değildir.[9]



[1]  Redhead, K., Financial Risk Management, Cover Pub. Com., Brookfiels, Vermont, USA 1988, 3

[2] Redhead, K., 1988:3-4

[3] Kozlu, C., Uluslararası Pazarlama(İlkeler ve Uygulamalar) Yedinci Basım, İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2000,236

[4] Redhead, K., 1988:3

[5] Demirağ I.- Goddard S., Financial Management for International Business,Mc Graw Hill Book Co., England,1994.113

[6] Moffett M. H., Karlsen J. K., Managing Foreign Exchange Rate Economic Exposure” Journal of International Financial Management and Accounting 5:21994,.157-175

[7] Moffett M. H., Karlsen J. K. ,1994:157-175

[8] Kula, V., “Foreign exchange exposure perception and management of Turkish SMEs” Journal of Small Business and Entrepreneurship, Fall, 2005, Volume: 18, Issue: 4, 237-252

[9] Buckley, A, 1996:166

 

15 Kasım 2021 Pazartesi

TL para alanı mümkün mü?(https://www.dunya.com/gundem/tl-para-alani-mumkun-mu-haberi-190561)

 

 https://www.dunya.com/gundem/tl-para-alani-mumkun-mu-haberi-190561

Son on yıldan beri Türk ekonomisi kendine güveni artarak, her alanda iddialı duruma geldi. Özellikle 2008 ABD merkezli finans krizinden sonra Avrupa ekonomilerinin durgunluğa girmesiyle birlikte, göreceli olarak Türk ekonomisinin kendine güveni arttı. Bu güven, Türk borsasının değerinin artmasını ve şirketlerinin bölgesel ve küresel aktivitelere yönelmesini kolaylaştırmaktadır. Ayrıca Merkez bankasının başarılı para politikası, maliyenin 2012 yılındaki kısmi bozulmaya rağmen istikrarlı gidişi ve bankacılık kesiminin sağlam finansal yapısı bu güvenin destek unsurlarıdır.

Türk ekonomisinin sağladığı güvenle bu günlerde konuşulan soru, ‘Türk lirasının bölgesel bir para birimi haline gelebilmesi mümkün müdür?’ Öncelikle Türk Lira’sının çapa olduğu bir alan oluşması, Türkiye’nin lehine ve olması gereken bir husustur. Türk ekonomisi 2005 yılında parasından altı sıfır atarak para birimini güçlendirmesi ve istikrara kavuşturması ile Türk parasının iç piyasadaki güveni artmıştır. Yine faizlerin on yıl önceki %60’lar seviyesinde %10’un altına inmesiyle de paraya dair endişeler çoğunlukla giderilmiştir. Son olarak ta, Türk Lirası’nın bir sembole kavuşması ile birlikte döviz piyasalarındaki işlem yapılabilirliği açısından önemli bir gelişme sağlanmıştır. Bütün bu gelişmeler Türk Lira’sının bölgesel bir para birimi olarak kullanılmasını sağlar mı? Henüz net bir cevap vermek için erkendir.

Bir paranın bölgesel bir para birimi haline gelebilmesi için belirtilen üç önemli husus vardır:

(1)                             Derin ve Geniş bir finans piyasalarının oluşmuş olması gerekir. Dünyanın en çok kullanılan para birimlerine sahip ülkeler(ABD, İngiltere, Japonya, İsviçre vb.) aynı zamanda en büyük finans piyasalarıdır. Türkiye’de finans piyasalarının büyüklüğü henüz dünyadaki işlemelerin %1 seviyesini aşamamıştır. Bu konuda İstanbul’un uluslararası finans piyasalarının bir unsuru haline gelmesi için gayretler devam etmektedir.

(2)                             Uluslararası ticaretteki payının yüksek olması gerekir. Türkiye’nin ihracatındaki artışa rağmen, hala dünya ihracatındaki payı 1990’ların üzerinde değildir. 2011 yılında dünya ihracatındaki payı, WTO’ya göre yaklaşık %0,74’dür. Dolayısıyla ihracat yaptığı işlemleri Türk Lirası üzerinden yaparak TL’nin bölgesel bir para birimi haline gelmesi pek mümkün görünmemektedir. Özellikle dünyada Çin büyük ihracatına rağmen, halen kendi parasını küresel bir para birimi haline gelmesini sağlayamamıştır. Türkiye’nin ithalatı da, %1,31 seviyesindedir. Ticaret hacmi %1 seviyesindedir. Dolayısıyla Türk ekonomisindeki tüm gelişmelere rağmen, ticaret yoluyla parasının kullanılması kolay değildir.

(3)                             Küresel bankacılık faaliyetlerindeki etkinliğinin yüksek olması gerekir. Dünya ekonomisinde ağırlığı olan ekonomilerinin küresel bankaları, kendi para birimlerinin kullanılmasında önemli aracılardır. Örneğin siyasi olarak etkinliği düşük olmasına rağmen, gelişmiş bankacılık sistemiyle İsviçre parasının kullanımı yaygındır. Türkiye’nin kendi bankalarının Kuzey Kıbrıs, Yunanistan, Romanya, Rusya, Azerbaycan gibi bölge ülkeleri ile gurbetçilerin yaşadığı ülkeler dışında henüz şubeleri bile yoktur. Dolayısıyla Türk Lira’sının kullanımı açısından küresel/ bölgesel ölçekte güvenilir Türk bankalarının gelişmesi gerekmektedir.

