26 Nisan 2021 Pazartesi

Dışlananların İnisiyatifi: Kuşak ve Yol Projesine Zorunlu Yönelim "The Initiative of untouchables" Towards China

 While the US tends towards a repressive and restrictive foreign policy, China is pursuing a benevolent and expansionary policy. In addition, China helps to countries excluded in the global system by US government.In result, the stiuation has provided the advantange of competive for China.

 

Dışlananların İnisiyatifi: Kuşak ve Yol Projesine Zorunlu Yönelim

Prof.Dr. Mustafa YILDIRAN/

Grafik Çin'in dış yatırımlarının son yıllarda hızlı artışını göstermek için konulmuştur. 


ABD ve AB ülkeleri diğer bir tabirle yerleşik küresel düzenin sahipleri dışladıkları dünyanın karşısında küçülmeye ve geri çekilmeye devam ediyor. Bunun karşısında Çin etrafında yeni bir güç dünyası şekilleniyor. Küresel ekonomi politikte Çin’in yükselişi ve hegemonyası daha fazla hissediliyor. Nasıl oluyor da, Çin yükselişi karşısından Batı dünyası(ABD, AB ülkeleri, İngiltere ve Japonya) gerilemeye devam ediyor veya ekonomik gücünü kaybediyor?

Bu soruya cevap, küresel dünyanın üvey evlatlarının ittifakı veya dışlananların ekonomik ittifakı ile açıklamak mümkün. Dünya ekonomisinde, Latin Amerika’da, Afrika’da ve Asya’da fakir, dışlanmış ve haritalarda ekonomik verileri gri ile gösterilen(veri yok veya ilgilenilmediği için) sömürgeleştirme veya kaynak ithalatı dışında önemi olmayan ülkelerin haritaların önemli bir yeri olduğu Çin tarafından keşfedildi. Dünya bankası 2020 yılında hazırlamış olduğu Küresel Fakirlik ve Zenginliğin Paylaşımı başlıklı raporda, aşırı fakirlik ve gelir dengesizliği sorunlarının Kovid-19 salgınıyla birlikte şiddetlendiğini tahmin ediyor. Dünyada 700 milyonun üzerinde insan aşırı fakirlik(extremely poverty) ve yiyecek sorunlarını çözemez durumundalar. Hatta dünya nüfusunun yarısı günlük 5,5 ABD dolarının altında gelirle yaşamakta. Yani, Hindistan, Meksika, Endonezya, Brezilya ve Güney Afrika gibi dünya ekonomisinde önemli seviyede etkili ülkelerinde içinde bulunduğu ülkelerin fakirlik tehdidinden kurtulamadığı da ortadadır. Kuşak ve Yol İnisiyatifi ise, tam bu noktada bunalmış otoriter yönetimlerin liderlerine alternatif kalkınma ve altyapı geliştirme imkânı sağlıyor. Üstelik şeffaflığın artırılması, insan haklarına uyulması ve otoriterlikten vazgeçme gibi şartlar öne sürmeden, ülkenin altyapısını yenileme ve finansmanını sağlama kolaylığı ile birlikte geliyor. Böylece Batının görmediği dünyanın liderleri için farklı bir açılım meydana getiriyor. Sadece Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri bile Çin ile işbirliği sayesinde 2020 yılında 250 milyar dolarlık dış ticaret hacmine ulaşmış durumda.

Yine Batı dünyasının sürekli olarak dışladığı, terörle ilişikli devlet veya haydut devlet gibi isimlerle uluslararası ilişkiler teorilerinde sınıflandırdığı ülkelere aralıksız uygulanan yaptırım ve ambargolar da Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin işini kolaylaştırmakta. ABD ve AB ülkeleri nükleer tehdit, teröre destek veya silahlı örgütlere ihracat gibi nedenlerle sürekli olarak ambargo veya tehdit uyguladığı ülkeler Çin’in yanında yer almak zorunda kalıyor. İran ve Rusya bu konuda en iyi örnekler. Ayrıca, Türkiye, Brezilya, Pakistan hatta Suudi Arabistan gibi ülkelerde zaman zaman bu muameleye tabi tutulmakta bu durumda artık bu ülkeler için Çin merkezli stratejik işbirliği kuruluşları alternatif olarak ortaya çıkmaktadır.

