14 Haziran 2022 Salı

Enflasyon Cağında Finansal Kaygılar ve Stratejiler

  Son gelişmeler göstermektedir ki, ekonomide iyimserlerin düşündüğü gibi, küresel finansal kriz ortamı hafif kazalarla atlatılamayacak. Bunun iki önemli göstergesi var. Öncelikle ABD borsalarında geleceğe dönük olumlu süreç henüz ortaya çıkmadı. İkincisi de, finans piyasalarında umduğunu bulumayan yatırımcılar petrol ve diğer emtia piyasalarına yönelmekte, ayrıca yaşanan doğal kaynak sıkıntısı petrol ve gıda ürünlerindeki fiyat artışını tetiklemektedir. Bundan sonra ne olacağında ekonomistlerin analizi, Keynes’in öngörüsündeki açıklıkla ancak kısa vadeli fikirler geliştirebilir.

 Yakın gelecekte finans piyasalarının durulması mümkün olmadığına göre, ülkelerin bundan sonra finansal kaygılarımızın sebepleri daha derin analiz edilmelidir. Tek tek unsurları incelememiz halinde yeni stratejiler geliştirilebilir. İlk kaygı, finansal kurumların gücü ve gelecek performanslarıyla ilgilidir. Uluslararası bankacılık üzerindeki analizler kurumların zararları üzerine odaklanmıştır. Bu analizler yanlıştır. Çünkü zarar konjonktürel bir durumu ifade eder, fakat işin aslı bankacılık ve kredi sisteminin kalıcı olarak risk üretmesi daha önemlidir. Uluslararası bankacılık faaliyetleri son otuz yılda, vergisiz ve kanunsuz alanda büyüdü. Gelişmiş Batı ülkelerinin ve diğer ülkelerin bazı dış ilişkiler çalışanlarının uluslararası bankcılık faaliyetlerinde ortak veya faaliyetleri kolaylaştırıcı rol üstlenmesi kanunsuzluğu ve vergisiz alan oluşumunu hızlandırdı. Küreselleşme milli devletlerin vergi alamadığı ve etkin olmadığı bir kavram olarak uluslararası bankacılığın ideolojik zeminini hazırladı. Kolay finansal kaynaklara ulaşan ülkeler için ileride yaaşanabilecek sistemik krizlerin önemi yoktu. Bu önerme özelikle Asya krizinde tam olarak doğrulanmıştır. Bunun yanında vergi ve hukuk yönünden dışlanan milli devletler ahlaki riziko nedeniyle iflas eden finansal kurumların yüklerini bütçelerinden karşılamak zorunda kaldılar. Ülke içi finansal kaynakların tükenmesine neden olan bu süreç, ülkelerin dış finansmanla finansal kaynak tedariğine zorlanan bir yapıya yönelmesine neden oldu. Aynı uluslararası bankalar bu kez yüksek reel faizle Türkiye, Arjantin, Meksika ve Brezilya gibi ülkelerde sendikasyon kredisi yağmuruna tuttular. 1980’den 2003’e kadar geçen sürede gelişen ülkelerin dış finansal yükümlülükleri 7 kat arttı. Aynı zamanda ülkelerde açık finasman politikası dolaylı olarak küresel finansal tederikçiler tarafından desteklendi. Dış finansmanın uluslararası bankalardaki kaynağı küresel bankaların bilançolarındaki spekülatif aktiflerdi. Dolayısıyla hem ülkeler hem de finansal kurumlar birbirinden ayrı finansal bağımlılık sürecine girdiler. Bu süreçten kurtulabilen ülkelerin temel vasfı, petrol veya tarımsal ürünlerdeki üstünlüğüdür. Yani küresel finans kuruluşlarının küreselleşmenin sermaye akımlarının spekülatif yayılımını artıran yönünü pazarlayan ve istismar eden stratejileri, henüz tam olarak ortaya çıkmayan finansal krizin temel sorumlusudur. Bu sebeple küresel bankaların faaliyetleri ülkeler tarafından sıkı takipe alınmalı ve bu konuda ülkeler yerel bankalardan ayrı denetim ilkelerinin belirlenmesi için ortak hareket etmelidir. Bunun yanında uluslararası bankacılığı denetlenmesi için faaliyette bulunduğu tüm ülkelerin temsilcilerinden oluşan denetim birimi tarafında sürekli olarak denetlenmelidir. Ülkelerin yaşadığı finansal krizlerden sonrayerel bnankalara nasıl el konulduysa, küresel finansal piyasalarında risk üreten küresel bankaların gerekirse, IMF veya BIS denetiminde kayyumlara devredilmelidir.

