Ekonomik sistemler,
milli ekonomi,
Atatürk'ün ekonomi politikası,
Türkiye ekonomisi,
Ekonominin sorunları
https://www.youtube.com/live/WN92vEkpytg?si=f_Ix7SDuxz5hlzGE
Bu blogda ekonomi, finans, maliye, ipekyolu ve sosyal bilimlerle ilgili yazılara ulaşabilirsiniz.
Ekonomik sistemler,
milli ekonomi,
Atatürk'ün ekonomi politikası,
Türkiye ekonomisi,
Ekonominin sorunları
https://www.youtube.com/live/WN92vEkpytg?si=f_Ix7SDuxz5hlzGE
Bu rapor, Türk ekonomisinin yeni
yüzyılda kateteceği zorlu patikanın aşılması için yeni bir ekonomi stratejisi sunma
çabasındadır. Raporun temel iddiası, Türk ekonomisi sahip olduğu
potansiyel, yetenek ve ekonomik güç nedeniyle küresel veya ülke çapındaki tüm
tehditleri, belirsizlikleri üstesinden gelebilecek ekonomi politikası oluşturma
kapasitesine sahip olduğudur. Bu raporundan elde edilen bulgu ve
yorumların sonuçları aşağıdaki gibidir:
·
Türk ekonomisi yüzüncü yılında dünya ekonomisinde ilk
yirmi ekonomi arasında yer almaktadır. Ülkenin yurtiçi gayri safi mili geliri 1
trilyon dolar sınırının altındadır. Türk ekonomisi 1960 ile 2022 yılları
arasında ortalama %4,8 seviyesinde büyümüştür. Fakat bu büyümenin en büyük
sorunu istikrarsız olmasıdır. Aynı dönemde pozitif ve negatif olarak %17
aralığında büyüme oranları söz konusudur. Diğer ekonomiler karşısında Türk
ekonomisini ayırt eden temel unsur, istikrarsız büyümesidir.
·
Dünya ekonomisinde ABD başta olmak üzere küresel salgın,
Çin rekabeti, gıda milliyetçiliği ve yeniden yükselen korumacılık politikaları
ülkeleri iktisadi milliyetçiliğe yönelmelerine neden olmaktadır. Türkiye’nin
de dünyadaki ekonomik pozisyonu açısından bölgesel bütünleşmeye engel olmayacak
şekilde iktisadi milliyetçiliğe bağlı kendine özgü ekonomik yaklaşım
oluşturması gerekir. İktisadi milliyetçiliğin esas alınmasını
gerektirecek dünya ekonomisinde dört eğilim vardır. Birincisi,
1996 ve 2008 mali krizlerinde milli devletlerin sorunlarının çözümlemek için
kendi halkıyla baş başa kalması ile ekonomik krizlerin maliyetinin ancak milli
sınırda yaşayan millet tarafından yükleneceğinin anlaşılmasıdır; ikincisi,
küresel salgın ve savaş durumlarında küresel tedarik süreçlerinin tıkanması
ülkelerin gıda ve enflasyon sorunlarını çözümlemek için ulusal kaynakları
dışındaki alternatiflerinin azalması ile milli ekonominin güçlendirilmesinin
gerekliliğinin ortaya çıkmasıdır; üçüncüsü; Dünya ekonomisinde
ABD’nin yeniden mili sanayisini canlandırma politikası ve İngiltere’nin Brexit
kararları da ülkelerde iktisadi milliyetçiliğe yönelimi tetikleyen
unsurlardandır; dördüncüsü de, yüksek teknolojinin korumacılıkla geliştirilmesi
çabası da ülkeleri iktisadi milliyetçiliğe yönelmektedir.
·
Yeniden yükselen İktisadi milliyetçiliğin tam olarak
sınırı çizmek mümkün değildir. Çünkü, ticari korumacılık uygulayan ülkeler,
liberal finansal sisteme sahip olmaktadır. Veya sermaye kontrolü uygulayan bir
ülke ticari liberalizm açısından esnek bir siteme sahiptir. Yine ülkeye
doğrudan yatırım girişlerine izin veren bir ülkenin ihracat yasağı mümkün
olmaktadır. Dolayısıyla yeni jenerasyon iktisadi milliyetçilik ülkenin kendi
tarzına göre geliştirdiği ekonomik politik sistem olacaktır. Fakat kaynak ve
gelir dağılımında piyasa ekonomisinin etkinliğini bozmadan uygulamalar
geliştirilmelidir.
·
Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci asrında odaklanacağı
nokta, yeni yükselen ekonomiler ve pazarlar olmak zorundadır. Özellikle
Türkiye’nin doğu ve güneyinde yer alan ülkelerdeki doğal kaynak zenginliği ile
gelişme hızının yüksekliği nedeniyle yeni yönelimlerin bu bölgelere doğru
olması gerekecektir. Türk devletleri Teşkilatı sahip olduğu ekonomik potansiyel
nedeniyle yükselen Asya’ya doğru Türkiye’nin stratejik açılım koridoru
olacaktır. Özelikle Macaristan’dan Kore’ye kadar bütün Avrasya coğrafyası
Türkiye için ekonomik fırsatların en yüksek olduğu, Türkçe’nin hâkim dil olduğu
Brzezinski’nin tabiriyle büyük ekonomik ödüldür.
·
Çin Devletinin İpekyolu inisiyatifi Avrupa’ya ihracat
pazarı ve Afrika ülkelerine de hammadde ve enerji tedarik zinciri kurmak için
oluşturulmuş bir küresel projedir. Bu projenin Avrupa’ya ulaşabilmesindeki en
önemli koridor Türk devletleri ve Türkiye üzerinden geçmektedir. BRI küresel
ekonomide ticari hedeflerinin yüksek olması rağmen, İpekyolu küresel salgının,
dünya finans sistemini tehdit eden kripto paraların ve Avrupa’ya gelen
uyuşturucu kanallarının, terör örgütlerinin ve otoriter rejimlerin de aktarılmasında
bir mekanizma olabilir. Dolayısıyla Türkiye gelecek yüzyılda Çin merkezli
küresel ekonomik politiğin rakibi veya paydaşı olma mücadelesi verecektir.
·
Türk ekonomisinin enerji ve ara malında ithalata bağımlı
olması nedeniyle ihracatı artıkça ülkedeki dış ticaret açığı artmakta ve döviz
ihtiyacı da yükselmektedir. Bu nedenle ülkenin yüksek katma değeri olan ve
ithalatı tetiklemeyen ihracata dönük stratejilerin geliştirilmesi gereklidir.
Ayrıca ABD başta olmak üzere yeni korumacılık temelli iktisadi milliyetçiliğe
yönelen ekonomilerin de Çin’e karşı olan ithalat bağımlığını düşürmek için
ekonomi politikalarını değiştirme çabaları devam etmektedir. Türkiye’nin de
milliyetçi bir anlayışa sanayi politikası geliştirme çabası Cumhuriyetin ilk
yıllarında olduğu gibi devam etmelidir.
·
Dünyada son
yıllarda genel gıda ürünleri ve hububat ürünleri fiyat indeksleri tarihi
artışlar göstermiştir. Bu durumda Türkiye’de gıda enflasyonu da %20
seviyelerinden 2022 yılında %77 seviyesinde artış göstermiştir. Bu artışlar
gelir seviyesi düşük kesimlerin satın alma gücünün azalmasına ve fakirlik
şiddetinin artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’de özellikle hububat
ürünlerinin üretimlerinin garanti altına alınması gerekmektedir. Dünyada
meydana gelen iklim değişiklikleri, tarım ürünlerindeki kıtlıklar ve iç
çatışmalar dünyada tarım ürünleri üretimini tehdit ettiği için ihracat
kısıtlamaları ve gıda ürünleri tarifelerinde ani yükselişlerle uygulanan yeni
korumacılık politikaları ‘gıda milliyetçiliği’ni gerektirmektedir.