ABD ve AB’nin en büyük korkusu ve zaafı ise, nüfusunun azlığı nedeniyle göç ile işgal edileceğidir. Trump döneminde açıktan deklare edilen bu korku, ABD ve AB ülkelerinde fakir ülkelerden uzaklaşma ve ambargo politikalarının gerekçelerinin en büyüğüdür. Hindistan, Çin, Latin Amerika ve Güney Asya ülkelerindeki nüfus artışı ve fakirlik, zengin ülkelere doğru insanları göç etmeye zorlamaktadır. Önceleri ucuz işgücü ve gayri resmi işler için kullanılan göçmenlerin artık Avrupa ve ABD’nin yönetimlerinde söz sahibi olmaları yerleşik düzeni sarmaktadır. Göçmenlere karşı alınan önlemler ülkelerin Çin ile işbirliği yapmasını kolaylaştırmaktadır. ABD ve AB’nin kendilerinin Suriye, Afganistan, Irak, Libya ve Orta Afrika ülkeleri gibi bizzat asker gönderdiği ülkelerin yaşadığı krizlerde nüfus hareketleri ile batıya yönelen göçmenler korku kaynağı olmaktadır. Sayılan bu ülkelerde beklenenin aksine ABD ve batı ülkelerinin askeri varlıklarına rağmen, Rusya ve Çin’in etkisi daha yüksek hissedilmektedir.

Küresel pandemi ile birlikte aşı çalışmaları da Çin’e yönelimi tetikleyecek gibi görünmekte. Pfizer, Astra Zenaca ve Moderna gibi aşı üreten batılı ilaç firmalar İsrail(bütün ülke nüfusu aşılanmış durumda), ABD(yılsonuna kadar 200 milyon Amerikalı aşılanacak) ve İngiltere’ye ürettikleri aşıları hızla uygularken diğer ülkelere ihracat yasağı uygulayan prosedürler getirmektedir. Çin’in ürettiği SinoVac ve Rusya’nın ürettiği Stupnik aşıları ise aşıya ulaşmada diğer ülkeler için şu andaki tek alternatif. Öyle görünüyor ki, aşı politikaları Batılı ülkelerin yeni ötekileştirme uygulamaları arasında olacak. Çin için ise aşı sayesinde, Kuşak ve Yol İnisiyatifinin propagandasını artırabileceği ortamı sağlayabilecek.

Sonuçta, fakir, dışlanan ve ambargoya tabi tutulan ülkelerin liderleri hem çıkış için hem de kendilerine ekonomik işbirliği dışında herhangi bir şart koymayan komünist ve otoriter Çin yönetimi ile birlikte olmayı tercih ediyorlar.  Dışlanan ülkeler, sürekli kendilerini tehdit eden ve düzeltmeye çalışan ABD ve müttefikleri ile birlikte olmayı terk etmektedirler. Artık yeniden silahlı bürokrasi Myanmar’da olduğu gibi Çin ve Rusya ile işbirliği yapmakta, ABD ve AB ise sadece toplumdaki katliamlar için kınama mesajları yayınlayabilmektedir. Eğer batılı ülkeler zaafları ve korkuları ile Türkiye’nin de içinde bulunduğu dünyayı dışlamaya devam ederse, bütün dünyanın 1960’larda Rus modeline sempatisini artırdığı gibi, Çin modeline ilgiyi artıracak gibi görünüyor.

22 Nisan 2021 Perşembe

Finansal Performansınızı nasıl ölçersiniz?

Bu video Türkiye'de sanayi şirketlerinin enflasyon karşısında kazançlarının nasıl oluştuğunu anlatmaktadır. Videoda imalat sektörü karlılık oranları ve değerleme ile ilgili ayrıntılı bilgiler yer almaktadır.

iyi seyirler!

https://www.youtube.com/watch?v=AQU7ze2a81w


12 Nisan 2021 Pazartesi

KÜRESEL SALGINDA ENFLASYON PROBLEMİ: TÜRKİYE ÜZERİNE ANALİZ THE INFLATION PROBLEM DURING GLOBAL PANDEMIC: THE ANALYSIS ON TURKEY

 

Tam Metin İçin





Dünyada ve Türkiye’de ciddi ekonomik sorunlardan birisi olan enflasyon yeniden yükselişte[1]. Ülkelerin 2008 krizinde başlayan talebi canlandırmaya dönük para ve maliye politikası uygulamaları enflasyonu tetikleyebilecek değişimi başlattı. Küresel salgın dönemindeki durgunluğun aşmak için uygulanan politikalar ise, enflasyonun üzerindeki örtünün kaldırılmasına neden oldu.

