While the US tends towards a repressive and restrictive foreign policy, China is pursuing a benevolent and expansionary policy. In addition, China helps to countries excluded in the global system by US government.In result, the stiuation has provided the advantange of competive for China.
Dışlananların İnisiyatifi: Kuşak ve Yol
Projesine Zorunlu Yönelim
Prof.Dr. Mustafa YILDIRAN/
ABD ve AB ülkeleri diğer bir
tabirle yerleşik küresel düzenin sahipleri dışladıkları dünyanın karşısında
küçülmeye ve geri çekilmeye devam ediyor. Bunun karşısında Çin etrafında yeni
bir güç dünyası şekilleniyor. Küresel ekonomi politikte Çin’in yükselişi ve hegemonyası
daha fazla hissediliyor. Nasıl oluyor da, Çin yükselişi karşısından Batı dünyası(ABD,
AB ülkeleri, İngiltere ve Japonya) gerilemeye devam ediyor veya ekonomik gücünü
kaybediyor?
Bu soruya cevap, küresel dünyanın üvey evlatlarının ittifakı
veya dışlananların ekonomik ittifakı ile açıklamak mümkün. Dünya
ekonomisinde, Latin Amerika’da, Afrika’da ve Asya’da fakir, dışlanmış ve
haritalarda ekonomik verileri gri ile gösterilen(veri yok veya ilgilenilmediği
için) sömürgeleştirme veya kaynak ithalatı dışında önemi olmayan ülkelerin
haritaların önemli bir yeri olduğu Çin tarafından keşfedildi. Dünya bankası
2020 yılında hazırlamış olduğu Küresel Fakirlik ve Zenginliğin Paylaşımı
başlıklı raporda, aşırı fakirlik ve gelir dengesizliği sorunlarının Kovid-19 salgınıyla
birlikte şiddetlendiğini tahmin ediyor. Dünyada 700 milyonun üzerinde insan aşırı
fakirlik(extremely poverty)
ve yiyecek sorunlarını çözemez durumundalar. Hatta dünya nüfusunun yarısı
günlük 5,5 ABD dolarının altında gelirle yaşamakta. Yani, Hindistan, Meksika,
Endonezya, Brezilya ve Güney Afrika gibi dünya ekonomisinde önemli seviyede
etkili ülkelerinde içinde bulunduğu ülkelerin fakirlik tehdidinden
kurtulamadığı da ortadadır. Kuşak ve Yol İnisiyatifi ise, tam bu noktada
bunalmış otoriter yönetimlerin liderlerine alternatif kalkınma ve altyapı
geliştirme imkânı sağlıyor. Üstelik şeffaflığın artırılması, insan haklarına
uyulması ve otoriterlikten vazgeçme gibi şartlar öne sürmeden, ülkenin
altyapısını yenileme ve finansmanını sağlama kolaylığı ile birlikte geliyor.
Böylece Batının görmediği dünyanın liderleri için farklı bir açılım meydana
getiriyor. Sadece Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri bile Çin ile işbirliği
sayesinde 2020 yılında 250 milyar dolarlık dış ticaret hacmine ulaşmış durumda.
Yine Batı dünyasının sürekli
olarak dışladığı, terörle ilişikli devlet veya haydut devlet gibi isimlerle
uluslararası ilişkiler teorilerinde sınıflandırdığı ülkelere aralıksız
uygulanan yaptırım ve ambargolar da Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin işini
kolaylaştırmakta. ABD ve AB ülkeleri nükleer tehdit, teröre destek veya silahlı
örgütlere ihracat gibi nedenlerle sürekli olarak ambargo veya tehdit uyguladığı
ülkeler Çin’in yanında yer almak zorunda kalıyor. İran ve Rusya bu konuda en
iyi örnekler. Ayrıca, Türkiye, Brezilya, Pakistan hatta Suudi Arabistan gibi
ülkelerde zaman zaman bu muameleye tabi tutulmakta bu durumda artık bu ülkeler
için Çin merkezli stratejik işbirliği kuruluşları alternatif olarak ortaya
çıkmaktadır.
ABD ve AB’nin en büyük korkusu ve
zaafı ise, nüfusunun azlığı nedeniyle göç ile işgal edileceğidir. Trump
döneminde açıktan deklare edilen bu korku, ABD ve AB ülkelerinde fakir
ülkelerden uzaklaşma ve ambargo politikalarının gerekçelerinin en büyüğüdür.
Hindistan, Çin, Latin Amerika ve Güney Asya ülkelerindeki nüfus artışı ve
fakirlik, zengin ülkelere doğru insanları göç etmeye zorlamaktadır. Önceleri
ucuz işgücü ve gayri resmi işler için kullanılan göçmenlerin artık Avrupa ve
ABD’nin yönetimlerinde söz sahibi olmaları yerleşik düzeni sarmaktadır.
Göçmenlere karşı alınan önlemler ülkelerin Çin ile işbirliği yapmasını
kolaylaştırmaktadır. ABD ve AB’nin kendilerinin Suriye, Afganistan, Irak, Libya
ve Orta Afrika ülkeleri gibi bizzat asker gönderdiği ülkelerin yaşadığı
krizlerde nüfus hareketleri ile batıya yönelen göçmenler korku kaynağı
olmaktadır. Sayılan bu ülkelerde beklenenin aksine ABD ve batı ülkelerinin
askeri varlıklarına rağmen, Rusya ve Çin’in etkisi daha yüksek
hissedilmektedir.
Küresel pandemi ile birlikte aşı
çalışmaları da Çin’e yönelimi tetikleyecek gibi görünmekte. Pfizer, Astra
Zenaca ve Moderna gibi aşı üreten batılı ilaç firmalar İsrail(bütün ülke nüfusu aşılanmış durumda),
ABD(yılsonuna kadar 200 milyon Amerikalı
aşılanacak) ve İngiltere’ye ürettikleri aşıları hızla uygularken diğer
ülkelere ihracat yasağı uygulayan prosedürler getirmektedir. Çin’in ürettiği
SinoVac ve Rusya’nın ürettiği Stupnik aşıları ise aşıya ulaşmada diğer ülkeler
için şu andaki tek alternatif. Öyle görünüyor ki, aşı politikaları Batılı
ülkelerin yeni ötekileştirme uygulamaları arasında olacak. Çin için ise aşı
sayesinde, Kuşak ve Yol İnisiyatifinin propagandasını artırabileceği ortamı
sağlayabilecek.
Sonuçta, fakir, dışlanan ve ambargoya
tabi tutulan ülkelerin liderleri hem çıkış için hem de kendilerine ekonomik
işbirliği dışında herhangi bir şart koymayan komünist ve otoriter Çin yönetimi
ile birlikte olmayı tercih ediyorlar. Dışlanan
ülkeler, sürekli kendilerini tehdit eden ve düzeltmeye çalışan ABD ve
müttefikleri ile birlikte olmayı terk etmektedirler. Artık yeniden silahlı
bürokrasi Myanmar’da olduğu gibi Çin ve Rusya ile işbirliği yapmakta, ABD ve AB
ise sadece toplumdaki katliamlar için kınama mesajları yayınlayabilmektedir. Eğer
batılı ülkeler zaafları ve korkuları ile Türkiye’nin de içinde bulunduğu
dünyayı dışlamaya devam ederse, bütün dünyanın 1960’larda Rus modeline
sempatisini artırdığı gibi, Çin modeline ilgiyi artıracak gibi görünüyor.