· Türkiye’de 1981 ile 2022 arasında enflasyon ortalaması
%38,1 seviyesindedir. Aynı dönemde döviz kurundaki yıllık değişim oranının
ortalaması da %37,6 seviyesindedir. Bu durum ABD’de gözlemlenen sonuçlar Türk
ekonomisinde de geçerli olduğunu göstermektedir. Türk ekonomisinde önemli bir
sorunda fiyatların değişkenliği ve kur dalgalanmalarıdır. 42 yıllık ortalamada
yıllık fiyat dalgalanmalarının ortalaması %30 seviyesinde ve kur
dalgalanmalarının da ortalaması %35 seviyesindedir. Dolaysıyla Türk ekonomisinde
öncelikle Türk lirasının değerinin istikrarının sağlanmasına yönelik
politikalar öncelikle uygulanmalıdır.
·
Türkiye’nin tarih borunca en büyük ekonomik sorunlarından
birisi fiyat istikrarsızlıkları veya fiyat artışlarının sürekli olması
sorundur. Yirmi birinci yüzyılın hem başında paradan sıfır atılarak ve ekonomik
istikrar programı ile Türk lirasının değer kaybı azalmış ve enflasyon sorunu
2005 ile 2017 yılları arasında çözümlenmiştir. Fakat 2018 yılından sonra
uygulanan para politikası hataları ve maliye politikasındaki gevşeme enflasyonu
yeniden yükselmiştir. Aynı dönemde küresel salgın ve Ukrayna krizinin yol
açtığı tedarik sorunları enflasyon artışını tetiklemiştir. Bu durum Türk
lirasının değerini ve uluslararası kullanımını olumsuz etkilemiştir. Türkiye’de
enflasyonun kaynakları, petrol fiyatları, kur artışı ve parasal genişlemeye
bağlıdır.
·
Türk ekonomisi
yetmişli yılların ikinci yarısından beri milli sınırlar içerisinde ayrılıkçı
terör örgütü ve uluslararası terör tehditlerine maruz kalmaktadır. Türkiye’de
terör, bölgesel geri kalmışlık, ekonomik istikrarsızlık, finansal maliyetlerin
yüksekliği, turizm sektörü kayıpları, iç göç baskısı ve yatırımların aksaması
gibi çok değişik yönlerden ekonomiyi olumsuz etkilemektedir. Türkiye’nin 1975
ile 2020 yılları arasında terör kaybı asgari olarak 1,2 trilyon dolar
seviyesindedir. Türkiye’nin milli güvenlik sorunlarını azaltmak için
askeri-sanayi kompleksi kapasitesini artırması ve silahlı kuvvetlerin sahip
olduğu envanterin teknolojik gelişimine yönelik altyapı yatırımlarını
artırmalıdır.
·
Dünya
ekonomisinde küresel salgın, iklim krizi, savaşlar ve göç korkusu kamudan
beklentileri artırmakta ve kamu hacminin genişlemesine sebep olmaktadır.
Türkiye’nin gelecek yüzyılda kendi doğal kaynaklarına sahip çıktığı ve kamu
harcamalarının yeniden etkenliğine göre değiştirdiği bir kamu mali yönetimi
gerekmektedir. Özellikle artan sağlık, eğitim ve askeri harcamalarını
verimlilik kıstasına göre yeniden değerlendirmek zorundadır. Dolayısıyla
oluşacak kamu mali politikasının iktisadi milliyetçiliğin kamu finansmanına
getirebileceği yüklerin yönetilmesi açısından değerlendirmesi gerekecektir.
·
Kamu borçlarının milli gelire oranının %50 sınırının altında ve dış borç
milli gelir oranının da %30 sınırının altında kalması gerekir. Bu nedenle, kamu
finansman politikasında bu oranlara ulaşıncaya kadar kamunun harcamalarının
kısılması gerekir. Özellikle Türkiye’de gelecek yıllarda yaşlanan nüfus için
aktarılacak sosyal güvenlik harcamalarının ‘finansal sistem’ içerisinden fon
yönetimi ile finanse edileceği yeni yöntemlerin geliştirilmesi ile kamu
borçlanma gereği de azalacaktır. Sonuç
olarak, Türk ekonomisi, özel sektör merkezli bir piyasa ekonomisi olarak
devam ederken, gıda, savunma ve yüksek teknoloji alanlarında iktisadi
milliyetçiliğin getirdiği korumacılık ve teşvik politikaları uygulatan ekonomik
yapı ile gelecek yüzyıla hazır olabilir.