 Enflasyon unutulmuş bir ekonomik sorun olmasına rağmen, insanların en çok ıstırap çektiği ekonomik sorunlardandır. Hatta açlık sorunundan sonraki insanlığı en çok uğraştıran ekonomik sorunlardandır. Mesela, Almanya’da beş yıl içinde 1918’den 1923’e kadar bir milyar mark değerinde banknot basıldı.  Yine son yıllarda Venezüella’da enflasyon oranları 2018 yılında %65000 seviyesini geçti ve ülkenin parası defalarca devalüe edildi ve ülke tarihi seviyelerde fakirlik ortamına girdi. Halen de yıllık enflasyon. Aynı yıllarda dünyada ortalama enflasyon %3 ile %4 arasında seyretmektedir. İki aşırı örnek göstermektedir ki, ülkeler enflasyon üzerindeki kontrollerini kaybetmesi halinde fakirlik tehdidi ve ülkenin bütün sermaye birikiminin yok edilmesi sorunuyla da karşılaşabilir. Bu yazının amacı enflasyon hakkında bilgi vermek ve yeniden enflasyonun neden ortaya çıktığını açıklamaktır. Türkiye’de ve dünyada ekonomi literatüründe enflasyonla ilgili yazılarda ve konuya olan ilgide azalma olduğuna dair gözlemlerimden dolayı bu yazıyı hazırlama gereği duydum.

Enflasyon Nedir?

Enflasyon, kısaca fiyatların sürekli ve düzenli artışıdır. Ayrıca insanların talebindeki sürekli artışı karşılayacak üretimin/arzın yetersiz kalması da enflasyonu açıklayan olgulardan birisidir. Ama ülkelerde uygulanan para politikası ile yapılacak açıklama para miktarına dayanır. Moneterist yaklaşıma göre, paranın dolaşım hızı sabitken(küresel salgın ortamında olduğu gibi insanların kapalı kalması sonucunda ticaretin durması gibi bir sorun olduğunda) paranın miktarındaki artışla enflasyona sebep olur. Aslında küresel salgında enflasyonu en iyi anlatan klasik yaklaşım monetarist açıklamadır[3].

Tablo 1. Enflasyon Türleri ve Tanımları

Enflasyon Türleri

Tanım ve Kapsamı

Sebepleri Yönünden

Bu tanımlar, enflasyona hangi faktörün sebep olduğunu açıklar.

Talep Enflasyonu

Cari talebin artışına rağmen, arz sabit(üretim artırılmazsa) kalırsa ortaya çıkar.

Arz(Maliyet) Enflasyonu

Üretim girdilerindeki artıştan dolayı ortaya çıkan enflasyondur.

Yapısal Enflasyon

Ekonominin piyasa yapısındaki aksaklıklardan, politik istikrarsızlıktan ve yanlış ekonomi politikalarından ortaya çıkan ve önlenmesi zor olan bir enflasyon türüdür.

Hızına Göre

Enflasyon oranlarına göre enflasyonu sınıflandırır.

Ilımlı Enflasyon

 (%1-%9 arası)

Tek haneli ve fiyatların kontrollü artışının olduğu ekonomide tehdit olarak algılanmayan enflasyon oranıdır.

Yüksek Enflasyon

 (%10-%49 arası)

Ülkeler açısından tehlikeli olmakla birlikte Merkez Bankalarının para politikası araçları ile yöntebildiği enflasyon oranlarıdır.

Hiper Enflasyon

(%50 ve üzeri)

Ülkelerdeki ekonomik ve siyasi hayatı etkileyebilecek istikrarsızlıklara neden olabilecek enflasyon oranıdır. Ekonomi de kriz durumunu da ifade eder.

Bekleyişlere Göre

Enflasyonun gelecekteki muhtemel gelişmelere göre sınıflandırılmasıdır.

Beklenen Enflasyon

Merkez Bankası ve piyasa şartlarında tahmin edilebilen enflasyonu ifade eder. Özellikle enflasyon hedeflemesi politikalarındaki hedef enflasyon denilebilir.

Beklenmeyen Enflasyon

Enflasyon üzerinde öngörülmeyen gelişmelerden kaynaklanır. Örneğin doğal afetler gibi olumsuzluklar yanı sıra doğal kaynak bulunması ile fiyatların ani düşüş olabilir.

Enflasyon Nasıl Hesaplanır?

