Ters Seçimin Külfetleri
İktisat kısaca zorunlu tercihlerin bilimidir. İnsanoğlunun
üretim yeteneklerinin sınırları ile doğal sınırlar iktisadi kaynakların arzını
sınırlar. Bu gerçek iktisada giriş dersinde anlatıldığı gibi, aslında yaşamaya başlayan
tüm insanların ilk fark ettiği konulardandır. Sonra, zorunlu tercihler aşaması
başlar. Bazen ikili seçeneklerden birisi bazen de çok sayıda seçenekten birisi
tercih edilmeli veya öncelik sırasına konulmalıdır. Yoksa kıtlık kaynaklı
tercih hatası, sürekli yokluk şeklinde ıstıraplı bir sonuca götürür. Buna
külfet denir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde külfet, ‘sıkıntı, zorluk’ ve ‘büyük masraf’ tanımlanmış. Örnek
olarak şeyh’ül muharririn Ahmet Kabaklı ‘dan bir cümle ile ‘beni
külfete sokma, şimdi ben yokluktayım’ cümlesi ile örneklendirilmiş. Özetle iktisadın ilk dersinde söylendiği gibi
her tercihin bir külfeti vardır. Yani zorluğu, sıkıntısı ve ek olarak ta yeni
bir masrafı. Aslında tercihlerin hikâyesinde daha da önemli olan külfeti kimin
ödeyeceğidir. Klasik iktisat tercihi yapanın külfete katlanacağını belirtir.
Fakat Türkiye gibi geleneklerin hâkim olduğu ülkelerde ‘tercihlerin külfetini
büyükler öder’. Baba, anne veya abi gibi bir aile kahramanı. Mikro seviyede hikâyeyi
böyle özetleyebiliriz.
George Akerlof isimli ekonomist bu durumu ‘limon problemi’
başlıklı makalesinde analiz eder. Örneği ikinci el araba piyasasındaki
satıcılar ile alıcılar arasındaki tercihlerin sonuçları ile ilgilidir. İkinci
el araba piyasasında satıcı sattığı arabanın kusurlarını kendisi bilip, alıcı
ya söylemediği takdirde alıcının hatalı arabayı alması gibi ‘ters
seçim’ kararı ile sonuçlanacaktır. Bu durumda alıcının külfeti herhangi
bir tazminat sisteminin olmadığı durumda kendisine kalır. Ama sosyal devlet, alıcıların
kandırılmasına dayanamaz da ‘kamu zararı finanse etsin’ gibi bir yaklaşım
ortaya koyarsa o zaman satıcının işi çok daha kolaydır. Her hatalı satışın
finansmanı devlet tarafından karşılanacağı için artık piyasada ne kadar hatalı
araç varsa toplanarak satışı rahatlıkla yapılabilir. İktisatta devletin
kurtarması beklentisi de ‘ahlaki tehdit’(moral
hazardous) denir.
Olayı politik kararlar üzerinden analiz edersek, kamu
ekonomisinin yönetiminde ise tercihleri millet adına temsil yetkisini
kullananlar yapar ve külfeti ise millet öder. Bunun örneği ise tüm ülkelerin
ekonomi politik tarihinde sayısız kereler görebilirisiniz. Genelde krizlerde
gerçekleşen bu süreç Rogoff ve Reinhart'ın ‘bu defa farklı: mali aptallığın sekiz yüzyılı’ isimli kitabında
ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Makroekonomide tercihleri yapanların hangi
ilkeye göre hareket derse yol açacakları külfet azalsın dersek bunun ilkelerini
Büyük âlim ve devlet adamı Ahmet Cevdet Paşa’nın Mecellesinde buluruz:
Ø ‘Zarar-ı Ammı Def için Zarar-ı Has ihtiyar olunur’
‘Kamu zararı olmaması
için ferdi zarara katlanılır.’ Herhangi bir tercihte toplumun zarar görmesindense kendisinin zarar görmesini tercih etmelidir.
Ø ‘Zaruretler Memnu’ Olan şeyleri Mübah Kılar’
Zorunluluklar haramı mubah kılar.
Kısacası, toplum adına verilen kararlarda veya şahsi
kararlarda insanlığın aklını kullanarak bilim kuralı haline gelmiş doğrular
yerine yanlış tercihler külfetinin ağır olacağını gösterir. Ekonomideki
olayları bir de bu yönden de analiz etmek gerekir diye düşünmek lazım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder