7 Aralık 2022 Çarşamba

Yatırımın Engelleri: Enflasyon ve diğerleri (the obstacles of investment: inflation and others)

 

İktisadi refahın artmasının tek yolu yatırım yapılmasıdır. Yatırım ekonominin geleceğinin şekillenmesinde gereklidir. Eğer bir ülkede yatırımlar durgunlaşırsa veya reel olarak artmazsa(enflasyondan daha az artarsa) ülkenin milli gelirinin büyüme yavaşlar ve daha da önemlisi iktisadi kalkınmada gerileme başlar. Bir ülkede yatırımların artması için belirsizlik ve ekonomik engellerin ortadan kalkması gerekir. Türkiye’de yatırımların düşmanlarının analizini yapacak olursak, enflasyon, borçlanma eğilimi ve finansal riskler karşımıza çıkacaktır. 

Enflasyon yatırımın en büyük düşmanlarından birisidir. Çünkü firmaların enflasyon dönemlerinde yatırım davranışları uzun vadeden kısa vadeye yönelecektir. Yatırım uzun vadeli iskonto gideri artacağı için enflasyonda arındırılmış getiride sürekli azalacaktır. Bu nedenle firmaların fiziksel yatırımları da sürekli azalacaktır. Firmalar enflasyon dolayısıyla yerine koyma maliyetleri(ikame maliyeti) artacağı için stoklar gibi fiyata daha duyarlı kısa vadeli yatırımlara yönelmek zorunda kalacaktır. Merkez Bankası sektör bilançolarına göre incelendiğinde, 2010 yılını temel yıl(baz yıl) alınırsa, enflasyonun düşük olduğu dönemlerde sabit sermaye yatırımları hem enflasyondan hem de stok yatırımlarından hızlı büyümektedir. Fakat 2017 yılından sonra yurtiçi üretici fiyatları endeksinin artış hızının artması ile fiziksel yatırımlar(sabit yatırımlar) artış hızı düşerken, stoklara yatırım sürekli artmıştır. Özellikle de şekilde gösterildiği gibi 2020 yılından sonra stok yatırımlarında ani sıçrama meydana gelmiştir. 

 


Yatırım yapabilmenin önemli özelliklerinden birisi de, borç temini ve kredi riskinin yönetebilmesidir. Firmalar enflasyon artıkça borçlanmaya daha eğimlidir. Çünkü gelecekte borçların reel değeri düşük olacağı için borçlanarak stoklarına ve diğer aktiflere yatırım yapmaya çalışırlar. Türkiye’de merkez bankası sektör bilançoları verileri üretim işletmelerinde enflasyon artıkça Türk Lirası kredi bulma arayışının hızlandığını göstermektedir. İkinci şekilde görüldüğü gibi 2020 yılından 2021 yılına enflasyon hızı %80’e çıktığında yıllık borçlanma meyli de %30’dan %48’e yükselmiştir. Firmalar, enflasyon karşısında borçlanmaya daha ağırlık vermişlerdir. Bu borçlanma ile sağlanan krediler, bina, makine, teçhizat veya teknoloji yatırımları yerine stokların finansmanı için kullanılmaktadır. 2022 yılında üretici fiyatlarındaki yıllık artışın %140 seviyesine ulaşması ile stokların yerine koyma maliyetlerinin daha hızlı yükselmesi nedeniyle borç ve kısa vadeli yatırım sürecindeki işletmelerin gelecekte finansal sıkıntı maliyetlerinin yükseleceğini göstermektedir. 




 

Yatırımların önündeki en önemli engellerden birisi de, finans kurumlarının kredi davranışlarının değişmesidir. Yüksek enflasyon dönemlerinde banka ve diğer finans kuruluşlarının da kredi verme davranışları değişmektedir. 2020 yılının üçüncü çeyreğine kadar bankaların kredi büyüme oranı enflasyonun üzerindeyken, daha sonra 2022 yılının sonuna kadar enflasyondaki artışın altında kredi vermeye başlamışlardır. Özellikle üçüncü şekilde gösterildiği gibi üç aylık üretici enflasyonunun %38’e yükseldiği dönemde bankaların üç aylık  kredi artışı %21’den %12’ye düşmüştür. Dolayısıyla firmaların yatırım yapmasını sağlayacak finansman kaynaklarından en önemlisi olan banka kredileri bankaların sermayelerini koruma kaygısına paralel olarak daha sınırlı dağıtılmaktadır. 