Enflasyon iki ayrı mal ve hizmet sepetine bağlı olarak hesaplanmaktadır. Bu hesaplamalardan tüketim mal ve hizmetlerinden oluşan sepetten TÜFE(Tüketici fiyatları endeksi/Consumer Price Index-CPI) hesaplanır. Üretim mallarından oluşan sepetten ise ÜFE(Üretici Fiyatları Endeksi/Producer Price Index-PPI) hesaplanmaktadır.

TÜFE üzerinden hesaplanan enflasyon tüketicilerin üzerindeki enflasyon baskısını ve riskini ölçmek için önemli bir göstergedir. ÜFE üzerinden hesaplanan enflasyon ise, sanayide ve ekonomik faaliyetlerdeki maliyet yönlü enflasyonu ölçmek için önemli bir göstergedir.




[3] Enflasyon tanımlanmasındaki bir yaklaşım da, parasal faktörleri dikkate alan yaklaşım olan miktar teorisidir. Parasal faktörlerin açıklanması miktar teorisi ile yapılmıştır. Bu teoriye göre; para miktarı, toplam talep seviyesindeki fiyat düzeyini belirler. Bu durum; m .v = p .t denklemiyle gösterilmektedir. Denklemde, “m” para miktarını, “v” paranın işlem dolaşım hızı, “p” fiyatlar genel seviyesini ve “t” işlem hacmini göstermektedir. Bu denkleme göre, paranın dolaşım hızı sabitken enflasyona para miktarındaki artışlar sebep olmaktadır.


https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3824388


5 Nisan 2021 Pazartesi

TÜRKİYE'NİN HAYAT ALANINDAK DIŞ TİCARET STRATEJİSİ: DOĞUDAN YÜKSELEN PAZARLAR VE YENİ YÖNELİMLERİN EKONOMİ POLİTİĞİ

 Bu çalışma, Türkiye'nin tarihi olarak siyasi varlığını sürdürdüğü alanın bir ticaret sahası olarak fırsatlar sunabileceğini iddia etmektedir. Dünyada son dönemde emtia fiyatlarının getirdiği refahtan ve doğrudan yatırımlardan yararlanan ülkeler Türkiye'nin çevresindedir. Özellikle lojistik ve tarım ürünlerindeki ticaret potansiyelini, hizmetler sektöründeki üstünlüğünü ve AB ile olan bağlantılarını kullanarak yeni gelişen doğu ülkelerine yönelik stratejik yönelim ve dönüşüm politikası ile Türkiye'nin dış ticaret politikası yenilenmelidir. Sonuçta Türkiye hayat alanında sağlayabileceği ekonomik güçle, dünyanın büyük ekonomileri arasında yer alabilir ve geleceğe yönelik yeni fırsatlar sağlayabilir.


https://www.researchgate.net/publication/318351240_TURKIYE%27NIN_HAYAT_ALANINDAK_DIS_TICARET_STRATEJS_DOGUDAN_YUKSELEN_PAZARLAR_VE_YENI_YONELIMLERIN_EKONOMI_POLITIGI_Jel_Kodu_F13_O24_FOREIGN_TRADE_STRATEGY_IN_THE_EXISTENCE_AREA_OF_TURKIYE_EMERGING_MARKE

1 Nisan 2021 Perşembe

PANDEMİNİN ÇÖKERTİĞİ PETROL EKONOMİSİ

 