Türk Lira’sının kullanımı ile göstergeler de, TL’nin henüz bölgesel bir çapa oluşturabilecek boyutta olmadığını göstermektedir. BIS tarafından spot işlemlere dayanarak yapılan istatistiklerde TL’nin 2004’e göre, 2007 ve 2010’da daha fazla kullanıldığını göstermektedir. Fakat bölgesinde bulunan ülkelerden, Rusya ve Çin para birimlerinin daha fazla kullanıldığı ortaya çıkmaktadır. Bu göstergeye göre, Türkiye’nin Ortaasya’ya doğru bir para alanı oluşturmak isterse Rusya ve Çin’in karşısında rakip olduğunu bilmesi gerekir(Tablo 1).  

 

 

 

Tablo 1. Para Birimlerinin Spot Kullanım Yüzdeleri

Döviz Türü

2004

2007

2010

ABD Doları

88,0

85,6

84,9

Avro

37,4

37,0

39,1

Japon Yeni

20,8

17,2

19,0

Pound

16,5

14,9

12,9

İsviçre Frankı

6,0

6,8

6,4

Won

1,1

1,2

1,5

Rupi

0,3

0,7

0,9

Ruble

0,6

0,7

0,9

Yuan

0,1

0,5

0,9

Türk Lirası

0,1

0,2

0,7

Kaynak: BIS

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TL’nin bölgesel kullanımı daha çok, yakın komşuları ile Kuzey Irak bölgesinde yaygınlaşmaktadır. Bu gelişme önemlidir. Fakat rakip para birimlerinin dünyadaki kullanımlarına bakıldığı zaman, uzun süreli gelişmeler sonucunda bir ilerleme sağlanabilecektir. Kendi sınırları dışında Türk Lira’sının kullanımında 2004 yılına göre 2010 yılında beş kat seviyesinde bir artış vardır. Türk dünyasının olduğu coğrafyadaki büyük güçler olan Hindistan, Çin ve Rusya’nın para birimlerinin miktarı TL’den fazladır (Tablo 2). Bu durum TL’nin bölgede para birimleri ile sıkı bir rekabete muhatap olacağını göstermektedir.

 

Tablo 2. Seçilmiş Ülke Para Birimlerinin Coğrafi Olarak Kullanım Yüzdeleri ve Dolar Karşılığı Olarak Değeri

 

 

Ükeler

2004

2007

2010

Miktar

(ABD Doları)

%

Miktar

%

Miktar

%

Çin

0,6

0,0

9,3

0,2

19,8

0,4

Hindistan

6,9

0,3

38,4

0,9

27,4

0,5

Japonya

207,4

8,0

250,2

5,8

312,3

6,2

Rusya

29,8

1,1

50,2

1,2

41,7

0,8

Türkiye

3,5

0,1

4,1

0,1

16,8

0,3

İngiltere

835,3

32,0

1.483,2

34,6

1.853,6

36,7

ABD

498,6

19,1

745,2

17,4

904,4

17,9

Kaynak:BİS

 

Dikkat çekici bir nokta da, İngiltere’nin para biriminin kendi ülkesi dışında çok kullanılan bir para birimi olduğu ortaya çıkmaktadır. İngiltere’nin döviz piyasalarının gelişmişliği ve Birleşik Krallığa bağlı ülkelerde de İngiliz para biriminin kullanılması, İngiltere’nin sınırları dışında kendi parasının kullanılmasını kolaylaştırmaktadır.

Bugünkü şartlar altında, Türk Lira’sının kullanıldığı bir para alanının kısa vadede kurulması mümkün görünmemektedir. Türkiye’nin TL’nin hâkim olduğu bir para alanı oluşturmak için, öncelikle finansal piyasalarını çeşitlendirmesi ve derinleştirmesi, ticaret hacminin artırılması ile bölge içi finans işlemlerinin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Türkiye’nin Avro alanının dışında kalma iradesi AB’nin ekonomik krizinin getirdiği önemli bir tecrübedir. Türkiye gelecekte Avro alanına katılmama iradesi gösterirse doğru bir strateji izlemiş olacaktır. Fakat kendisinin bir para alanı oluşturması şu andaki verilere göre oldukça zordur. Ayrıca küresel döviz savaşlarının devam ettiği bu cağda hazırlıkları tamamlamadan, para alanı oluşturma düşüncesinde olduğunun belirtilmesi döviz savaşına tedariksiz katılma sorununa neden olabilir. Türk Lira’sının kullanıldığı bir para alanı fikri göz kamaştırıcıdır. Bu fikrin gerçekleştirilmesi için Türkiye’nin on yıllık bir strateji geliştirmesi ve stratejik plan hazırlaması daha doğru olacaktır.

 

Trump Stagflasyonu