Ikinci önemli kaygı, finansal speülatörlerin otuz yıldır görmezden geldiği emtia piyasalarında alım yapmaları ve artan dünya nüfusunun artışı ile yaşanan doğal kaynak yetersizliğinin farkına varılmasıdır. Bu sorun maliyet enflasyonunun yeniden hortlamasına sebep olduğu gibi, ülkelerde ekonomik büyümenin nüfusun büyümesiyle artan sorunların üstesinden gelmede yeterli olmadığını kanıtlamaktadır. Ülkeler ekonomik büyüme veya sürdürülebilir büyüme stratejileri ile bu tıkanmayı aşamazlar. Yeni dönemde doğal kaynak yetersizliği ithalat yasaklarını ve korumacılık politikalarını(bazı ülkeler bazı tarım ürünlerinin ülkeden çıkışını yasaklamaya başladı) gündeme getirmeye devam edecektir.

Üçüncü önemli kaygı, ülkelerin henüz ekonomik politikada yeni strateji geliştirme gücünün boyutlarının belli olmamasıdır. Geçen otuz yılda IMF’in ülke ekonomilerine sıklıkla müdahil olması ve küreselleşmenin artık vazgeçilmez bir süreç olarak ülkeleri düştüğü tehlike durumlardan kurtarabilecek ideoloji olarak pazarlanması, ülkelerin yeni finansal ve ekonomik starteji geliştirmesini sorgulanmasını gerektirmektedir. Son birkaç yıl içinde ekonomide kalıcı gelişmeler elde eden Rusya, bağımsız ekonomik politika üretebilme gücünü, doğal kaynakları stratejik kullanımını sağlayan politikalarla bütünleştirerek çok önemli ekonomik güç haline dönüşmüştür.

Türkiye küresel finansal tıkanma sürecine siyasal belirsizlik dışında, cari açık, reel faizlerin yüksekliği, enflasyonun katılaşması ve reel sektörün yüksek seviyedeki döviz borçları ile girmektedir. Üç kaygı Türkiye’nin ekonomik yapısını doğrudan tehdit etmektedir. Ayrıca diğer ülkelerden farklı olarak yeni finansal sıkışıklık döneminde Türkiye’nin ekonomik yönetiminin kimin tarafından yapılacağı net değildir. Ayrıca Türkiye AB sürecinde-eğer kısa zamanda tam üye olmazsa- iki ek sıkıntı ile karşı karşıyadır. AB’nin uyguladığı tarım politikaları nedeniyle tarım piyasası tamamen çökebilir. İkincisi de, AB petrol ve diğer kaynaklar yönünde en kısır kıta olmasından dolayı, Türkiye’nin AB’ye yönelimi maliyet enflasyonunu düşürmeye etkisi olmayan bir strateji olacaktır. Ülkenin AB’ye bağımlı ekonomik süreçte bulunması, Türkiye’de içinden çıkılamaz finansal ve ekonomik ortam meydana getirebilir. 2004 yılında “Bay Strateji” olarak bilinen Dr. Kenichi Ohmae’nin 13. Kalite Kongresi’nde şaşırtan konuşmasında Türkiye son yıllarda büyük ilerl eme kaydetti. Pek çok Avrupalı, Türkiye'nin AB'ye girmesini istiyor. AB'yi ve son 10 yılda ekonomi bloklarını inceledim. Türkiye, dışarıda durduğu zaman daha iyi bir konuma sahip. Türkiye, nasıl daha rekabetçi olabilirim konusuna kafa yormalı. Rekabet gücünüzün AB'nin üzerinde olduğunu düşünüyorum.” şeklindeki öngörüsü finansal ve ekonomik stratejilerin yeniden oluşturulmasında hatırlanmalıdır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Trump Stagflasyonu