PANDEMİNİN ÇÖKERTİĞİ PETROL EKONOMİSİ


Küresel salgında ortaya çıkan ekonomik durgunluğun akla getirdiği en temel sorulardan birisi, petrol fiyatları ve petrole dayalı iktisadi yapı çökerse dünya ekonomisinde ne olacağı idi. Aslında fosil yakıtların kullanımı 2000 yılından beri azalıyor. Dünya ekonomisinde petrol tüketimi artan nüfus ve artan enerji talebine rağmen artmıyordu. Özellikle doğalgazın dünyada enerji üretiminde hızla artan payı ve yenilenebilir enerji üretiminin artışı petrolün dünya ekonomisindeki kullanımının azaltmaktadır. Yine özelikle motorlu araçlarda yaşanan teknolojik değişimle petrolün hem daha tasarruflu kullanılmasını hem de petrol alternatifi enerji kaynaklarının kullanımını artıran tercihler, petrolün kullanımını sürekli artırıyordu. Petrolle ilgili iki tarihi değişim yaşandı. Birincisi fosil yakıt kullanımının çevreye etkileri somut olarak ortaya çıktı, ikincisi de dünya da 1970’li yıllarda yaşanan petrolün tükeneceği korkusu ortadan kalktı. Bu gelişmeler, kovid-19 küresel salgınından önce dünya ekonomisinin gerçekleriydi. Fakat yine de küresel petrol devleri, petrol ihraç eden ülkelerin oluşturduğu tek ekonomik kaynağa bağlı zenginlik ve petrole dayalı konvansiyonel sanayi üretimin dünya ekonomisindeki büyüklüğü nedeniyle dünyada petrole dayalı önemli bir ekonomik ve mali sistem etkiliydi. Küresel ekonomide son yaşanan pandemi durgunluğu petrol fiyatlarını çökertti. Petrol çıkarma maliyeti yüksek olan ülkelerde ve sadece petrol ihraç eden ülkelerin ekonomikleri de beraberin de çöktü. Küresel salgından önce 2019 yılının aralık ayında 60 ABD doların üzerinde olan petrolün varil fiyatı Mart ayında 2003 yılındaki fiyata gerileyerek 20 dolara yakın bir fiyata satılmaya başlandı. Hatta spot piyasada 10 ABD dolarının altında işlem gördü. Petrol fiyatlarındaki çöküşle birlikte Suudi Arabistan, Kuveyt, BAE gibi Ortadoğu’daki petrol ihraç eden ülkeler, ABD, Rusya gibi büyük petrol ihracatçısı ülkelerde ekonomik çöküş de hızlandı. Dünya ekonomisinde pandemi kaynaklı petrol krizi ile birlikte, küresel ekonominin dev petrol şirketleri hisse senetleri değeri ve piyasa fiyatları tarihi seviyelere indi. Artık küresel petrol şirketlerinin ekonomik güçlerini koruyabilmesi daha zordur. Shell, BP, GASPROM ve Exxon Mobil gibi küresel petrol şirketlerinin değerleri %60 a yakın değer kaybetmiştir.

 

Petrol Şirketleri

31 Aralık 2019

Hisse Fiyatı

18 Mart 2020

Hisse Fiyatı

 

Değişim %

Shell

26,17 Avro

10,68 Avro

59

BP

471,61 GBP

233,70 GBP

50

GASPROM

256,17 RUB

169,80 RUB

34

Exxon Mobil

68,78 USD

33,12 USD

52

 

Pandemi krizinin 2021 baharına kadar etkisini sürdürmesi halinde petrolde fiyatların 60 dolar seviyelerine yükselse bile talepteki artışın çok hızlı olamayacağı beklentisi tahmin edilmektedir. Yani artık petrole dayalı güç ve refahın pandemiden önceki pozisyonlara ulaşması daha da zorlaşacaktır.

Türkiye, petrol fiyatlarındaki düşüşten dolayı küresel ekonomik maliyeti azalmaktadır. Petrol fiyatlarındaki çöküşün sonucundaki, iktisadi gelişmeler, Türkiye’nin bölgedeki jeopolitik gücünü olumlu etkilemektedir. Örneğin Suudi Arabistan ve BAE ekonomik yönden güç kaybetmesi Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikasının etkisini de olumlu etkileyecektir. Yine ABD merkezli manipülasyonlardan petrol fiyatları daha az etkileneceği için Türk ekonomisine de etkisi nisbi olarak azalacaktır. Ayrıca Rusya gibi daha çok petrole bağımlı ekonomik yapıların güç kaybetmesi, Suriye ve Libya’da Türkiye’nin politik ve ekonomik gücünü olumlu etkileyecektir.

Petrole bağlı küresel ekonomik yapıdaki değişim, Türkiye, Çin, AB ve Japonya gibi ülkeler açısından olumlu sayılabilecek etki sağlarken, Rusya, ABD, Suudi Arabistan ve İran gibi ülkeler açısından daha olumsuz olacaktır. Artık küresel sistemde petrol dışı yatırımların ekonomik gücü de nisbi olarak artacaktır. Yeni durumda petrole dayalı ekonomik ve siyasi güç aktörlerinin pozisyonları zayıflarken, gelecekteki enerji ve sanayi yapısındaki değişime ayak uyduran ülkeler daha kazançlı çıkabilecektir. Küresel pandemi kaynaklı ekonomik kriz, petrolün kaçınılmaz sonunu hızlandırarak, kaynak temelli ekonomik yapının, bilgi ve teknoloji kaynaklı ekonomik yapı karşısında bir kez daha yenileceğini otaya koydu.


Prof. Dr. Mustafa YILDIRAN


Trump Stagflasyonu