 Yatırım kararlarının devam etmesi için enflasyondaki düşüş meylinin hızlanması önemlidir. Bu durumda firmaların sabit aktif yatırımlarının artmasının yöntemleri nasıl sağlanacaktır. Buna yönelik olarak yapılması gerekenler;

Piyasa ortamındaki regülasyonların azaltılarak yatırıma yönelik krediye ulaşım imkânlarının kolaylaştırılması önemlidir. 

Kamu teşvik politikaları, yatırımları doğrudan finanse etmek için kullanılacak kredileri kapsayacak şekilde düzenlemelidir. 




3 Aralık 2022 Cumartesi

TÜRKİYE İÇİN ENFLASYON DÜZELTMESİ ÖRNEĞİ

Enflasyon fiyatların sürekli olarak artışını gösterir. Fiyatların sürekli artması sonucunda firmaların sahip olduğu tarihi kayıtlar ile gösterilen varlıkların değeri düşecektir. Ayrıca gelirlerdeki artış maliyetlerdeki artıştan daha fazla olacağı için mali kar yüksek olacağı için ödenecek vergilerde artacaktır. Ayrıca aktif ve borçların gerçek değerleri üzerinden değerlemesi yapılamayacağı için firma değeri enflasyon karşısında düşük kalacaktır. Bu nedenle, firmaların enflasyonun mali tablolara etkisini azaltıcı önlemler alması gereklidir. Bu bölümde, enflasyonun etkilediği bilanço ve gelir tablosu kalemlerinin enflasyona göre düzeltilmesi ve muhasebeleştirilmesi açıklanacaktır.

Enflasyon düzeltmesinin genel amacı, fiyatlar genel seviyesindeki artışların bilanço ve gelir tablosu kalemlerinde meydana getirdiği tahribatın giderilmesi ve vergi matrahında enflasyon nedeniyle meydana gelen şişkinliğin yol açtığı etkilerin ortadan kaldırılmasıdır. Muhasebenin temel kavramlarından birisi, yapılan işlemlerin tarihi değerler üzerinden kaydedilmesini içerse de, aslında muhasebenin asıl amacı ekonomik olayları ve işlemleri olabildiğince gerçeğe yakın ifade etmektir(Antony, 1976)[1]. Bu nedenle enflasyon düzeltmesi işlemleri muhasebe teorisi açısından da önemli bir fonksiyon üstlenir.

Enflasyondan mali tabloların ve vergi matrahının arındırılmasına yönelik ‘enflasyon muhasebesi’ uygulamaları bu makalede işlenecektir.

 

 1.GENEL DÜZELTME YÖNTEMİ: ENFLASYON MUHASEBESİ

Dünyada ve Türkiye’de yüksek enflasyonun firmaların kazançlarını görünürde aşırı artışlara(fiktif kazançlar), değeri tarihi maliyetler üzerinden kaydedilen varlıkların değerinde düşüşe ve özsermayenin hızla tükenmesine neden olmaktadır. Özellikle 1950 ile 1980 arasında uzun süren yüksek enflasyon muhasebe teorisyenlerinin tarihi maliyetler üzerinden hazırlanan mali tabloların gerçeklerden uzaklaştığı eleştirileri üzerine enflasyon muhasebesi teorik ve pratik olarak hızla popüler hale geldi(Flynn, 1977).[2] Bu gelişme ve uzun süren teorik tartışmalardan sonra muhasebe standartları arasında 1989 yılında yayınlana ve 2001 yılında Uluslararası Muhasebe Standartları arasına IAS 29 olarak adapte edilen ‘Yüksek Enflasyonist Ekonomilerde Finansal Raporlama Standardı’(IAS 29 Financial Reporting in Hyperinflationary Economies) girdi. Bir çok ülkede kanunlarla veya muhase kuralları ile gelişen enflasyon muhasebesi firmaların enflasyon karşısında topyekün(bütünleşik) olarak enflasyona karşı geliştirdikleri yöntemlerin tamamının uygulandığı bir sistemdir.

Enflasyon muhasebesi, tarihi maliyetler üzerinden yapılan muhasebe kayıtlarının ve hazırlanan mali tabloların enflasyon karşısında maruz kaldıkları değer sorunlarını matematiksel ve istatistiki yöntemlerle çözmek için geliştirilen işlemler bütünü olarak tanımlanabilir.

1.1. Enflasyon Muhasebesine Nasıl Geçilir?

Türkiye’de yeniden değerleme, hızlandırılmış amortisman, reeskont ayırma ve son giren ilk çıkar stok yöntemi gibi kısmi çözümlerin 2001 krizinden sonraki yüksek enflasyon döneminde özellikle yabancı sermayeli şirketlerin oluşturdukları baskılarla birlikte 213 sayılı VUK’nun  298 maddesi 5024 sayılı kanunun getirdiği değişiklikle enflasyon muhasebesi sürecine geçilmiştir. Enflasyon muhasebesi uygulamasının gerçekleşmesi için VUK mük. 298 sayılı kanunda belirtilen aşağıdaki şartların ortaya çıkması gerekir:

·         “Kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100’den ve

·         içinde bulunulan hesap döneminde % 10’dan fazla olması halinde malî tablolarını enflasyon düzeltmesine tâbi tutarlar. Enflasyon düzeltmesi uygulaması, her iki şartın birlikte gerçekleşmemesi halinde sona erer.”

 

2004 yılında uygulanan kanun 2005 yılında kanunun belirlediği şartların ortadan kalkmasından sonra 2021 yılına kadar uygulama şartları oluşmamıştır. 2021 yılında şartların yeniden oluşmasına rağmen, 29/01/2022 tarihli 31734 sayılı Resmi Gazete de yayımlanan ‘Vergi Usul Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair 7352 sayılı kanunla enflasyon muhasebesine geçilmesi 01/01/2023 tarihine kadar ertelenmiştir.

1.2. Enflasyon Muhasebesi Uygulaması

Enflasyon muhasebesi uygulaması, bilanço ve gelir tablosundaki hesapların değerleri üzerinden yapılan düzeltmelerin yapılmasındaki usul ve işlemleri kapsamaktadır. Enflasyon düzeltmesinde mali tablalardaki verilerin enflasyondan arındırılmasında iki temel yaklaşım vardır:

·         Yerine Koyma Değeri Yaklaşımı(cari değerlere uyumlaştırma yaklaşımı); özellikle satın alma gücü yönünden değeri değişen varlıklar(parasal olmayan varlıklar) firmalarda sürekli temin edilmesi gerekliliğinden dolayı ortaya çıkan bir yöntemdir. Fakat fiyatların sürekli izlenmesi zor olacağı için uygulamasında güçlükler vardır.

·         Fiyatlar Genel Seviyesi Yaklaşımı; TÜFE veya ÜFE gibi fiyatlar genel seviyesini ölçmek için kullanılan endekslerden yararlanarak varlık ve pasiflerin değerlerinin enflasyondan arındırılmasıdır. Bu yöntem ölçülebilirlik  ve kullanılabilirlik açısından daha fazla tercih edilmektedir.

 

Enflasyon muhasebesinin uygulanmasında en önemli ölçüt, mali tablolardaki kalemlerin enflasyondan etkilenme derecesinin tespit edilmesidir. Buna göre,  firmaların varlıklarının veya diğer unsurların değerinin enflasyondan arındırılması daha gerçekçi olacaktır. Türkiye’de 5024 sayılı kanuna göre VUK kanunun 298. Maddesinde yapılan düzenleme aktifleri  ve pasifleri parasal ve parasal olmayan unsurlar olarak sınıflandırmak suretiyle enflasyon düzeltmesine tabi tutmaktadır.

 

·         Parasal Unsurlar; nominal değerlerini korurken, satın alma gücünün enflasyona göre değiştiği için gerçek değerleri de değişecektir. Dolayısıyla enflasyonun etkilerini yansıttıkları için enflasyon düzeltmesine tabi tutulması gerekmez.

·         Parasal Olmayan Unsurlar; Stoklar, sabit varlıklar gibi enflasyon dolayısıyla değerleri azalmayan unsurlardır. Bu unsurların satın alma değerleri yükselirken muhasebe kayıtlarındaki tarihi değerleri aynı şekilde değişmeyen unsurlar olduğu için, enflasyon düzeltmesi ile değerlerinin güncellenmesi gerekir.

 

AKTİF                                         Parasal/Parasal Olmayan Dağılıma Göre Bilanço                                PASİF

Parasal Aktifler

 xxx

Parasal Pasifler

 xxx

Hazır değerler

 

Finansal Borçlar

Özel Kesim v Kamu tahvil Bonoları  

 

Ticari Borçlar

Ticari Alacaklar

 

Borç ve Gider Karşılıkları

Diğer Dönen Varlıklar

 

Vergi ve Sosyal Güvenlik Borçları

 

Parasal Olmayan Aktifler

 xxx

Parasal Olmayan Pasifler

 xxx

Hisse senetleri

 

Sermaye

Stoklar

 

Yedekler

Mali Duran Varlıklar

 

Geçmiş Yıl Karları

 

Maddi Duran Varlıklar

 

 

 

Maddi Olmayan Duran Varlıklar

 

Canlı Varlıklar

 

Gelir Tablosu Unsurları

 

 

 




Endeksler ve Düzeltme Katsayıları

Enflasyon muhasebesinde temel işlem parasal olmayan varlıkların enflasyon düzeltmesine konu olan değerlerinin endekslerden hesaplanan katsayılarla çarpılarak raporlama dönemindeki cari değerinin(satın alma gücünün güncellenmesi) hesaplanmasıdır. Bu nedenle enflasyon muhasebe açısından endekslerden hesaplanan düzeltme katsayılarının bilinmesi gerekir. Bu hesaplamada iki temel kıstas vardır. Birincisi, düzeltmede esas alınacak tarih ikincisi de düzeltmeye esas olan tutardır(Tablo 2). Belirtilen iki kıstasa bağlı olarak düzeltme katsayıları ile hesaplama yapılacaktır(Uman ve Hacurüstemoğlu, 2004;80)[1].


Enflasyon Düzeltmesinde Esas Alınacak Değerler ve Tarihler

Menkul Kıymetler

Satın Alma Değeri

Satın Alma Tarihi

Stoklar

Maliyet Değeri 

Deftere Kayıt tarihi

Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım İşlerinde Maliyet Unsurları

Maliyet Değeri 

Deftere Kayıt tarihi

Maddi Duran Varlıklar

Maliyet Değeri 

Deftere Kayıt tarihi

Maddi Olmayan Duran Varlıklar

Maliyet Değeri 

Deftere Kayıt tarihi

Mali Duran varlıklar

Satın Alma Değeri

Satın Alma Tarihi

Öz kaynaklar

Sermaye Değeri

Tahsilat tarihi(Ödeme tarihi)

Gelir Tablosu ve diğer unsurlar

Kayıtlı değer

Deftere kayıt tarihi



Enflasyon düzeltmesinde temel amaç mali tablolardaki unsurların düzeltme tarihinde satın alma gücüne uyumlaştırılmasıdır. Yüksek enflasyon dönemlerinde yıllık %100 yakın değer kayıpları oluşmaktadır. Örneğin 2020 Aralık ayından 2021 yılı Aralık ayı sonuna kadar yıllık bazda Yi-ÜFE endeksinde %80 oranında değişim meydana gelmiştir. Eğer enflasyon düzeltmesi yapılamadığı takdirde 100 TL değerinde bir varlığın reel satın alma değeri 55 TL seviyesine gerileyecektir. 





[1] Robert N. Anthony (1976) “A Case for Historical Cost”, Harvard Busines Review; https://hbr.org/1976/11/a-case-for-historical-costs

[2] Flynn, T. D. (1977). Why we should account for inflation. Harvard Business Review55(5), 145-157.


[1] Uman, N., Hacırüstemoğlu, R.,(2004) 5024 Sayılı Yasaya Göre Enflasyon Muhasebesi, Alfa yayınları İstanbul 





























27 Kasım 2022 Pazar

Dövizle borçlanma ve kurtarma çağrısından yükselen ahlaki tehdit

 Bu yazı 18 Eylül 2015 de Dünya Gazetesinde yayınlanmıştır. Aşaağıdaki linkten de ulaşılabilir. 

https://www.dunya.com/gundem/dovizle-borclanma-ve-kurtarma-cagrisindan-yukselen-ahlaki-tehdit-haberi-292434

Türkiye’de en çok tartışılan ekonomik kriz unsuru, reel sektör döviz borçlarıdır. Tartışmalarda öne çıkan konu, reel sektörün dövize bağlı borçlarının dövizdeki değer artışı ile birlikte bir döviz krizine yol açabileceği kaygısıdır. Asya krizi, 1994 ve 2001 Türkiye krizlerinin verdiği tecrübeyle bu tartışma ekonomide büyük kaygılara yol açması açsından son derece haklı. Fakat bu tartışma çok yüzeysel olarak yapılmaktadır. Konuyu açmak için aşağıdaki soruların cevaplandırılması gerekir:

1) Türkiye’de dövizle borçlanma gerçekten büyük risk oluşturmakta mıdır?

2) Şirket bilançolarında kur nedeniyle oluşabilecek zararlar ekonomik çöküşün habercisi midir?

3) En önemli soru budur: Devlet yüksek dövizli borçlar nedeniyle çökebilecek şirketleri kurtarmalı mıdır? Ya da sübvanse etmeli midir?

İlk soruya dair verilebilecek tek cevap, Türkiye’de dövizle borçlanmanın boyutları ekonomiyi kısa dönemde tehdit etmese de, uzun vadede kur artışları devam ederse ekonomik bir tehdittir. Türk reel sektörünün dövize bağlı borçlarını izleyebileceğimiz tek kaynak, Merkez Bankası verileridir. TCMB verilerine göre reel sektörün Haziran 2015 itibariyle yükümlülüklerinin toplamı, 283.7 milyar dolardır. Bu borçların yüzde 61’i nakdi döviz kredilerinden oluşmaktadır. Dövizle borçlanmada önemli olan borçlanmanın miktarından dövizde meydana gelebilecek ani artışlar nedeniyle vadesi bitmiş yükümlülüklerdir. Vadesi bitmiş yükümlülüklerin de kısa vadede ekonomik bir tehdit olabilmesi için karşılığında reel sektörün döviz varlıklarının bulunmaması gerekir. Merkez Bankası verilerine göre, reel sektörün döviz varlıkları ise 107.5 milyar dolardır. Yani karşılanmayan döviz yükümlülükleri 176 milyar dolardır. Türkiye’de dövizde risk oluşturan ekonomik büyüklük budur. Fakat ani kriz olmasına neden olacak faktör ise, kısa dönemli döviz açığıdır. Türk işletmelerinin 2015 Haziran ayı itibariyle kısa dönemli döviz varlıkları 83.5 milyar dolar, yükümlülükleri ise, 75.7 milyar dolar, yani 7.8 milyar dolar fazlalık var. Yani firmalar kısa dönemde döviz fazlası nedeniyle zarar etmeyeceği gibi, kâr bile edebilir. Özetle kısa dönemde firmaların döviz kaynaklı nakit açığı yerine fazlası var. 
Şirket bilançolarındaki kur riskinden oluşan kayıplar Türkiye’de yeni bir ekonomik felaketin öncü göstergesi olarak kabul etmek, kolay değil. Bunun iki temel nedeni bulunmaktadır. Türkiye’de reel sektör bilançoları tam bir şeffaflık unsuru olarak hazırlanmamaktadır. Çünkü şirketlerimizin bağlı olduğu yurtdışı firmaları bilmiyoruz. Yerli işletmeler, yurtdışındaki firmaları transfer fiyatlandırması ve maliyet / kâr aktarma operasyonları için araç olarak kullanmaktadır. Batıdaki firmalarla olan ilişkilerde veriler sağlanabilse bile, Orta Asya ve Ortadoğu bağlantılı firmalar karşı ülkelerde gelişmiş bir muhasebe ve vergi sistemi olmaması nedeniyle kayıtdışılığın boyutları bilinmemektedir. Yani Türk firmalarının bilançodaki yükümlülüklerinin ne kadarının yurtdışındaki bağlantılı olduğu firmaların alacakları olduğu muhasebe sistemimizde bunu ölçen bir bilgi bulunmadığı için bilmiyoruz. Yine Merkez Bankası’nın Mayıs 2015 Finansal İstikrar Raporu’nda reel sektörün tespit edilen bilgi, 2014 yılında reel sektörün borçlanmayı dövizden TL’ye kaydırdığını göstermektedir. Bu durumda reel sektörün kısa dönemde dövizdeki artıştan etkilenmeyeceği söylenebilir. Fakat reel sektör için asıl darbe Türk bankacılık sektöründeki faiz artışından gelecektir. Çünkü bankaların yurtdışından borçlanması Türkiye’nin siyasi riskinden dolayı artan risk puanı ve yüzde 30’dan fazla değerlenen dövizle borçlanmanın maliyetinin yüksekliği nedeniyle zorlaşmaktadır. Bu durum mutlaka reel sektöre yansıyacaktır. Bir yıllık vadelerde bu risk, ekonomik bir tehdit olmasa da, artan siyasi belirsizlik ortamı reel sektörü tehdit etmeye devam edecektir. 

Esas olan ise, üçüncü soruya verilecek cevapta gizlidir. Türkiye’de reel sektör yüzde 30’dan fazla oluşan kur kayıpları nedeniyle kamu tarafından desteklenmeli midir? Veya kur nedeniyle oluşacak zararları sübvanse edilmeli midir? Bunun cevabı çok nettir. Reel sektör firmalarına bütçeden herhangi bir para aktarılmamalıdır veya dövizle borçlanmadan oluşan riskleri kamu bütçesi tarafından finanse edilmemelidir. Çünkü 2004 ile 2011 arasında firmalar değerli Türk Lirası nedeniyle borçlanmalarını dövizle yaparak maliyetlerini düşürdü. Aynı zamanda firmalar, yurtdışından Türkiye’ye düşük maliyetle soktuğu mali kaynaklarla Türkiye’de çok büyük yatırımlar yaptı. Sadece imalat sektörünün net sabit sermaye yatırımlarının değeri 285 milyar TL. Aynı zamanda bu değer halen 1998 endeksi üzerinden hesaplandığı için aslında birkaç kat daha fazla değerli bir yatırım. Çok net bir şekilde söylemek gerekirse, firmalar yatırımlarını artırdı ve servet sahibi oldu. Şimdi arzulanan şey, bu servetin kaybolmaması için Türkiye’nin kamu bütçesinden özel sektöre para transfer edilmesi. Buna iktisatta “ahlaki tehdit / moral hazard)” denir. Yani özel kararları ile iflasa neden olanların kamu bütçesinden ayrılan kaynaklarla kurtarılması gelenek haline gelir. Kurtarma beklentisi gelenek haline gelince, iflas edinceye kadar yanlış karar veren, bireyler, firmalar, bankalar yani tüm ekonomik birimler nasıl olsa kurtarılacak diye bütün riskleri alırlar. O zaman kamu yöneticilerinin kararıyla, kötü yönetilen ve yanlış kararlar veren ekonomik birimlerin kurtarılmasına ahlaki riziko denir. Eğer kamu kaynakları bireyleri ve firmaları kurtarmak için kullanılırsa, toplumun hakları bireylere aktarıldığı için ekonomik haksızlık söz konusu olacaktır. 

Net bir şey söyleyerek toparlarsam, Türkiye’de dövizle borçlanma giderek artan bir şekilde firmaları sıkıştırmakla birlikte, kamunun bu firmaların riskini üstlenmesi ekonomik bir ahlaksızlıktır. Hatta biraz daha açarsam, işçi, memur, esnaf, çalışan, emekli vs. bütün ülkeye ait bütçe kaynakları, ‘basiretli davranma zorunluluğu olan ve on yıl boyunca para kazanan firmalara verilmemedir. Bunun yerine siyaset mekanizması, siyasi belirsizlikleri kaldırarak, güven inşa etmelidir. Türk reel sektörü de önünü görerek güvenle piyasa içinde çalışmalıdır. Kamu, firma, ekonomi, hukuk, birey kim veya ne olursa olsun önemli olan Semiha Ayverdi’nin söylediği gibi, “İnsanların korkması icap eden en büyük felaket, kötü ahlaktır.”
 

25 Kasım 2022 Cuma

Ayarlanabir Döviz Kur Pozisyonu: TL Değerliyse borçlan; TL Ucuzlarsa Döviz Varlıklarını Artır!

Merkez bankası finans dışı firmaların döviz pozisyonlarına dair istatistikleri yayınlanmaktadır. Bu istatistikler, Türk firmaların döviz pozisyonlarını dövizdeki değişimlere göre çok hızlı yönetebildiğini göstermektedir. 2018 yılının sonunda yükümlülüklerinde 313 milyar dolar ile maksimum seviyeye ulaşılmıştır. Fakat yaklaşık  3,5 yılda 52 milyar dolar borçlar azalmıştır. Doların Türk Lirası karşısında değeri artıkça, firmaların döviz varlıklarını da artırdıkları anlaşılmaktadır. Döviz varlıkları 2018 yılının sonunda 126 milyar dolar seviyesindeyken, 2022 Temmuz'unda 172 milyar dolar seviyesine çıkmıştır. Yani döviz açıklarını 100 milyar dolar seviyesinde azaltarak, 187,6 milyardolardan 91,1 milyar dolar seviyesine düşürmüşlerdir. Sonuçta Türk firmalarının kur riskinden korunmayı da bildikleri anlaşılmaktadır. 


Değişimin anlaşılması için 2008 yılının son ayını baz alarak yapılacak bir değişim grafiği incelenebilir. Türk firmalarının TL'nin değerli olduğu zamanlarda dövizle borçlandıklarını, TL'nin değeri düşdükçe de yabancı para varlıklarını artırdıklarını görülebilir. İkinci grafiğinde gösterildiği gibi, TL'nin değer kaybının en yüksek olduğu zamanlarda döviz varlıklarının artışı daha da hızlanmaktadır. 



Türk firmalarının döviz pozisyonları sürekli olarak kur değişimlerine bağlı pozisyon değiştirmektedir. O zaman kur hareketleri firma davranışları birlikte düşünülmelidir. 


20 Kasım 2022 Pazar

Dünya Kupası Ekonomisi: Büyük Beklentiler ve Hayal Kırıklığı

 

Dünya Kupası Ekonomisi: Büyük Beklentiler ve Hayal Kırıklığı

Prof. Dr. Mustafa YILDIRAN

Dünya kupası düzenleyen ülkelerde her zaman büyük bir heyecan yaşanır. Heyecanın kaynağı tüm dünyadan değişik futbol takımlarına ev sahipliği yapmanın verdiği haz ile ülke ekonomilerinin hızlı bir gelişme sürecine gireceği beklentisidir. İşin ekonomisi futbol kadar heyecanlı mıdır? Bunu yakından analiz etmek gerekir.

Dünya kupası ekonomisi ülkelere, kamu ekonomisi teorisine göre, Pareto iyimserliğine neden olmaktadır. Pareto iyimserliği, ülkenin ekonomik giderlerini artırmadan veya ülkedeki ekonomik refahtan hiçbir kayıp olmaksızın ek refah artışı beklentisidir. Dünya kupasını düzenleyen ekonomilerine etkisini analiz eden Martin Müller ve arkadaşlarının yaptığı 2022 yılında yayınlanan Türkçesi ’Olimpiyatların ve Futbol Kupalarının Yapısal Açığı’ başlıklı makalesine göre bu yaklaşım yanlış.  Yazarlar olabildiğince kısıtlı giderler üzerinden yaptıkları analizlerde 1966 yılından bu yana, 1986 Meksika ve  2018 Rusya hariç tüm organizasyonların gelirleri giderlerinin ancak %92’sini karşılamıştır. Yani bütün futbol organizasyonu düzenleyen ülkeler ekonomik olarak açık vermiştir. 1966 dan bu yana dünya kupalarından elde edilen gelirler 68 milyar Dolar seviyesindeyken; giderleri 125 milyar dolar seviyesindedir. Yani tüm organizasyonların toplam zararı, 55,5 milyar dolar seviyesindedir. Ülkeler fubol turnuvalarından net olarak zarar etmektedir.

devamı...

https://yirmihaber.com/dunya-kupasi-ekonomisi-buyuk-beklentiler-ve-hayal-kirikligi/

29 Ekim 2022 Cumartesi

Kredi Kullanımında Düşüş (Kredi Sıkışıklığı İşaretleri)

 Türk ekoonomisinde son haftalarda kredi kullanımına yönelik regülasyonlar sıkılaştırıcı bir statüdedir. Regülasyonların artması ile birlikte bankacılıkta haftalık kredi kullanımı sürekli olarak azalmaktadır. Bu değişim finansal piyasalarda önemli bir risk göstergesidir.  (Grafikteki veriler Merkez Bankası İstatistiklerinden alınmıştır.) 


21 Ağusto 2021 ile 21 Ekim 2022 arasındaki değişim incelendiğinde haftalık kredi kullanımları grafiğinin eğim çizgisi(kırmızı) düşüş göstermektedir. 



Kur korumalı mevduattan önceki 30 haftada haftalık artışların toplamı %33 seviyesindeyken %25 seviyesine gerilemiştir. Eğer bankacılık kesimindeki kredi kullanımındaki gerileme devam ederse, ekonomik büyüme de düşüş ortaya çıkabilir. 

"Kredi sıkışıklığı, genelde ekonomik dalgalamalardan kaynaklanan kredi arzındaki azalmayı ifade etmektedir. Kredi sıkııklığının nedenleri arasında, (1) ban ka üst yönetimin aşırı tepkileri; ekonominin daralma dönemlerinde banka yöneticileri kurumlarını korumak için kredi kullanımları zorlaştırması ve (2) bankacılar tarafından yeni kredi standartları getirmesi; bankacıların ve banka üst yönetimleri resesyon korkusu veya banka başarısızlık ları gibi endişeler bulunmaktadır."

CLAİR, R.T., Tucker, P., (1993) “Six Causes of the Credit Crunch”, Federal Reserve Bank of Dallas, Economic Review Third Quarter 1993,119 

4 Eylül 2022 Pazar

2023-2025 Orta Vadeli Plan ve Hedefler

 Orta Vadeli Plan, tüm kamunun hedeflerini belirlemesi için gelecekteki 3 yıl için beklenen hedefleri ortaya koymaktadır. Türkiye'deki performans odaklı, kamu mali yönetim anlayışının ortaya koyduğu bir anlayışın ürünü olması açısından da önemlidir. Bu hedeflere göre, tüm kamu kurumları kendi stratij hedeflerini ve bütçelerini oluşturacaklardır. OVP kapsamındaki hedefler her zaman gerçekleşmese de yol gösterci olması açısından da gerekli. Özellikle Merkez Bankası para politikasında beklenti yönetimindeki nispi olarak geri çekildikten sonra, ekonomi için daha fazla yol gösterici olabilir. 

OVP her yıl yeniden 3 yıl için hazırlanır. 2023-2025 dönemi için hazırlanan OVP 04/09/2022 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlandı. 

OVP Seçilmiş Hedefler 

Yıllar

Büyüme

İşsizlik

Enflasyon

Kamu Harcamaları/GSYİH

Kamu Gelirleri/GSYİH

Faiz Har

(Milyar TL)

2022

5

10,8

65

23,3

19,9

341,9

2023

5

10,4

24,9

24

20,4

581,8

2024

5,5

9,9

13,8

22,9

20,4

718

2025

5,5

9,6

9,9

21,9

20,4

796,9


OVP büyüme hedeflerinde Türkiye'nin gelecek üç yılda %5 büyümesi hedeflenmiş. Bu hedef Türkiye'nn ortalama büyüme hızlarına yakındır. Dolayısıyla ulaşılması mümkündür. İşsizlik hedefleride iyimser olmakla birlikte ulşılması mümküdür. Fakat en tartışmalı hedef ise, enflasyon oranlarıdır. Tüketici enflasyonu ortalama %65, %25, %14 ve %9,9 belirlenmiştir. Dünya ekonomisinde, tedarik sorunları devam ederken ve Ukrayna Savaşı'nın yolaçtığı nedenlerle artan enerji maliyetleri gözönüne alındığında hedeflerin iyimser hesaplandığını göstermektedir. 

Dikkat çekici bir hedef, kamu harcamalarının milli gelire oranıdır. 2024 ve 2025 yıllarında harcamaların milli gelire oranı azalmaktadır. Bu gösterge, 2023 yılından sonra, kamu maliyesinin sıkılaşma sürecine gireceğini göstermektedir. Yine kamu yatırımlarının nispi olarak azalacağı ve tasarrufların artacağı da anlaşılmaktadır. Bu göstergeler, Türkiye'nin seçimden sonra mali yönden sıkılaşma sürecine gireceğini göstermektedir. Enflasyonist süreçte büyümenin getirdiği yüklerin borç faizlerinin artışına etkisi de rakamlardan anlaşılmaktadır. 



OVP Resmi Gazete


Trump Stagflasyonu